Makale

Azraille pazarlik

Sevgili okuyucular, hepinizin yeni yili kutlu olsun. Bu, bazi insanlar için siradan bir yil olabilir. Ama benim için çok özel, bir o kadar da anlamli bir yil. Nedenini merak ediyorsaniz eger, yazimi sonuna kadar okuyun.

Küçücük bir çocukken rastladigim delikanlilari, yasini basini almis ergenler olarak kabul eder, neden hala ölmediklerini düsünürdüm. Delikanli oldugum dönemde ise, orta yaslilarin neden hala ölmediklerini merak ederdim. Orta yasa ulastigimda, bakis açim ciddi sekilde degisti. Çünkü ben de sonunda, ‘Neden hala ölmüyorlar?’ katagorisinin içine girmistim.

Nedenini bilmiyorum ama Azraille ilgili hayaller kurardim. Onunla yüz yüze konusurdum, bazan tartisirdim. Zaman zaman ne kadar yasacagim konusunda onunla pazarlik ederdim.

Bir gün aniden rüyama girdi. Sonumun geldigini düsünerek telaslandim. O, beni sakinlestirdi. Sadece hal hatir sormak için ugradigini söyledi. Firsattan yararlanarak ona, ne zamana kadar yasiyacagimi sordum. Bana ‘Ne acelen var? Hele bir okulunu bitir, askerligini yap, evlen, o zaman konusuruz.’ dedi.

Okulumu bitirmis, askerligimi yapmis, çalismaya baslamistim. Tüm aile fertleri evlenmem konusunda bana baski yapiyorlardi. Ben de ölümümü ötelemek için, ailenin önerisine var gücümle karsi çikiyordum.

En büyük ablam, bir gün beni kenara çekip sordu. ‘Kuro! Dibe ku tu nemêrî?’ diyince erkekligimi isbat etmek (!) için evlenmek zorunda kaldim.

Iki gün sonra, Azrail rüyama girince panikledim. Kelime-i sahadet getirmeye basladim. O, sevecen bir sesle beni yatistirdi. ‘Korkmana gerek yok, sadece hal hatir sormak için, bir ugruyayim dedim’

04.02.1971 tarihinde kizim Dilan dünyaya geldi. Onu bahane ederek, Azraille ciddi bir pazarliga oturdum. Ona dedim ki ‘Bak arkadas, benim nur topu gibi bir kizim oldu. O büyüyecek, okula gidecek, meslek sahibi olacak, efendime söyleyeyim sonra evlenecek, torunum olacak, o da büyüyecek, okula gidecek….’

Azrail elini kaldirarak, ‘ Hop hop dur bi hele, bir nefes al. Simdi sen ne demek istiyorsun, onu açikca söyle’ diyip beni susturdu. Ben de ona ‘Allahin bildigini senden neden sakliyayim, ben ölmeden önce, saydigim bu seylerin tümünü, yani torunumun torununu görmek istiyorum.’ dedim.

‘Sen ne diyorsun arkadas, bu nereden baksan bir asir zaman demektir. Dünyada 7 milyar insan yasiyor. Sana bu kadar ömür düser mi bakalim?’ dedi. Ben de boynumu bükerek, ne yani simdi ben, torunumun hangi meslegi seçecegini, kiminle evlenecegini, kaç çocuk yapacagini ögrenmeden mi ölecegim? Bana yazik degil mi? Senin vicdanin bunu kabul ediyor mu?’ diye söylenmeye basladim.

‘Birak bu ayaklari simdi, sen benim bunca insanin canini severek aldigimi mi zanediyorsun? Saniyede binlerce çocuk dünyaya getiriyorsunuz. Gelenler kadar insani topraga gömmesem, dünyanin hali nice olur ha? Birak yeme içmeyi, insanlar dünyada oturacak bir yer bile bulamazlar, anladin mi? Yakinmayi birak da, yasamin tadini çikarmaya bak. Torunun dünyaya geldiginde, ben sana yine ugrarim.’ dedi ve gitti.

Böylece ölecegim zaman, üç asagi bes yukari belli olmustu. O halde ne edip edip, kizimin evlenmesini, torunumun dünyaya gelisini geciktirmeliydim.

Kizim liseyi bitirip üniversiteye baslamisti. Bi an önce mezun olmak için, var gücüyle çalisiyordu. Bu durumu degistirmem gerekiyordu. Kitaplara gömüldügü zamanlarda, odasina gidip ders salismasini engellemeye çalisiyordum. ‘Gözlerine yazik kizim, bu kadar ineklemeye gerek yok. Bak disarda harika bir bahar var. Kuslar ötüyor, çiçekler kokuyor, çik biraz dolas, yasamin keyfini çikar.’ dedigimde ‘Valla baba sen de bir alemsin ha. Her kes kizina ‘Nereye gidiyorsun, yerine otur, dersini çalis’ der. Sen kalkip bana ‘gez, toz, dolas’ diyorsun.

Ben de ona ‘Sen benim için çok degerlisin, biricik kizimsin. Okulu zamaninda bitireceksin diye, kendini heder etmene izin veremem, anliyor musun?’ diyordum.

Biz bu tartisma içindeyken, delikanlilar kizimin etrafinda dönmeye baslamislardi. Daha sonra ogullarina kiz arayan aileler, kapimizi çalmaya basladilar. Ben her talipli için, ‘boyu kisa, saçi dökülmüs, gözleri birbirine yakin, burnu uzun, biraz yampiri yürüyor’ gibi bahaneler buluyordum.

