Makale

”Benim yasimdaki herkes gibi çok darbe gördüm”

Çok darbe gördüm.

Çok asker cemsesi, asker postali, radyo bildirisi, arama ilani, baskinlar gördüm..

Benim yasimdaki herkes gördü bunlari.

12 Mart olduktan hemen sonra bizim evin etrafinda birdenbire ayakkabi boyacilari, isportacilar, aylak aylak dolasan sakali uzamis tuhaf insanlar peyda olmustu.

O siralarda Küçükçekmece’nin oralarda bir gazeteciler sitesinde oturuyorduk, kus uçmaz kervan geçmez bir yer, ne biri ayakkabisini boyatir, ne isportacidan alis veris eder.

Annem pencereye gidip gidip o adamlara bakiyordu.

Ertesi gün sabaha karsi iki siyah araba durmustu bizim kapinin önünde.

Bizim eve giren iki yorgun suratli sivili hâlâ hatirliyorum, babam, ‘Ben hazirlanirken bir kahve için’ demisti, annem onlara kahve yapmisti.

Utangaç utangaç içmislerdi kahvelerini.

Sonra babami alip gittiler.

Yarim saat önce de Ilhan Bey’i almislardi.

Handan Hanim arayip haber vermisti zaten, ‘Ilhan’i aldilar, Çetin’i almaya geliyorlar’ diye.

Turhan Bey, Mehmet ve ben günlerce kisla kapilarinda Ilhan Bey’le babami aramistik.

Çocuklarini arayan anneler babalar vardi etrafta.

Gençleri topluyorlardi.

Selimiye’nin pencerelerindeki demir parmakliklara yapismis beyaz eldivenleri hatirliyorum en çok, Deniz Harp Okulu ögrencilerini de toplamislardi, onlarin elleriydi onlar.

Deniz Gezmis’ler yakalandiginda Gülnur Sanem’e hamileydi.

Asildiklari sabah hastaneye gitmistim.

Gülnur agliyordu, ‘bu ülkede çocuk dogurmak istemiyorum’ diye.

Aylardan mayisti.

Babam hapisteyken bir sabaha karsi evimizi bastilar.

Süngülü askerler girdi evin içine.

Uzun boylu bir binbasi küstahça dolasti evin bütün odalarini, annemi azarladi, benim biyiklarimi tutup sallayarak çekti, ‘nedir bu biyiklar’ diye.

Kitaplari alip götürdüler.

Yillarca hapishanelere gidip geldik.

Daha sonra Mehmet Ali Agca’nin elini kolunu sallayarak kaçtigi Maltepe Zirhli Tugay’daki askerî hapishane babamlarin ilk duragiydi.

Giristeki koguslarda gençler yatiyordu, Bozkurt Nuhoglu pencereden bakip gelenlere takilirdi, Ömer Ayna öbür kogusun penceresinde bakardi.

Hapishaneden kaçti epey sonra, yakalayip vurdular.

Parmakliklarin arasindan bakan aydinlik yüzü hâlâ gözümün önünde.

12 Mart kesmedi askerleri, dokuz yil sonra 12 Eylül’ü yaptilar.

Bildirilerde, demeçlerde, emirlerde Atatürk lafindan geçilmiyordu, darbeyi Atatürk yapmis olsa bu kadar çok adi geçmezdi herhalde.

11 eylülde ülkenin sokaklarinda gençler birbirini öldürüp duruyordu, 13 eylülde kimse kimseyi vurmadi.

Süleyman Demirel, ‘Bir günde ne oldu da hersey duruldu, cinayetler bitti’ diye sormustu.

Darbe yapilmisti, kimsenin kimseyi vurmasina gerek kalmamisti.

Ayni tabancayla sabah bir sagcinin, ögleden sonra bir solcunun vurulmasinin ‘meyvesini’ toplamisti askerler, istedikleri olmus, darbe ortami hazirlanmisti.

Onlar darbe yapacak diye çok çocuk vuruldu sokaklarda.

Günde yirmiye yakin genç öldürülüyordu.

O zamanin ‘Ergenekon’u haldir haldir çalisiyor, gençleri kiskirtip birbirlerine kirdiriyor, arada kendisi de gidip birilerini vuruyordu.

Baçelievler’de yedi TIP’li genci boganlarin liderligini yapan Abdullah Çatli daha sonra Susurluk’un has adami olmus, devlete hizmeti sürdürmüstü.

Gazeteler alçakça darbeye giden yolun açilmasina yardim etmisler, darbeyi desteklemislerdi.

Evren, meydan meydan dolasip ‘yeni Atatürk’ edalariyla konusmalar yapiyor, ipe sapa gelmez laflar ediyor, insani ürpertecek bir sigligi sergiliyordu.

‘Asmayalim da besleyelim mi’ diyecek kadar kendini kaybetmisti.

Insan hayatinin hiçbir degeri yoktu onun için.

Gençleri asti.

Defalarca sehpalar kurdurdu çocuklari ipe çekmek için.

Diyarbakir hapishanesini iskencehaneye çevirdi.

Yapmadiklari rezillik, alçaklik kalmadi o hapishanede.

Kürt gençlerini kiskirtip daga sürmek istiyorlardi.

Istedikleri oldu.

Binlercesi daglarda öldü.

Ülkenin her yanindaki hapishaneler tiklim tiklim doluydu.

Gençleri, sendikacilari, siyasetçileri, solculari, sagcilari alip alip götürüyorlardi.

Bes general yan yana dizilip bütün ülkeye emirler yagdiriyorlardi.

Hiç bir yetenekleri, hiçbir bilgileri, hiçbir özellikleri yoktu, halklarinin kendilerine verdigi silahla halklarini eziyor, korkutuyor, sindiriyor, asagiliyorlardi.

Dokunulmaz olduklarina inaniyorlardi.

Onlardan da, diger darbecilerden de, darbe yapmak isteyenlerden de igrendim ben.

Hâlâ da igrenirim.

Kendi insanlarina yaptiklarindan, hak etmedikleri bir iktidarin pesinde kosmalarindan, gençleri killarini kipirdatmadan öldürmelerinden tiksindim.

28 Subat’in ahlaksizliklarini da gördüm, bankalari nasil soyduklarini da, asagilik oyunlarla ‘irtica tehlikesi’ havalari yaratmalarini da, medyayla nasil kol kola girdiklerini de.

Benim yasimdaki herkes gibi çok darbe gördüm ben.

Çok rezillik gördüm.

Çok rezil gördüm.

AHMET ALTAN / Taraf / 05.04.2012

Ahmet Altan

Back to top button