Batililar niye yanimizda degil?

AKP’liler üzgünler: Darbe girisimi olmasina ragmen Avrupalilar onlari arayip ne oldugunu sormuyor, ‘geçmis olsun’ demiyor diye. ‘Niye Türkiye’ye ziyarete gelmiyorlar?’
Yalniz ‘üzgün’ olmakla kalmiyor, ayni zamanda ‘kizgin’ oluyorlar. ‘Bunlar zaten böyledir. Çifte standartlidir. Aslinda hepsi bize düsmandir.’ Daha da ileri gidip, örnegin idami geri getiren bir Türkiye’nin Avrupa’da yeri olmadigini söyleyenlere sövüp sayiyorlar.
Evet, 15 Temmuz girisiminden sonra, Avrupa’dan ya da Amerika’dan bekledigimiz nicelikte ve nitelikte taziye, ‘geçmis olsun’ mesajlari almadik, dogru.
Niye acaba? Çünkü Türkiye’nin Cumhurbaskani Recep Tayyip Erdogan demokratik dünyada demokrasiye yeterince saygisi olan bir önder olarak taninmiyor. Önceki yillarda, yani Tayyip Erdogan bugün oldugu Tayyip Erdogan olmaya karar vermeden önce, onu özellikle tutan, yapacaklarindan umudu olan siyaset adamlari vardi. Bugün böyle bir sey yok. Nedeni de Erdogan’in demokrasiyi her firsatta tavirlari ve uygulamalari.
Darbe girisimi ‘tehlikesi’ atlatilir gibi olur olmaz, ‘Su kadar insan görevden alindi’ haberleri, hükümetten gelen haberler, yayimlanmaya basladi. Yalniz Milli Egitim Bakanligi’nda isten el çektirilen sayisi 40.000’i geçmis! Yani bu tam 40.000 kisi darbe hazirliginda veya darbede rol mu oynamis? Yoksa söyle ya da böyle, Fethullah Gülen hakkinda olumlu bir bakislari oldugu mu saptanmis? Yoksa, Gülen de sart degil; Tayyip Erdogan’a ve partisine bakislarinin istenen ölçüde ‘amigoluk’ potansiyeli tasimadigina mi karar verilmis?
Nazli Ilicak’in, Ali Bulaç’in, Sahin Alpay’in, Mümtaz’er Türköne’nin gözaltina alinmasi karsisinda huylanmis olabilir mi, Avrupali devlet adamlari? Hilmi Yavuz aranirken Hollande ziyarete gelse, Hilmi Yavuz’un gözaltina alinmasini onayliyormus gibi bir duruma düsme ihtimali olur mu?
Hükümetin, devletin kendi yayina soktugu filmler var: Agzi burnu, kolu bacagi yamulmus insanlar, ellerinde kayisla dolasan insanlar vb. Inandiricilik bakimindan rakipsiz Adalet Bakani bunlarin iskence falan olmadigini söylüyor, ama örnegin Merkel ne yapsin? Bu filmlerin oldugu ülkeye ‘geçmis olsun’ ziyaretine gelirse Alman kamuoyu ne der?
Merkel’in iktidara ‘ilimlilik’ tavsiyesi bugünlerde bizim gazetelerde yer aliyor. ‘Tamam, darbe girisimi ciddi bir olay, ama yavas olun’ diyor Merkel.
Düzenli olarak izledigim yabanci basin organi, bir zamanlar adi Herald Tribune olan International New York Times; dünyanin belli basli gazetelerinden biridir ya, Türkiye’de pek sevilmez, çünkü ‘iktidari hosnut etme’ gibi bir misyonu yoktur. Bu konuda AKP iktidari da istisna degil. Gazeteyi sevmemekte onlar da kendi açilarindan hakli diyebiliriz.
Tayyip Erdogan kendi baskanlik hedefine varmak için toplumsal kutuplasmanin üstüne benzin döktükçe, bir yandan ‘Ey…’ diye baslayan nutuklarla demokratik dünyaya meydan okudukça, bu gazete de Türkiye üstüne haber ve yorumlara daha çok yer vermeye basladi. Darbe girisimi ve onu izleyen yeni ortam gazetenin bu ilgisini daha da artirdi. ‘Gün asiri’ denecek siklikta yazi yayimliyor. Yazanlar bazen Türkiye’den ama çogu yabanci, ya da yurt disinda yasiyor. Örnegin 20 Temmuz’da Zeynep Tüfekçi imzasini görüyoruz (University of North Carolina): Erdogan’i Internet’in nasil kurtardigini anlatiyor. Evet, Cumhurbaskani’nin CNN’de iPhone’da görünmesi, olayin gidisatinda çok önemli degisim yaratti. Bundan sonra kitleler sokaklara, meydanlara akti. Gerek Internet’in, gerekse CNN’in (‘Dogan grubu’) Tayyip Erdogan’in dostlarinin listesinde yer almadigi biliniyor (bu zaten epey kisa bir liste olmali).