Bir gün kizim bana bayrak açti. ‘Yaaaa baba sen de bir acaip insansin valla. Herkes kizim bir an önce evlensin, torunum olsun, onu doya doya seveyim’ der. Sen ise her talibime bir kulp buluyorsun. Yooo ben taliplerine kulp bulmuyorum kizim. Var olan kulplara senin dikkatini çekmeye çalisiyorum.’ diyordum.

Kizim sözlerimi kale almadi, seçtigi bir delikanliyla evlendi. Kizim bu konuda beni faka bastirmisti. Bari torun konusunda oyuna gelmiyeyim diye planlar yapmaya basladim. Kizim çoluk çocuktan bahsettiginde ben ‘Ne acelen var evladim. Hele iyi bir is bul, para kazan, kendine güzel bir ev al, sonra çocuk yaparsin. Sen bilmiyorsun çocuk bas belasidir. Çocuk doguran kadinin hayati kayar. Aman acele etme’ diyordum.

Kizim bana ‘Yaaaa baba sen ne ters adamsin böyle, herkes torun torba sahibi olmaya can atar, sen bu ise tas koyuyorsun.’ diyordu. Ben de ona hayatin zorluklari, çocuk yetistirmenin mesakatleri üzerine nutuklar atip onu oyaliyordum.

Tüm çabalarima karsin, bu konudaki stratejim de çöktü. 25 temmuz 2006 tarihinde torunum Seran, dünyeyaya gözlerini açti. Benim de yüregim vurmaya basladi. Tahmin ettiginiz gibi, çok geçmeden sevgili Azrailimle bir kere daha yüz yüze geldik.

Kekeliyerek ‘Zamanim geldi mi?’ diye sordum O da ‘hemen heyecanlanma, dur bir defterime bakayim.’ dedi. ‘Ne defteri?’ diye sordum. O, sessizce defterin yapraklarini çeviriyordu. Bir sayfada durdu, dönüp bana sordu ‘Sen simdi kaç yasindasin?’ ‘Ben, 70 yasindayim.’ diyince söylenmeye basladi. ‘Vay uyanik vay! Sen aklin sira beni kafaya almaya çalisiyorsun, ha’ ‘Estefurullah abi, ne hadime?’ diye kekeledim.

O, asik bir suratla konusmasini sürdürdü. ‘Bizim kayitlara göre, Kürtlerin yas ortalamasi 65 senedir. Sen, 5 yildir bu siniri geçmis bulunuyorsun.’ diyince bende safak atti. Büyük bir korkuyla sordum ‘Ne olur simdi canimi alma. Hiç olmzsa alacak vereceklerimi tasfiye edeyim. Ailemle helallasayim.’ diye yalvarmaya basladim.

O, büyük bir sevecenlikle bana ‘Tamam tamam sana alti ay mühlet veriyorum, islerini bitir gel.’ dedi. Ben telasla ‘Benim girdim çiktim çok. Bu isler bir kaç ayda bitmez. Bana en az 10 15 yil zaman gerekiyor.’ deyince katila katila gülmeye basladi. Hiç bir sey söylemeden çekip gitti.

Ve, esim Necla ile huzurlu mutlu bir yasam sürdürürken, mutluluguma yeni mutluluklar katildi. 17.01.2007 günü, oglum Aryan dünyaya geldi. Tahmin edeceginiz gibi, ertesi gece yine uzlasma masasinin basina oturduk. Söze o basladi. ‘Tebrik ederim, bir oglun olmus.’ Inisiyatifi ele almak için hemen söze girdim. ‘Allah razi olsun. Gördügünüz gibi, ailem genisledi, sorumlulugum da artti. Hem ogluma hem de torunuma iyi bir gelecek hazirlamam için çok para kazanmam gerekiyor. Bunun için en az 20 sene daha yasamam sart.’ Bu sefer o sözümü kesti ‘Iyi valla, sana selam verdik, borçlu çiktik. Hatta ben de oturup seninle konusuyorum. Sesini kes sonunu bekle’ dedi ve kalkip gitti.

O günden beridir, korku ve panik içinde onu bekliyorum. Ondan da ne ses çikiyor ne seda. Sakin beni unutmus olmasin? Yoksa aniden ümmügüme bastirip canimi mi alacak? Ne olur Güzin Abla, ay pardon sevgili okuyucular, bana yardim edin, bana bir çare bulun.

Sevgili okuyucularim! 01.03.2016 günü, yani iki ay sonra, seksen yasina girecegim. Biliyorum, o gün beni mutlak ziyarete gelecek. Büyük bir ihtimalle onunla son kez pazarlik masasina oturacagiz. Bu nedenle stratejik bir plana ihtiyacim var. Ne olur, bana yardim eden, bana akil verin.

Mesela kendisine ‘Emrin basim gözüm üstüne. Ama benim ezeli ve ebedi bir özlemim var. Ben, bagimsiz, birlesik, sosyalist Kürdistan’i görmeden ölmek istemiyorum. Eger ölürsem gözlerim açik gider.’ desem, acaba nasil bir tepki verir? Bir tekmeyle pazarlik masasini devirir mi?

Yoksa benim gibi isi mizaha döküp, ‘Dur hele, önce canini bir alayim. Sana söz veriyorum, açik kalan gözlerini ben kaparim.’ mi diyecak? Sonum ne zaman ve nasil gelecek, dogrusu çok merak ediyorum.

Yilmaz Çamlibel

Back to top button