Makale

BAZI HATIRLATMALAR

Türkiye, PKK ve PYD’nin varligini gerekçe göstererek Güney Kürdistan’a ve Rojava diye nitelenen Suriye Kürt bölgelerine yönelik yeni bir askeri harekat baslatti.

Bu nedenle bazi seyleri yeniden hatirladim ve baskalarina da hatirlatmak istedim. Gerçi, bu ‘bazi seyleri’ geçmiste çok yazip söyledim, Türk gazetelerine verdigim röportajlarda ve Türk TV programlarinda bile… Ama olsun. Insanlarin bir kismi bu dediklerimi bildikleri halde bilmezlikten gelecek kadar piskin ve hesapli, bir kismi da unutkan…

1. PKK’yi 1970’li yillarda kim kurmustu? ABD’nin CIA’siyla birlikte bir derin devlet projesi olarak Türk devletinin kendisi degil mi? En basta Kürt yurtsever hareketine karsi kullanmak için?..

Kullandi da, hem de bol bol…

1980 darbesinin ardindan PKK sefi Apo ve bir bölüm adami Suriye’ye geçtikten ya da geçirildikten sonra bu kez de Suriye ve Iran, hatta Irak Arap yönetimi onlarla baglanti kurdu ve kullandilar.

1998’de ABD ve Türkiye’nin ortak baskisiyla Apo Suriye’den çikarildiktan sonra PKK’nin Suriye’deki çalismasina son verilmis ve Salih Müslim dahil, bir bölüm elemani ülkeyi terk etmisti.Salih Müslim’in bu dönemde Türkiye’ye serbestçe girip çiktigi ve Suriye muhalefetinin bir parçasi olarak Türk devlet ve hükümet adamlari ile birçok görüsme yaptigi sir degildir.

Ancak ‘Arap Bahari’ dalgasi Suriye’ye ulastigi dönemde Suriye PKK kadrolarini çagirarak kendilerine yeniden görev verdi. Bu, Kuzeydeki Kürt bölgesine jandarmalik görevi idi. PKK bunu benimsedi ve PYD böyle ortaya çikti

2- Apo 1998 yilinda yakalanip Türkiye’ye getirildikten sonra, herkesin bildigi gibi, ‘pismanim, hizmete hazirim’ dedi ve yeniden 12 Eylül öncesinde oldugu gibi Türk devletinin hizmetine gerdi, PKK da biri iki etmeden onu izledi.

Apo bu dönemde, PKK’nin tümden silah birakmasini, yurt içindeki silahli unsurlarin yani sira yurt disindakilerin de gelip silahlarini teslim etmesini, bunun için devletin ‘yolu’ açmasini’ önerdi. Kandil’deki PKK sefleri de buna evet dediler. Ama devlet buna yanasmadi, yolu açmadi; aksine yurt içindekilerin de sinir disina, Güney’e geçmelerini istedi.

Ama tümüyle degil, ‘Içerde 500 kisi kalsin, lazim olur!’ dendi.

Öyle de oldu.

Benzer bir olay 2011 yilinda, AK Parti döneminde de yasandi. PKK ile çatismalarin tazelendigi bu dönemde Apo yeniden silahlarin susmasi için çagri yapti ve savasçilarin teslim olmasini önerdi. Ama devlet bir kez daha buna yanasmadi, yine savasçilarin silahlari ile birlikte sinir disina, Güney’e geçmesini istedi.

Öyle de oldu.

Bütün bunlar neyi gösteriyor? Demek ki PKK diye bir örgüt olmayabilirdi, bunu 1970’li yillarda devlet kendi eliyle yaratti. Demek ki PKK daha 24 yil önce silahlari tümden birakabilirdi, böylece ülkeye baris gelebilirdi; ama bunu devlet istemedi.

Çünkü Kürt ulusal hareketinin barisçi ve kitlesel biçimde gelistigi 1960-70’li yillarda devlet bu harekete karsi kullanmak üzere PKK gibi bir provokasyon örgütüne gerek duydu.

Yillar içinde PKK ile danisikli bir dövüs yürütüp binlerce Kürt köyünü bosaltan, kentlerini yerle bir eden devlet, PKK’nin bitmesini istemedi. O tümden silah birakmak istedigi zaman da buna yanasmadi, ‘silahli unsurlarini güney sinirlarindan öteye geçir’ dedi, böylece onu ayni zamanda Güney Kürtlerine karsi kullanmak istedi.

