Makale

Ati Alip Üsküdar’i Geçerken (2)

Tayyip Erdogan’in son 15 yillik siyasi serüveni üzerine yazmaya devam edecegimi belirtmistim.

Erdogan’in 27 Nisan e-Muhtirasi sonrasinda, Demirel gibi sapkasini alip gitmek veya Erbakan gibi piskin davranmak yerine, hodri meydan restiyle genel seçimlere gitme tercihi çok önemliydi.

Her ne kadar bugün ciddiyetten uzaklastirilmis olsa da, Ergenekon ve Balyoz davalari önemli ve cesaret verici gelismelerdi. 28 Subat davasi, Kenan Evren’in yargilanip suçlu bulunmasi da öyle. Bir cezasizlik karinesinin hüküm sürdügü Türkiye’de ilk kez birilerinden hesap soruluyordu.

Türk-Tarih Tezi’nin aksine, Kürt varliginin kabulü anlamina gelen TRT Kürdî’nin yayina baslamasi, günlük hayatta ve bazi resmi kurumlar nezdinde Kürtçenin kullanimi yönündeki birçok engelin kaldirilmasi, Kürdistan Bölgesel Yönetimiyle iliskilerin normallestirilmesi, genel olarak Kürtler arasinda iyimserlige yol açmisti.

Bir CHP sözcüsünün TBMM’de Dersim örnegi vererek yaptigi tehditkâr konusma üzerine, dönemin Cumhurbaskani Abdullah Gül’ün ve Basbakan Tayyip Erdogan’in tartismaya cesurca müdahil olup, Dersim’de yasanmis olaylarin isyan degil, katliam oldugunu açiklamalari daha önce görüp yasadigimiz seylerden çok farkliydi. Duymadigimiz, ama duymak istedigimiz sözlerdi. Itiraf etmeliyim ki, Tayyip Erdogan’in TBMM’de Dersim Katliami üzerine yaptigi konusma esnasinda birçok arkadasim gibi benim de gözlerim yasarmisti.

Agustos 2005’te, ‘Kürt meselesi, benim de meselemdir’ diyerek, degisik basliklarla da olsa birkaç kez Kürt meselesinin çözümüne yönelik çalismalara girisilmesi, bir Basbakan yardimcisi görevlendirilmesi, çesitli görüsmeler ve toplantilarin yani sira, silahli Kürt örgütü temsilcileriyle Oslo’da gizli görüsmeler yapilmasi önemsenmeyecek seyler degildi.

Bu çalismalarin sonuncusunda ise Imrali Cezaevindeki Abdullah Öcalan’la dogrudan temas ve görüsmeler gerçeklesti. Kandil Dagi’ndaki askeri karargâhiyla temas kurmasi adeta legallestirildi. Legal partiye mensup parlamenterlerin delegelikleri saglandi. Bu temaslarin yürütenlerin güvenlikleri için yasal düzenlemeler yapildi. Sürecin toplum nezdinde anlasilabilir kilinmasi için bir kismi gerçekten saygideger insanlardan olusan bir Akil Insanlar Heyeti teskil edildi. Bu süreçte yapilan pek çok yanlisa bile bir baltalama anlamina gelmesin diye sessiz kalindi. Silahli çatismalar ve siddetten uzak 2 yil da öyle geçti.

Ne var ki, 2013 yilinda bu sonuncu sürecin baslamasindan itibaren yaklasik ikiser aylik aralarla, Gezi Parki olaylari, Misir’daki askeri darbe, 7-8 Ekim 2013’deki Kobani hadiseleri ve yilin sonunda da 17-25 Aralik operasyonlari yasandi.

Yukarida saydigim her bir hadiseden sonra önemli kirilmalar yasanirken, Tayyip Erdogan’in 2012 yilina kadar sürdürdügü davranislar ve kullandigi dil de sertlesmeye basladigi gibi, yine Erdogan’in hosuna gitmeyen her olay, O’nu gittikçe daha sertlesen bir davranisa götürdü. 7 Haziran 2015 genel seçimleri sonrasinda silahli çatismalarin yeniden baslamasiyla birlikte, çözüm süreci falan bitti ve artik hiçbir yumusama belirtisi veya çözüm umudu da kalmadi.

Normal sartlarda bir Reisicumhur olarak daha uzlastirici ve toparlayici bir role sahip olmasi beklenirken, sert ve uzlasmaz bir tutumu tercih etti. Oysa AK Parti Genel Baskani ve Basbakan olarak kullandigi dil, Reisicumhur olduktan sonraki dilden çok daha ilimli ve uzlasma umudu tasimaktaydi.

Hâkim sistemin bir parçasi olarak görülmemesi nedeniyle kendisine iktidar yolunu açan çizgiden her geçen gün biraz daha uzaklasarak eski sistemin bir parçasi haline geldi. 15 Temmuz darbe tesebbüsünün bastirilmasinin ardindan ise, OHAL rejimi yürürlüge girdi ve demokratiklesme umudunu tamamen gündeminden çikardi. OHAL Kanununu kaldirip medeni ve demokratik dünyanin benimsedigi hukuka uygun bir kanun çikarmak yerine, 12 Eylül diktatörlügünün çikardigi bir kanunu benimsedi, hatta oradaki hükümleri bile zorlayan bir uygulamayi tercih etti.

2012 öncesinde Türkiye’nin bütün eski Basbakanlari gibi en çok, hatta öncekilere nazaran belki biraz daha fazla da konusulan ismi süphesiz ki, Tayyip Erdogan’di. 2012 sonrasinda ise sadece en çok konusulan degil, ülkede yegâne konusulan isim Tayyip Erdogan oldu.

Nihayet 16 Nisan referandumu öncesindeki muazzam bir devlet kampanyasi sonucu kil payi bir oranla da olsa yasalara uymadan fiilen kullandigi yetkilere de sahip oldu. Birçok eski arkadasiyla yolunu ayirip tasfiye ettigi partisinin basina dönme imkânina kavustu ve kendi ifadesiyle ‘ati alip Üsküdar’i geçti’.

Hiç de hayra alamet görmedigim bu sonuç, bir toplumun kaderi olmayabilirdi. Bu dönem, henüz bütün sicakligiyla hayatimizda canliligini korurken, bir tarih gibi düsünülmese de, nasilsa ileride bir tarih olarak görülecegi için Karl Marx’in asagidaki pek katilmadigim, biraz da kaderci buldugum sözüyle yazimi bitirmek istedim.

‘Tarihte ne olduysa öyle olmasi gerektigi, baska türlü olamayacagi için öyle olmustur.”

BAS Gazetesi

————————————

8 Mayis 2017

Ümit Firat

Back to top button