Makale

Biçak sirti

Korkunç günler geçirdik. Benim gibi Türkiye’nin bütün darbelerine sahit olmus insanlar için bile korkunç günlerdi.

27 Mayis’ta dört yasindaydim, ama o zaman olup bitenleri sonradan ögrendim ve hiçbir yerde yazilmayanlari da hayal edebildim. Menderes ve arkadaslarina sahip çikamayanlarin ruh halini, Demokrat Parti’ye oy vermis insanlarin içine düstükleri travmatik ruh halini içimde hissetmeyi ögrendim.

Daha sonra, 12 Mart darbesinin akabinde, Deniz Gezmis’lerin parlamentonun ‘üçe üç!’ çigliklari arasinda çatir çatir nasil idam edildiklerini ve o dönemin arkasinda gelen genç kusaklarin nasil siddete savrulduklarini gördüm ve yasadim.

12 Eylül’ün darbeci diktatörü Kenan Evren ve arkadaslari, gözlerini kirpmadan 50 tane insani idam ettirdiler. Mamak’tan Diyarbakir’a, hapishaneye dönen bir memlekette insan hayalini zorlayan iskenceler yaptilar. Evren ve sürekâsi hak ettikleri cezayi almadan öbür dünyaya göçtüler; çünkü bazilari için çok da önemli degildi; eskiyi kasimanin âlemi yoktu; yani o darbe bize karsi yapilmamisti çünkü…

28 Subat, gene kibirli bir beyaz militarizmin, basa çikamadigi bir toplumsal hareketi dize getirmek üzere, dindar insanlarin hayatlarina alabildigine müdahale ettigi bir darbe oldu. Bu darbe ‘kansiz’ oldu; ama, yarattigi travmalari biraz kalbi olan bir insanin görmemesi mümkün degildi. Binlerce kadin, basörtülerini asagilayan bir zihniyet tarafindan üniversite kapilarindan geri çevrildiler; bir çok hayalleri olmasina ragmen, evlerine kapandilar; yillar boyunca sürecek, nesilden nesile geçecek bir travmayi yasadilar.

Daha sonrakiler, mesela 27 Nisan tehditleri ya da Ergenekon kumpaslari toplumun farkli kesimlerinin duyarliligi sayesinde basariya ulasamadi. 2008’de, 7’den 70’e, aksakallisindan piercing’lisine 70 milyon adim darbelere karsi yürüdü.

Iste o zaman, darbeler bitti diye düsündük.

Ve iste bugün, her seyden önce en büyük soklardan birini, ‘Türkiye’de darbe olmaz’ diye düsünürken yasadik. Çünkü agirlikli olarak, ‘artik toplum degisti, her ne kadar sivil yönetimimizde, demokrasimizde tonla sorun olsa da, darbe olmaz diye düsünüyorduk. Bu konuda yarim hakli çiktik; gördük ki ‘darbe olmaz’ degil, ‘darbe olamaz’mis…

Diger soku, bu ülkenin köylerinden, kasabalarindan, sehirlerinden çikmis insanlarin, üniforma giydikten ve omuzlarindaki rütbeler yükseldikten sonra, bu kadar kolaylikla kendilerini bu memleketin gerçek sahibi hissedip, kendilerinde her türlü hakki görüp, çatir çatir insan öldürebilmelerinde yasadik.

Bugün Fethullah Gülen cemaatiyle özdeslesen darbecilerin, geçmisteki agabeylerinin Fethullahçilikla alâkasi yoktu. Ama geçmis ve simdiki performanslara baktigimizda ordunun damarlarina sinmis korkunç bir ‘ben bilirimci’ ve ‘kibirli’ egilimin aynen devam ettigini görmemek mümkün degil…

Isin kötü tarafi su ki, mesele sadece orduda degil. Ne yazik ki, toplumumuzun da damarlarinda, alttan alta darbeci zihniyeti besleyen ciddi bir ‘güce tapma’ egilimi var. Çünkü bu toplum basarilarin veya basarisizliklarin hep güce bagli olduguna dair bir gelenek altinda egitildi, sosyallesti. Bu sosyallesme tabii ki herkesi ayni derecede etkilemedi ama eger güçlüye yakin durursa kazanacagini düsünen kitleler olustu.

