Bazilari böyledir akillari baslarina ancak sopayi yeyince gelir.
Israil
Madara olmak diye bir sey var hayatta.
Genellikle çok fazla palavra atanlarin, kendilerini olduklarindan büyük göstermeye kalkanlarin basina gelir.
Ve iyi bir is degildir.
Erdogan’in Israil’le barisip, Putin’e özür mektuplari yazdigini okuyunca yillar önce seyrettigim iki boks maçi geldi aklima.
Böyle durumlarda aklima hep o maçlar gelir zaten.
O siralarda Lennox Lewis dünya agir siklet sampiyonuydu, çok güçlüydü ve gerçekten iyi boksördü. Amatörlügü döneminde Olimpiyat madalyasini da kazanmisti.
Hasim Rahman isminde, pek de önemli olmayan bir boksörle karsilasmisti.
Rahman öyle adi bilinen biri degildi.
Lewis’in özel hayatinda da o siralarda bazi sorunlari vardi.
Ben maçi televizyondan naklen seyrettim.
Besinci rauntta Rahman, herkesin yenilmez olarak gördügü Lewis’e bir sag krose çakti, Lewis dev bir kütük gibi devrildi.
Devrildigi yerden de kalkamadi.
Nakavt oldu.
Rahman maçtan sonra, ‘benden daha büyügü yoktur, dünyada herkesi yenerim, Lewis benim karsimda ayakta duramaz’ türünden bir demeç verdi.
Aylarca bu konusmalari yineledigini, boks meraklisi herkes gibi ben de izledim.
Bitmez bir böbürlenme, övünme, rakibini asagilama.
Alti ay sonra tekrar karsilastilar.
O maçi da izledim.
Lewis maça inanilmaz bir hizla ve öfkeyle basladi, daha ilk raundda Rahman’in kasi açildi.
Dördüncü rauntta sol-sag kombinasyonla Rahman’i bir daha kalkamayacak biçimde yere serdi.
Rahman nakavt oldu.
Biraz kendine geldikten sonra ringde kendisine uzatilan mikrofona söylediklerini de dinledim.
‘Lewis çok büyük boksör’ diyordu alti ay boyunca Lewis’i asagilayan kendisi degilmis gibi.
Aklinin basina gelmesi, gerçekleri görmesi, kendisinin ve rakibinin gücünü anlamasi için siki bir sopa yemesi gerekiyordu.
Sopayi yedikten sonra gerçegin ne oldugunu anlamisti.
Eger o alti ay boyunca o kadar övünmese, sansli bir maçta kazandigi basariyi böyle abartmasa, rakibine saygili davransa, ikinci maçta gene yenilirdi, Lewis’in rakibi olacak çapta bir boksör degildi ama ‘madara’ olmazdi.
Türkiye’nin Israil’le de Rusya’yla barismasi gerekiyordu, bu iki ülkeyle itismesinin bir anlami yoktu.
Barismak da iyi bir hamle olurdu
Eger, Erdogan meydan meydan dolasip Israil’i sürekli asagilamasa, yapamayacagi isleri yapacakmis gibi kurusiki sallamasa, ‘Gazze’ye ambargoyu kaldirmadikça normallesme mümkün degildir,’ ‘sahsen ben bu görevde bulundugum sürece hiçbir zaman Israil’le olumlu bir sey düsünemem’ türünden Türkiye’yi de baglayacak biçimde boyundan büyük laflar etmeseydi.
Bütün bunlari söylemese, ‘Israil’i yere seren’ lider havalarinda ortada dolasmasa, medyasi Erdogan’i sisirip durmasa, ‘dünya Erdogan’dan korkuyor’ türünden palavralar atmasa bu anlasmayla hep birlikte ‘madara’ olmazlardi
Sadece onlar madara olmadilar Türkiye’nin de dünyanin gözü önünde ‘madara’ olmasina yol açtilar.
‘Herkesi dövmek, herkesi yenmek’ isteyen garip bir asagilik duygusuyla malul kesimin oylarini almak için yillarca ‘dis politikayi’ sömürüp durdular, sonunda yumrugu yiyince, Israil’in ambargoyu kaldirmamasina ragmen anlasmak zorunda kaldilar.
Ayni ‘madara’ olma durumu Rusya’yla iliskilerimizde de aynen yasandi.
Sadece on yedi saniyeligine topraklarimiza giren Rus uçagini vurduk.
Dünyada kimsenin yapmadigi, yapmayi aklindan geçirmedigi bir saldiriyi gerçeklestirdik.
Ilk açiklamayi da, sanki bu açiklamayi yapmak kendi üstüne vazifeymis gibi cumhurbaskanligi sarayi yapti. Erdogan, ‘Rus uçagini düsürme kahramanliginin’ aslan payini almak için sabredememisti.
Arkasindan basbakani, ’emri ben verdim’ diye efelendi.
‘Gene olursa gene vururuz’ kostaklanmalari geldi.
Havuz medyasinda ‘Reis’ güzellemeleri yarismasi açildi.
‘Büyük lider,’ ‘güçlü lider’ ‘dünyayi titreten lider’ palavralari ardi ardina havai fisekler gibi patlatildi.
Bütün bu külhanbeyliklerden sonra ikinci maçta yumrugu yeyince, ‘özür dilerim’ mektuplari yazildi, ‘ben ettim sen etme’ pozisyonuna geçildi.
Bütün bunlari dünya seyretti.
Türkiye, boyundan büyük laflar eden, palavraci ve güçsüz bir ülke konumuna oturtuldu.
Simdi o sisirdikleri ‘milliyetçilik’ havalarini ne yapacaklar bilemiyorum, herhalde yeni yalanlar, yeni palavralarla gerçekleri saklamaya çalisacaklar.