Ayni sayida Erdogan’in egitim aygitinda yaptigi tasfiyelerle ilgili bir haber de var. Deger yargisina girismeyen bu yazi da (Ceylan Yeginsu imzali) Batili diplomatlarin demokratik ilkelere bagli kalinmasi yolundaki uyarisi da anilmis.
Ertesi gün (21 Temmuz) Tim Arango ve Ben Hubbard, Türkiye’nin ‘Gülen’in iadesi’ talebi üzerine bir haber yazisi yazmislar. Uzun, ayrintili bir yazi ama anlatilanlarin çogu bizim için tanidik konular. Odaklandigi noktalardan biri ‘iade’ talebinin Türkiye-ABD iliskileri üstünde olumsuz etkileri. Erdoganci medyanin ‘ABD Erdogan’i öldürtmeye tesebbüs etti’ yollu yayinini da ‘ibretlik’ bir olgu olarak aniyor.
Burada önemli nokta, Türkiye’de, bu girisimin Gülen’in isi oldugu konusunda herhangi bir süphe olmamasi. Girisim sonrasi yaratilan atmosferde, bu konuda ‘acaba?’ demek bile bir ‘hiyanet-i vataniye’ kategorisine sokuldu. Iyi de, bizim için yeterince ‘ikna edici’ olan seyler Amerikan hukuku içinde geçerli olmayabilir. Kerry, açikça, ‘iddia degil, kanit’ demisti. Darbeye girisinler hepsi Fethullahçi olsa ve ‘Ben bu isi Fethullah Hoca için yaptim’ diye itirafta bulunsa bile, bu, Fethullah Gülen’in fiilen darbeyi düzenlediginin kaniti olamaz ‘Amerikan- ve dünya- hukukuna göre.
Dolayisiyla bu konu iki ülke arasindaki iliskileri zedelemeye devam edecek. Ayrica ‘zedeleyecek’ tek konunun bu olmadigini da belirtelim.
Gene bu persembe sayisinda, gazetenin ‘Op-ed’ bölümünün devamli yazarlarindan Thomas L. Friedman’in makalesi yayimlanmis. Ilginç: basligi ‘Trump ve Sultan’ (bu sayfada Erdogan’in hemen ‘hakaret davasi’ açacagi türden bir karikatürü de yer aliyor).
Friedman, Erdogan’in ‘ilk bes yil’ çok parlak ve icraati oldugunu söylüyor. Sonra da bunun beynine vurdugunu ve büyük bir iktidar hirsiyla toplumu ‘Biz ve onlar’ diye kutuplastirdigini, komplo teorileriyle bunu durmadan besledigini anlatiyor. Kürtlere anlamsiz bir savas açtigini, gazetecileri hapse tiktigini, rakiplerine devasa vergi borcu çikardigini ve kendini bir ‘modern-zaman sultani’ haline getirdigini söylüyor. Yazinin büyük kismi Erdogan üstüne. Sonuna dogru Trump’a geliyor ve burada benzer bir adamin esinmekte oldugunu belirtiyor. Son cümle: ‘Bugün Türkiye’de olanlari begeniyorsaniz, Trump’in Amerika’sina âsik olacaksiniz’
Ertesi gün (22 Temmuz, Cuma) gene iki yazi yayimlanmis. Birincide tanidik Tim Arango imzasini görüyoruz. Baslik: ‘Türklere bir mesaj: Sadik Olun’; spot: ‘Cumhurbaskani’nin çagrisi olaganüstü hal kosullarinda özgürlüklerin kisitlanacagi korkularini alevlendiriyor.’ Bunun da Erdogan-sever bir yazi olmayacagi belli. Ancak, sevip sevmedigi o kadar önemli degil. Dogru mu, degil mi? Erdogan’in kendisi ve takimindan baska herkes gidisten (daha basta oldugu halde) duydugu endiseyi dile getiriyor. Arango, ‘demokrasi nöbeti’ diye adlandirilan gövde gösterisinin devam etmesi için Erdogan’in yayimladigi çagriyi ele alarak basliyor. Baska kaygi, ‘darbeyi yapan Fethullahçilar’i temizleme’ bahanesiyle bütün muhalefetin susturulmasi ihtimalî, bu yazida da dile getiriliyor ve örnek olarak öncelikle Orhan Kemal Cengiz’in gözaltina alinmasi gösteriliyor (bunun oldugunu ben de bu yazidan ögrendim). Akademiklere yurt disina çikma yasagi, Avrupa Insan Haklari Konvansiyonu’ndan çikma karari kaydediliyor.
Erdogan taraftarlarinin Taksim’de Gülen’e ‘seni ve köpeklerini kendi tasmalarinizla asacagiz’ posteri germeleri de, yazinin sonunda, burada ne gibi olaylar olabileceginin uyarisi olarak yer aliyor.
