BASARIYA ULASMAK IÇIN DOGRU STRATEJI GEREKLI

Geçen yil (2021) Eylül basinda ‘Face’teki Bazi Modalar Üzerine’ baslikli bir yazi yazmistim. Yazi dogal olarak tartismalara yol açti. Söz konusu yanlislarin içinde olanlar ve modaya ayak uyduranlar tepki gösterdiler; bazilari söylenenleri çarpitti. Bunun üzerine yanlis anlamalari önlemek için alti yazi daha kaleme aldim. Bunlarin besi yayinlandi ve onlari yeterli bulup altincisini yayinlamadim. Kilerimde duran bu yaziyi da simdi yayinliyorum. Yasadigimiz siyasi ortamda kanimca buna gerek var. (6 Nisan 2022)
* * *
Son olarak sunu da eklemeliyim: Kürt halkinin bugün içinde bulundugu kosullar, Güney Kürdistan’daki federal statüyü bir yana birakirsak (ki o da hâlâ ciddi sorunlar yasiyor) aci ve üzüntü vericidir.
Bunun basta gelen nedeni ülkemizin bölünmüs olmasi, halkimizin üzerindeki agir ulusal baski ve sömürü olsa bile tek neden bu degil. Kürt ulusal hareketinin de bir bütün olarak dogru bir strateji izledigi söylenemez. Bu nedenle ulusal güçlerin birligi bir türlü saglanamadi ve kitle mücadelesi saglikli yol ve yöntemler izleyemedi.
Diger bir deyisle suçu salt baskalarinda aramayalim. Kürtler adina sahneye çikan her örgüt ve kisi kendi politikasina bakmali, neler yapip yapmadigi üzerinde düsünmeli.
Bizim kendi payimiza bu konuda alnimiz açik. Ben ve arkadaslarim halkin önüne yanlis yollar koymadik, uygun olmayan kosullarda siddete yönelmedik, bunu yapanlari uyardik. Ama rejim bizzat kendi ajan ve provokatörleri eliyle Kürt hareketini teröre yöneltti. Bizim israrli uyarilarimiza ragmen pek çok deneysiz, yurtsever insan oyuna geldi, sivri sloganlar kullanan PKK’nin ardina takildi. Onbinlerce genç insanimiz bu nedenle yasamini yitirdi, Kürdistan’da binlerce köy yanip yikildi, bosaldi, onlarca kent ve kasaba yerle bir oldu, milyonlarca insanimiz sürgün yollarina düstü. Güya bagimsiz Kürdistan için bütün bunlari yapan PKK’nin basindaki kisi, sonunda yakalanip getirilince teslim oldu ve geçmiste lafta da olsa söylediklerini tümden terk etti, 12 Eylül öncesinde oldugu gibi, rejimin tam bir hizmetkâri oldu. PKK da biri iki etmeden onu izledi ve pek çok insan tüm bu olup bitenlere ragmen hâlâ ayni yolda yürüyüp gidiyor.
Insanlarin uyanmasi için daha ne olmasi gerekiyor? Bu nasil perdedir gözlere çekilmis? Bu insanlar görme ve isitme özürlü mü?..
Ama sadece PKK ve hâlâ onu izleyen görme ve isitme özürlüler degil (ki onlarin bir bölümü, özellikle basi çekenler, ne yaptiklarini çok iyi biliyorlar; bir bölümü görevli, bir bölümü rant paylasimi için orada), Kürt siyaseti içindeki diger birçok örgüt ve lider geçinenler de bizim tüm uyarilarimiza ragmen bunu göremediler. Hatta zaman zaman onlarin yaptiklarina özendiler. Oysa onlar da oynanan oyunu kavrayip tavir alabilselerdi durum çok daha farkli olurdu.
Biz kendi payimiza, PKK olayini iyi kavrayip zamaninda gerekli tavri göstermis olmanin yani sira, Kürt ulusal hareketinin basarisi için ortaya saglikli bir strateji koyduk. Ulusal ve uluslararasi durumu dogru tahlil ettik. Hem ulusal güçlerin birligi için çalistik, hem de yan yana yasadigimiz halklarin, bunun yani sira tüm ülkelerdeki ilerici, demokratik, devrimci güçlerle dayanismanin geregini savunduk; demokrasi mücadelesine önem verdik.
