Makale

Barzani’nin gördügü gerçekler

Türkiye’nin Kürt sorununun birbirine bagli dört boyutu var.

Bunlarin basta geleni, Kürtlerin öteki yurttaslarla esit haklara sahip olmamalari sorunudur ve ancak bu büyük haksizligin giderilmesiyle çözülebilir. Ikinci boyut, büyük haksizligin dogurduguna kusku olmayan, fakat giderek bagimsiz bir sorun niteligini kazanan PKK ayaklanmasi. Bu sorunun çözümünün birinci sarti, PKK’nin siddeti terk edip mesru, siyasi mücadeleye yönelmesinin önündeki engellerin kalkmasi.

Üçüncü boyut, Kürt çogunluklu bölgenin ülkenin geri kalanina göre sosyo-ekonomik bakimdan daha az gelismis olmasiyla ilgili. Bölgenin kalkinmasi için gerekli yatirimlarin önde gelen sarti, silahli ayaklanma ve siddetin son bulmasi, istikrarin saglanmasi. Nihayet dördüncü boyut, yaklasik yarisi Türkiye’de olmak üzere Kürtlerin dört ayri ülkede yasiyor ve her birinde haklari için mücadele ediyor olmalari. Bu gerçegin birlik ve dirligine bir tehdit olusturmamasini saglamanin yolu da, Türkiye’nin kendini bir yurttaslar devleti olarak yeniden kurmak suretiyle sadece kendi Kürtlerinin degil, bütün Kürtlerin güven ve saygisini kazanmasi.

Geçen hafta, Kürt sorununun uluslararasi boyutu ile ilgili önemli bir gelisme yasandi. Türkiye’yi ziyaret eden Irak Kürdistan Bölge Yönetimi Baskani Mesut Barzani, Türkiye’de Kürt sorununun çözümü yönündeki olumlu gelismelere gerek PKK’nin, gerekse BDP’nin destek vermesi gerektigini belirttikten sonra, sert bir uyarida bulundu: “Bu dönemden sonra PKK hâlâ silahi tercih ederse, kendi kaybeder. Kendilerine kontrolümdeki bölgede silah kullandirtmam. Bu savasi bizim bölgemize çekmelerine müsaade etmeyiz. Gerekirse nasihatle, gerekirse zorla.”

Barzani’nin geçen yildan bu yana, önümüzdeki aylarda Erbil/Hewler’de toplanmasi beklenen Kürdistan Genel Konferansi’nda PKK’ya silah birakma çagrisinda bulunulmasi yönünde çaba harcadigi da biliniyor. Irak Kürt liderliginin bu noktaya gelmis olmasinin, Adalet ve Kalkinma Partisi (AKP) iktidarinin izledigi “komsularla sifir problem” politikasinin en büyük basarisi olduguna kusku yok. Bu politika sayesinde askeri-bürokratik vesayet düzeninin bütün Kürtleri düsman gören, PKK’nin kökünün kazinmasi için öncelikle Irak Kürt liderliginin hedef alinmasini savunan körlükle malul politikasi tasfiye oldu. Irak Kürdistani’yla ekonomik karsilikli bagimlilik ilerledi; bundan iki taraf da çok kazançli çikti. Ankara, Irak Kürtlerinin güvenini ve saygisini kazandi. Irak Kürt liderligi, dostane iliskileri tehdit eden PKK’ya karsi giderek daha sert bir tavir takindi.

Barzani’nin su gerçegi giderek daha iyi gördügü söylenebilir: PKK’nin izlemekte oldugu siddet politikasi, sadece Kürtlerin inkârina son verip haklarini tanimaya yönelen Türkiye’de degil, bütün bölgede Kürtlerin demokratik haklara kavusmalarina engel haline geldi. Türkiye’de degil, bütün bölgede Kürtlerin demokratik haklara kavusmalarina engel hale geldi. PKK bugün Suriye’de Kürtleri ezen Arap milliyetçisi Baas diktatörlügünün bas müttefiki konumunda. Iran’daki otoriter Islamci rejim, yine onunla mücadeleyi bir yana birakip, PKK’yi Türkiye’ye karsi kiskirtma politikasina yönelmis durumda.

PKK’nin Türkiye’de Kürtlere dayatilan asimilasyon politikasinin ürünü oldugu, akil ve izan sahibi herkesin kabul ettigi bir gerçek. PKK isyani olmasaydi Türkiye, inkârina son verip haklarini tanima yolunda ilerler miydi? Bu konuda farkli görüsler var. Bir görüse göre, hayir. Baska bir görüse göre ise, Soguk Savas’in sonundan itibaren Kürtler topyekûn demokratik imkânlari kullanmaya odaklanmis olsalardi, Türkiye Kürt haklarinin taninmasinda bugün çok daha ileri bir noktada olabilirdi. Tartisilabilir… Peki, PKK’nin silahlari Türkiye’de Kürtlerin hak mücadelesinde bir “güvence” midir? Akil ve izan sahibi herkes, sanirim bu iddianin geçersizligini görüyor. Barzani’nin gördügü gerçekleri, BDP’nin de, PKK’nin da içinde giderek daha çok sayida kimsenin görmekte olduguna inaniyorum.

——————————————–

Zaman-24 Nisan

Sahin Alpay

Back to top button