Makale

Barzani nefreti neyin turnusol kâgidi?

Bir Kürt meselemiz oldugunu nihayet kabul ettikten hemen sonra bu kabulün yanibasina bir de rezerv ekledik: ‘Ama Kürt meselesinin çözümünü tartisirken Türklerin hassasiyetlerini de unutmamaliyiz…’

Bazi okurlar hatirlayacaktir, ben bunu eskiden beri ‘Kürt sorunundaki Türk sorunu’ olarak adlandiriyorum… 2012’nin sonunda baslatilan Çözüm Süreci’ne kadar bu sorunu tek veçheli görüyor ve söyle tanimliyordum:

‘Kürt sorunundaki Türk sorunu, Türklerin, ortada ciddi hiçbir neden yokken bazi Kürtlerin sirf kötülük olsun diye daga çikmalarina inanmalari sorunudur…’

‘Kürt sorunundaki Türk sorunu’nun çözümü için de, Kürtlerin geçmiste neler yasadiklarini Türklere anlatmanin etkili yollarinin bulunmasi gerektigini savunuyordum. Bunun bir yolu bulunamaz, o bilgisizlik alt edilemezse gidilecek hiçbir yol yoktu. Çünkü ‘Kürt sorunundaki Türk sorunu’, bilgisizlige bagli bir duyarsizlik; duyarsizliga bagli bir kibir sorunuydu…

Çözüm sürecinde yasananlar, iktidarin ve medyanin istemesi durumunda bu bilgisizligin giderilmesi yönünde etkili adimlarin atilabilecegini gösterdi. Ne var ki, ayni süreç içinde ortaya çikan bir dizi olgu, ‘Kürt sorunundaki Türk sorunu’nun çok daha köklü bir baska veçhesinin oldugunu gözler önüne serdi, o da suydu: Türkler, Kürtlerin geçmiste yasadigi acilari ve haksizliklari ögrenmeye basladiklarinda ‘Kürt kardesleri’ için üzülmeyi de ögrenebilirlerdi, fakat ‘Kürt kardesler’in ‘esitlik’ talebiyle ortaya çikmalari durumunda külahlar degisilirdi; iste bu olmazdi.

Kardesiz ama esit degiliz!

Yani aslinda ‘Kürt sorunundaki Türk sorunu’nun, biri nispeten daha kolay asilabilecek, öbürü ise çok daha köklü oldugu için kolay kolay asilamayacak iki temel veçhesinden söz etmek gerekecektir.

Karsimizdakini ‘kardes’ olarak kabul etmekle esitimiz olarak kabul etmek arasinda daglar kadar fark vardir. Gerçekten sefkat duydugunuz küçük kardesiniz, siz onun yaninda yaptiginizda hiçbir sorun teskil etmeyen bir davranisi (mesela sigara içmek) yaninizda sergilese ne hissedersiniz? Bir irade, sizi sevip sefkat gösterdiginiz küçük kardesinizle esit statüde olmaya zorlasa, mesela yaninizda sigara içmeyi kardesinizin esitlikten kaynaklanan bir hakki oldugunu size anlatsa… Ne hissedersiniz?

Bir ‘sefkat kardesligi’ne esitlik zerk etmeye kalkarsaniz, istisnalar hariç karsilasacaginiz sey, sefkatin azalmasidir. Çünkü sefkat, esitsizligin tarlasinda boy atan bir duygudur ve yönü kuvvetliden zayifa dogrudur.

‘Kardesimiz Kürt’ bizden bir de ‘esitlik ve saygi’ talep ettiginde basina neyin geldigi belli de, bunu açikça ifade etmek o kadar kolay degil, çünkü o zaman ‘kardeslik’ vurgusunun üzerindeki yaldizlar da dökülecek.