Daha 1960’li ve 1970’li yillarda bu politikanin olumlu ürünleri görüldü. Kitleler hizla bilinçlendiler. Diger yurtsever kesimlerle iyi iliskiler olusturduk. Diyarbakir ve Agri’da belediye baskanligi seçimlerini kazandik. Yurt içinde yaygin biçimde Devrimci Halk Kültür Dernekleri, yurt disinda Federal Almanya ve diger ülkelerde KOMKAR olustu. 200.000 üyeli Türkiye Ögretmenler Birligi’nin (TÖB-DER) yönetimini dört yil süreyle diger bazi devrimci örgütlerle (TSIP, DEV-YOL, Kurtulus Grubu) paylastik. Türkiye ilerici ve demokratik güçleri arasinda da mücadelemize hatiri sayilir dost güçler olustu. 1980 yili baslarinda üç örgütle (Özgürlük Yolu Hareketi, Devrimci Demokratlar ve KUK) Ulusal Demokratik Güçbirligi’ni (UDG) olusturduk. Söz konusu güçbirligi diger yurtsever örgüt ve gruplara da açikti.
Birligi olusturduktan sonra UDG adina sekiz kadar Türkiyeli sol ve demokratik örgüte (DISK, TÖB-DER, TSIP, TIP, TKP, Kurtulus Grubu, DEV-YOL, Halkin Kurtulusu) fasist ve emperyalist güçlere karsi cephe olusturmak için yazili bir öneri götürdük. ‘Onlar fasizmi getirmek istiyorlar, biz güçlerimizi birlestirirsek bunu önleyebilir ve demokratik halk iktidarini gerçeklestirebiliriz,’ dedik. (Bak: Kemal Burkay, Anilar-Belgeler, 2. Cilt, sayfa 170 ve devami).
Eger Kürt ulusal hareketi ile Türkiye devrim ve demokrasi güçleri arasinda söz konusu birlik saglansaydi 1980 fasist darbesinin önü alinabilir, PKK tuzagi da bosa çikarilabilirdi. Kürt ulusal hareketi, UDG’nin ve söz konusu ittifakin yarattigi güven ve enerji ile daha o dönemde Kürdistan’daki belediyelerin büyük bölümünü kazanabilir, parlamentoya hatiri sayili bir güçle girebilir, bununla akillica ve kararli bir siyaset yürüterek Türkiye politikasini etkileyebilir ve Kürt sorununun adil çözümüne yolu açabilirdik. Sik sik söylerim: 20 milyonluk Kürt halkinin oyu, 20 milyon tüfekten daha önemlidir.
Ama öneri götürdügümüz sol örgütler, özellikle TKP, TIP, DEV-YOL böylesi bir güçbirliginin önemini kavramadilar ve buna yanasmadilar. Söz konusu örgütler kendi aralarinda bir tür mezhep kavgasina tutusmuslardi. Üstelik UDG içindeki DDKD’yi (KIP’i) de olumsuz etkilediler. Böylece UDG de çok geçmeden dagildi.
Sonuç olarak sunu iddia ediyorum: Bizim izledigimiz politikalar, Kürt ulusal hareketi için belirledigimiz strateji saglikliydi ve eger diger Kürt örgütleri ve yurtsever sahsiyetler bunu kavrayip destek olsalardi bundan Türkiye’de siyasal hayati etkileyecek, hatta ona yön verecek büyük bir güç dogacakti. Bunun sonucu belki de Kürt sorunu, bagimsizlik biçiminde olmasa da federal biçimde, simdiye kadar çözülmüs olacakti.
Ne var ki ulusal ve uluslararasi durumu dogru tahlil edemeyen, güçlerine bakmayip büyük tasa sarilan, sivri sloganlarla vakit geçiren birçoklari bunu kavramadilar, hâlâ kavramiyorlar. Ve eger Kürt hareketi bugün bu zor ve daginik, karamsarlik verici durumdaysa onlarin da bunda büyük payi var.
Ayni sey Türkiye sol hareketi için de söylenebilir. Zaten sosyalist sistem çöktükten sonra bu sol hizla zayifladi, ufaldi, etkinligini kaybetti. Bir bölümüyle PKK’nin kuyrugunda idame-i hayat etmeye çalisiyor.
16 Eylül 2021
Kemal Burkay