Çünkü birileri ‘senin darben’, ‘benim darbem’ ayriminda yasiyor hâlâ… 12 Eylül’le hesaplasirken 28 Subat’la hesaplasamayanlar; 28 Subat’la hesaplasirken, hâlâ 12 Eylül’le hesaplasamayanlar var.

Yani, sürekli olarak hevesleri kirilmis, asagilanmis, seslerini duyuramayan, bu nedenle kendi güçlerine güvenemeyen insanlarin daha güçlü olma arzularina tekabül eden bir ‘güç’ arayisi hep sürdü.

Bu yüzden, bugünün darbecileri Güneydogu’da bütün hisimlariyla güç sergilerken, bu biz Bati’dakilere de pek dokunmadi.

Ama darbecilige zemin hazirlayan zihniyeti konusmanin simdilik çok bir faydasi yok. Bugünkü biçak sirti gibi durumu gerçekten iyi düsünmemiz lazim.

Bir taraftan durum su: bugün alenen bir savas ülkesine döndük. 15 Temmuz’u sergileyerek bu memlekete iflah olmaz yaralar açan katiller belki de umduklarindan bile fazlasini yaptilar… Zaten kutuplasmis olan bir ülkede cinayet islediler; insan öldürmenin ne kadar siradanlasabilecegini örnekleriyle hayata geçirdiler.

Zaten kamplasmayi sonuna kadar götürmeye hevesli olanlara ve korkan herkese yepyeni tehlikelere savrulmalari için muhtesem kozlar ürettiler.

Darbecilerin bu kadar kolay, gözlerini kirpmadan insan öldürtebilmeleri; galeyana gelmis bazi kesimler tarafindan dile getirilen idam çagrilari, linçler, cadi avlari ve bunlarin yanisira en resmi agizlardan bireysel silahlanmanin kolaylastirilmasi yönündeki çagrilar memleketin geleceginin nasil öngörülebilecegine dair çok önemli ipuçlari veriyor.

Bu arada binlerce yargi elemaninin gözaltina alinmasiyla, herkesin ‘fahri polis’ olabilmesiyle, bildigimiz anlamda bir ‘Devlet’ten bahsetmek pek mümkün olmayacak. Ya da devletin yargisi çökerken, sokakta sekillenecek bir yargiyla karsi karsiya kalacagiz demektir.

Darbenin korkularini, getirdigi belâlari düsünmekteyken, Cumhurbaskani, ‘Taksim’e kislayi isteseler de istemeseler de yapacagiz’ diyerek, kisa vadede toplumda bir uzlasmanin pek ufukta görünmedigini, belki de pek istenmedigini de göstermis oldu.

Ancak, gene de 15 Temmuz darbe girisimi musibetinden hareketle, toplum olarak baska bir firsati yaratabilmeyi düsünebiliriz.

Tayyip Erdogan’in mesajindaki mantiga ragmen, gayet sagduyulu bir sekilde birliktelik mesaji veren Binali Yildirim’a benzer bir biçimde düsünmenin pratigini yapabiliriz mesela…

Bugün o kadar belirsiz bir durumdayiz ki… Mesela 15 Temmuz darbesi, sadece 15 Temmuz’da denenen bir darbe girisimi miydi? Yoksa baska darbelerin hazirlayicisi, denemesi ve hatta iç savas gibi daha da kâbus senaryolarinin fisekleyicisi miydi?

Belki…

Ama bu memleket hakkinda korkunç planlar üretenlere ragmen, bu toplumun adaletli insanlari, tanklarin üzerine çikip darbeyi durduran insanlari, hep birlikte bu memlekette gerçekten demokrasiyi tesis etmek için, tam da darbecilerin yapmak istedigine direnerek, içimizdeki gücün ve ölümün diline karsi barisin dilini tesis etmek zorundayiz

————————————————–

21 Temmuz-Marmara Yerel Haber

Ferhat Kentel

Back to top button