Kullandi da. Bugün de sinir ötesine yapilan hareketlerin bahanesi PKK’nin oradaki varligidir.

Kürt halkinin evrensel ve mesru haklarini taniyip ülkeye baris ve demokrasinin gelmesine yolu açmayan, bu yanlis, çagdisi siyasette israr eden Türk devleti, kendi sinirlarinin disinda da Kürt halkinin herhangi bir statü sahibi olmasini, özgürlesmesini engellemeye çalisiyor.

Söz konusu militarist politika Türkiye’yi hep bir savas ortaminda tutuyor ve komsulariyla iliskilerini de geriyor.

Bu politikanin Türk halkinin da yararina olmadigi, ülkenin barisa ve demokrasiye ulasmasini engelledigi, ülkenin gelirini, halkin ekmegini bomba, füze, tank-top, savas uçagi yaparakekonomik gelismesine sekte vurdugu açiktir.

2. PKK da bu oyunun diger tarafidir. Basindan beri kendisine verilen bu ugursuz görevi gönüllü olarak yapmaktadir. Baslangiçta kendisini kamufle etmek, Kürtleri etkilemek için sözde bagimsiz Kürdistan’i savunuyordu. Ama Apo yakalanip Türkiye’ye getirildikten, Imrali’ya konduktan sonra bagimsizlik surda kalsin, otonomi bile istemez oldu.

Böylece PKK ve onu izleyenler Kürt halkinin hiçbir temel hakkini savunmazken, devletin mutfaginda pisirilen tezleri servis ederken, Kürt gençlerini silahli olarak daga tasimaya, orada tutmaya, böylece Türk devletinin ve Iran’in militarist politikalarina gerekçe yaratmaya devam ediyor.

Böyle bir politikanin Kürt halkinin yararina olmadigi, ülkemizin kuzey parçasina büyük zararlar vermekle, onbinlerce gencimizin ölümüne yol açmakla kalmayip Güney’e, Rojava’ya ve Rojhilat’a da büyük zararlar verdigi ortadadir.

3. Yillardir söyledigimiz ve yukarda özetle dile getirdigimiz bu oyunu, iktidari ve muhalefetiyle Türkiye’yi yönetenler de, Türkiye’nin medyasi, cümle yazar-çizerleri, sözde aydinlari, hatta sol geçinen örgütlerinin yöneticileri de çok iyi biliyorlar: ama bilmezden geliyor, söylemiyorlar,

Bu oyunu PKK’yi yönetenler, onun Kandil’deki savas baronlari, PKK’nin uydu kuruluslarinin, legal partilerin yöneticileri, milletvekilleri, belediye baskanlari, PKK medyasini yönetenleri, yandas ‘rewsenbirleri’, bunlarin cümlesi de biliyorlar. Onlar da dile getirmiyorlar. Rant için, para ve post için…

Hatta PKK disinda olup sözde onu elestiren bir Kürt siyasetçi ve aydin geçinen kesimi var ki onlar da bu oyunu çok iyi gördükleri halde gerçekleri kitlelerden sakliyor, para ve post için onun kuyruguna takiliyorlar.

4. Bu oyunu görmeyen, göremeyen iki kesim var. Kürt halkinin ve Türk halkinin genellikle emekçi, isçi-köylü kesimi. Ne yazik ki bunlarin sayisi az degil.

Bunlar gerçegi görebilselerdi durum çok farkli olurdu. O zaman ne Türk tarafinda militarist, baris karsiti kesim bu oyunu sürdürebilirdi ne de Kürt tarafinda PKK gücünü koruyabilir,bu danisikli dövüsü sürdürebilirdi.

Iste o zaman Türkiye’ye baris ve demokrasi, Kürdistan’a özgürlük gelirdi. Hem Kürt halki, hem Türk halki, hem de bu ülkede yasayan her kes çagdas bir yasama ulasirdi.

Su anda durum hem Türkler, hem Kürtler için ne yazik ki bir trajedidir.

Bunu degistirmek ister Kürt ister Türk olsun, bu oyunu gören ve son bulmasini isteyen bilinçli, dürüst, vicdanli tüm insanlarin isi ve görevidir.

Biz kendi payimiza bugüne kadar bunun için çaba gösterdik, dogrulari yazdik, söyledik; bundan sonra da buna devam edecegiz.

25 Kasim 2022

Kemal Burkay

Back to top button