Ikinci yaziysa Obama-Erdogan iliskisi üstüne. Bunu yazan Mark Landler. Obama’nin baslangiçta Erdogan’a duydugu güveni ve sempatiyi anlatarak basliyor. Evet, Türkiye ziyareti vb. Philip Gordon da (Ortadogu politikasi koordinatörüydü) Obama’nin ‘Erdogan’a güvenerek ona yatirim yaptigini’ söylemis. Simdi ise aci bir hayal kirikligi söz konusu. Yazara göre Obama özel görüsmelerinde Erdogan’in politikalarini siddetle elestiriyor, ama kamu önünde ayni seyleri söylemiyor ‘Erdogan adam asmaya baslayincaya kadar da muhtemelen söylemeyecek. Ancak bu temkinli sessizligin nedeni Tayyip Erdogan’in kendisi degil, Türkiye’nin nesnel önemi.
Yazilar kesilmiyor: 23-24 hafta sonu sayisinda, birinci sayfada gene kitlesel tasfiyeler üstüne bir haber. Simdi üzerinden bu tasfiyelerin yapildigi dosyalarin yillardan beri MIT tarafindan özenle hazirlandigi anlatiliyor.
Listeler hazirlanmis da, simdi girisilen tasfiyenin kitleselligi dis dünyadan olaya bakanlari saskina çeviriyor (‘iç dünya’dan bakanlarin ne düsündügünü pek bilemiyoruz). Henry Barkey, Mao’nun Kültür Devrimi ve Humeyni’nin Iran’i ile karsilastirabilecegini söylemis. ‘Ama onlar devrimdi’ diye eklemis.
1500 dekana istifa etmelerinin bildirilmesi gibi bir olayi anlamlandirmak ve degerlendirmek bir Batiliya zor geliyor ‘bütün yaptiklarimizin Bati’da bir esi oldugunu ispatlamaya çalisan AKP’liler belli ki çok inandirici olamiyor.
Bu yaziya göre, istihbarat, Gülenciler’in iç yazismalarina girme yolunu bulmus (darbe girisiminden çok önce) ve böylece binlerce Gülen taraftarinin ‘militaninin- adini sanini ögrenmis. Onlarin ögrendigini de Gülenciler ögrenmis. Agustos tasfiyelerinden önce davranmak istemelerinin nedeni buymus.
Sonrasi bildigimiz hikâyeler: Üçte olacakmis, MIT haber alip Genelkurmay’a haber verince önceden baslamislar vb. Haber verildigi halde Genelkurmay’da nasil bir süre duruma egemen olduklari benim açimdan hâlâ bir merak konusu.
Bu sayida Mustafa Akyol’un da yazisi var (o da devamli bir yazardir). 25 Temmuz’da Türkiye üstüne bir sey yok ama 26 Temmuz Sali sayisinda var. Ceylan Yeginsu imzali ve haber yazisinda gazetecilere yönelen ‘cadi avi’ konu ediliyor: Nazli Ilicak ve ötekiler. Bu tarihte henüz Sahin Alpay’dan, Ali Bulaç’tan haberimiz yok.
New York Times, 26 Temmuz’da, Ibrahim Kalin’in bir yazisini da yayimlamis. Onun söylediklerini zaten her gün okuyor ve dinliyoruz.
27 Temmuz’un ‘Op-ed’ bölümünde Gülen kendisi! O da tabii girisimle hiçbir ilgisi olmadigini, bu ise Hizmet saflarindan bir katilan olduysa, o birinin Gülen’in degerlerini çignemis olacagini söylüyor. Gülen de lafi Erdogan’in diktatörlesme egilimlerine getiriyor (bu arada Kürtlere karsi kati (‘harsh’) tedbirler aldigini da söylüyor.
Simdilik burada keseyim haftalik icmali. Görüldügü gibi, yazi çok. Bunlar, genel olarak, Bati’nin buraya ‘ve Tayyip Erdogan’a- baktigi zaman ne gördügünü özetliyor. Ancak bu özetle, ‘Agir gadre ugramis bu mazlum Cumhurbaskani’na hemen kosayim ve ‘geçmis olsun’ dileklerimi sunayim’ türünden bir ruh haline rastlanmiyor. Acaba niye?
Tayyip Erdogan’in simdiye kadar gösterdigi performans, demokrasiden hoslanmadigi gibi Bati dünyasina da dostane gözle bakmadigini gösterdi. Ama darbe girisiminden sonra bu tür degerlendirmelere yol açan davranislarini katmerlendirdi ‘Yandaslari da bos durmadi.
Kafasi gözü yarilmis adamlarin kasetlerini kendileri yayimladilar. Ve simdi ‘Suçlulari geri verin’ diyorlar.
Bir yandan da binlerce insana sokaklarda ‘idam isteriz’ diye bagirtiyorlar. Ayni zamanda ‘Suçlulari geri verin’ diyorlar.
Bu sonuncular üstüne ayrica yazmak gerek.
—————————————
T24-2 Agustos
Murat Belge