Türk milliyetçiligi ile Türk ulusalciliginin, içlerindeki nefreti dökmek için bas vurdugu araçlardan biri de her firsatta Barzani düsmanligi yapmak… Barzani nefretinin bugünlerde yine alevlenmesi bosuna degil. Çünkü Barzani nefreti, kendi Kürtlerimiz üzerinden ifade ettigimizde ayip kaçacak bir duygumuzu kusmak için mükemmel bir araç niteliginde: Temsil ettigi Kürtlerin esit insan ve vatandas sayilmalarinda önemli rol oynamis bir Kürt lideri asagilarken sunu söylemis oluyoruz: Biz, böyle bir esitligi asla kabul etmeyiz!

Türkiye’yi ziyaretinde Barzani’nin Kürtçe konusmasina izin vermemekle övünmek!

Sosyal medyadaki Barzani nefreti için bugünlerdeki vesile, FoxTV haber sunucusu Fatih Portakal’in sözleri… Fakat ben, zaten çok bilinen bu örnegi geçip, farkina varilmamis taze bir örnegi ve daha eskilerden bir örnegi hatirlatmak istiyorum…

Birinci örnek: ‘1992… ABD ‘davet edeceksiniz’ dedi. Bizimkiler ‘peki’ dedi. Barzani tarihte ilk kez Ankara’ya geldi. Cumhurbaskani Özal’in himayesindeydi. MIT tesislerinde kaliyordu. Basbakan Demirel tarafindan agirlandi. Süklüm püklümdü. Kürtçe konusmasina izin verilmedi, Arapça konusuyor, tercüman Türkçe’ye çeviriyordu.’ (‘Beraber yürüdük biz bu yillarda, Yilmaz Özdil, Sözcü, 11 Ekim 2019).

Aradan çeyrek asir geçmis, devletin bile ‘çocukça hata’ diye andigi ‘Kürdün Kürtçe konusmasina izin vermeme’yi bugün dahi marifetmis gibi anan bir Türk ulusalciligi…

‘Adina Barzani denilen alçak ve adi herif…’

Ikinci örnek: Bu örnek, Barzani nefretinin asil, onun, temsil ettigi Kürtlerin esit insan ve vatandas sayilmalarinda önemli rol oynamis bir lider olmasindan kaynaklandigini daha iyi anlatiyor:

‘Sevgili okurlarim, Türkiye Cumhuriyeti dün ve önceki gün, ne yazik ki kendi yarattigi aci bir olaya taniklik etti. Bayrak direklerine Kürdistan paçavralari çekildi!

‘Niçin? Zira adina Barzani denilen alçak ve adi herif Türkiye’yi resmen ziyaret ediyordu. Geldi… Önce bizim dünya lideri, sonra da sadrazam Binali Bey’le resmi görüsmelerde bulundu.

‘Asiret reisi Türkiye ziyaretini ‘Devlet Baskani (!)’ kimligi ile yapiyordu. Istanbul ve Ankara’da sözde Kürdistan bayragi iste bu nedenle çekilmisti. Simdi sormak gerekir, bu herif hangi devletin baskanidir? Dünyada Kürdistan diye bir devlet var midir? Türkiye Cumhuriyeti Devleti nasil olur da o katile devlet baskani muamelesi yapar, paçavrasini göndere çeker?’ (Dünden bugüne Barzani olayi’, Emin Çölasan, Sözcü, 6 Ekim 2017).

Iki örnegi de ulusalcilardan verdim ama isterseniz internette milliyetçilerden gelen nâmütenâhi Barzani düsmanligi yazisina da ulasabilirsiniz…

Verdigim örnekleri ve bulacaginiz baska yazilari okurken, Barzani’nin bir zamanlar Türkiye’yle birlikte PKK’ya karsi askeri ittifak kurdugunu ve bugün bile PKK’yi elestirdigini de unutmayin. Yani hiçbir sey ulusalcilarin ve milliyetçilerin Barzani düsmanligini seyreltemiyor.

Nedeni çok açik: Çünkü o, Kürtlerle baska milletlerin (tabii bu arada Türklerin) esitligini imâ eden bir politik figür; en kabul edilemeyecek seyin sembol ismi.

Alper Görmüs

Back to top button