Bu ‘milliyetçi’ denilen insan grubunu da anlamiyorum dogrusu, milliyetçilik ‘sebep-sonuç’ iliskisi diye bir iliskinin varligindan haberdar olmamak midir?
‘Gazze’ye ambargo kalkmadan barismam’ dediginde, Rusya’nin uçagini düsürdügünde bunun bir ‘sonucu’ olacagini kestirememek mi ‘milliyetçi’ olmak?
Gücünü bilerek, o gücünü en etkin sekilde kullanarak, ülkenin zararina neden olacak islere yol açmadan, huzurlu ve saygideger bir ülke olmak ‘milliyetçilige’ aykiri mi?
‘Palavraci’ olmadan milliyetçi olunamiyor mu?
En çok palavra atan en çok milliyetçi mi oluyor?
Milliyetçiler, Türkiye’yi yönetenler boylarindan büyük laflar edip, boylarindan büyük islere sivandiginda hiç mi kendi ülkelerinin gelecegi için endise duymazlar?
Yakip yikmak, böbürlenmek, korkutmak mi milliyetçiligin geçerli olan ölçüleri?
Birisi çikip, ‘baris içinde, huzurlu ve esit bir hayat sürelim, hukuka saygi gösterelim, üretip zenginleselim, hem kendimize hem de dünyaya güven verelim’ derse, bu neden milliyetçilige aykiri oluyor?
Neden böyle akli basinda bir öneri milliyetçilerden oy alamiyor?
Milliyetçilik, palavracilik yarismasi mi?
AKP, tarihimizin en palavraci partisi oldugu için mi milliyetçilerden oy aliyor?
Akilla ve gerçeklikle baglarini kopartmak mi milliyetçilik?
Bunlarin sonuçlarindan hiç mi rahatsiz olmuyor ‘milliyetçi’ denilen insanlar?
Ülkelerinin rezil olmasi onlarin ‘milliyetçiligini’ hiç mi zedelemiyor?
Bugün, Erdogan’in ‘ben hem Israil’le hem Rusya’yla barisiyorum’ demesinin mesaji çok açik.
Türkiye Ortadogu’dan çikiyor.
Bütün Ortadogu politikasini degistiriyor.
Degistirmesi de çok iyi çünkü AKP’nin ‘Ortadogu politikasi’ diye ortaya koydugu saçmalik, bir ahmakliklar manzumesinden baska bir sey degildi.
Kendilerini de Türkiye’yi de rezil edip, sopayi yedikten sonra simdi Ortadogu’yu terk ediyorlar.
Bir de, AKP’li akilsizlarin ‘bizden habersiz Ortadogu’da yaprak kimildamaz’ palavralarina kapilmalarindan, Erdogan’in Ortadogu’nun padisahi olacagi hayallerini ‘politika’ sanmalarindan önce Türkiye’nin durumu neydi onu düsünün.
Biz Avrupa Birligi üyeligine tam adaydik, ekonomimiz büyüyordu, reformlarla hukuku düzeltiyorduk, barisa ve huzura dogru yol aliyorduk, dünya medyasi her gün Türkiye’yi övüyordu, turizm yildizi olmustuk, Erdogan dünyanin en önemli liderlerinden biri olarak kabul ediliyor ve her yerde saygi görüyordu, Ortadogu’da Israil’le Suriye arasinda arabuluculuk yapabilecek kadar büyük bir agirligimiz vardi, Iran’i Amerika’ya karsi Brezilya’yla birlikte biz savunuyorduk, Ortadogu halklarinin hayranligini kazanmistik, Bati’da böylesine saygiyla karsilanan bir Müslüman ülke olarak dünyadaki bütün Müslümanlarin örnek aldigi ülkeydik.
Kimsenin savasina karismiyor, kimseyle savasmiyor, barisin temsilcigini yapiyorduk.
Bir de, Erdogan’in, ‘Kahire, Gazze, Sam üçgeni’ üzerinden Ortadogu’nun padisahligini ele geçirecegini sanmasindan sonraki durumumuza bakin.
Içerde devlet çöktü, yargi diye bir sey kalmadi, yolsuzluk tarihimizde görülmemis ölçüde artti, kendi sehirlerimizi bombaliyoruz, terör her yanda kol geziyor, derin devlet daha da derinleserek hortladi, ekonomi her gün biraz daha geriye gidiyor, turizm durdu, ihracat ve sanayi geriledi, ülke kin ve öfkeyle gerildi, Ortadogu’dan sille tokat kovulduk, Suriye’de en küçük bir söz hakkimiz kalmadi, Avrupa Birligi hayalleri söndü, dünyanin gözünde ISID terörünün destekçisi olduk, medya batti, fikrini söyleyeni hapse atiyorlar, bizim burada yargilayamadigimiz hirsizlar Amerika’da yargilaniyor, Türkiye’nin yöneticilerinin Uluslararasi Ceza Mahkemesi’nde yargilanmasindan söz ediliyor, ülkenin cumhurbaskaniyla ilgili dünya medyasinda hergün alay eden yazilar çikiyor, Türkiye’nin dünyanin hiçbir yerinde itibari yok.
Daha mi iyi oldu?
Memnun musunuz?
Bir zamanlar , en kanli düsmanlar arasinda arabuluculuk yapacak kadar agirligimiz olan Ortadogu’dan sopayi yiyerek çekiliyoruz.
Erdogan nakavt oldugu yerden kalksin, ‘Rusya büyük devlet’ demecini de patlatir.
Bazilari böyledir.
Akillari baslarina ancak sopayi yeyince gelir.
Böyle adamlari yönetici olarak seçen ülkeler de bunun bedelini rezil olarak, alay edilerek öderler.
HABERDAR-30 Haziran
Ahmet Altan