BIR SÖYLESI YA DA BIYOGRAFIM

Yargiç ve yazar Dr. Orhan Gazi Ertekin’in ‘Kürd’ü Savunmak’ adli yeni kitabi Epos Yayinlari arasinda çikti. Kitap Kürt ulusal hareketi ve hukuk iliskilerini konu edinmis. Içinde benimle ilgili 10 sayfalik bir bölüm de var.
Sayin Ertekin bu eserinin hazirlik sürecinde benimle diyalog kurup ‘KÜRTLER, DIPLOMATLAR VE AVUKATLAR: Kürt Hak Hareketinin Dogusu ve Yükselisi’ adiyla yayinlayacagi kitabina benim biyografimin de girmesini istedigini iletmis ve bu amaçla sorular yöneltmisti. Ancak kitap bana ulastiginda gördüm ki hem adi farkli, hem de verdigim cevaplarin yalnizca küçük bir bölümü, Ertekin’in kendi yorumlariyla birlikte yansitilmis. Oysa hem sorular çok çesitli hem de cevaplarim kapsamliydi. Elbet, uzunlugu nedeniyle cevap metnimin tümünün kitapta yer almasi mümkün degildi, bunu anliyorum; belli ki bir seçme ve özetleme yapilmis
Bu nedenle söz konusu sorularin ve cevaplarimin tümünü asagida yayinlamayi yararli buldum. Uzunca da olsa, benim öz yasamimi, siyasal mücadelemi ve kültür alanindaki çalismalarimi merak eden gençler dilerlerse zaman ayirip okuyabilsinler. Arkadaslarim ve dostlarim ise böylece hafizalarini tazelemis olurlar.
Kemal Burkay
11 Nisan 2022
SORU 1-MÜKTESEBAT
a)Genel olarak
-Avukat ve siyasetçi Kemal Burkay’i kismen taniyoruz. Peki avukatlik ve siyasetçilik halinin disinda kimdir? Nerede dogdu? Nasil bir çocukluk geçirdi? Ailesinin kökenleri ve sosyal çevresi? Kürtçenin hangi Lehçesinde? Türkçeyi ne zaman ve nasil ögrendi? Egitimleri, aile geçmisi. Içine dogdugu veya sonradan dahil oldugu merkez ve kültür çevreleri? Ilk egitim sürecinde (Hukuk fakültesine kadar) yasadigi ve sonraki dönemlerde de üzerinde etki birakan olay, sey veya kisiler? Çocuklugunda yerel tarih ve genel siyaset-iktidar sürecine dair hatirlayabildikleri? Ailesinden ve ilk sosyal çevresinden tebarüz ettikleri? Bu dönemde hak, hukuk, adalet vb. gibi meselelere dair algilariniz konusunda neler söylersiniz?
CEVAP: Tunceli’nin Mazgirt Ilçesi Dirban (Kizilkale) köyünde dogmusum. Yil belki 1937 belki 1938. Okula gidecegim zaman nüfusa kaydetmis ve dogum tarihimi 1 Ocak 1937 yazmislar. Günü, ayi, hatta yili tam belli olmasa da dogumum su ünlü 1938-Dersim olaylarina denk gelmis. Annem, ‘Sen kundaktaydin ve uzaktan top sesleri geliyordu, askerin Dersim’i kirdigi günlerdi’ diye anlatirdi
Az toprakli yoksul bir köylü ailesi idik. Annem 9 çocuk dogurmus. Bunlardan dördü daha bebek yasta, çiçek, kizil, kizamik ve benzeri hastaliklardan öldüler. Büyük Agabeyim Mehmet Ali ise askerde zatürreden öldü. Biz, ikisi erkek, ikisi kiz olmak üzere dört kardes büyüyebildik.
Dirban çevredeki tüm köyler gibi bir Kürt köyü idi. Kürtçenin Kurmanci lehçesini konusan Sadi asiretine mensup bir köy. Ama annem daha kuzeye, Dersim merkezine düsen ve Zazaca (yerel adiyla ‘Dimilî’) konusan Alan asiretine mensuptu. Ben Türkçeyi yasitlarima göre biraz erken zamanda, 4-5 yaslarimda ögrendim. Bunun nedeni babamin egitmen olmasiydi. Babam Riza ve amcam Ismail, bizim köyde bir dönem var olan ve Arap harfleriyle egitim yapan bir okulda okumuslar. Babam askerde çavusluk da yapmisti. Bu nedenle Köy Enstitülerinin kurulus asamasinda alti aylik bir kursa çagrilip egitmen yapilmisti.
Mustafa agabeyim, Inci ablam ve ben ilk üç sinifi babamin egitmenlik yaptigi komsu Canik köyünde okuduk. Daha sonra ilkokul 4. sinifi 1,5 saat mesafedeki Mohundu nahiyesinde, 5. sinifi ise kendi köyüm Dirban’da okudum. Mustafa Agabeyim ilkokulu bitirince Malatya’daki yatili Akçadag Köy Enstitüsü’ne gitmisti. Ben de 1949 yilinda, yani ilkokulu bitirdigim yil ayni Enstitüye gittim.
Okumaya daha babamin egitmenli okulunda ilgi duydum. Köy Enstitüsü yillarinda ise iyi bir roman okuru idim. Özellikle Dostoyevski ve Zola ilgi duydugum yazarlardi. Ayni dönemde ayrica resim sanatina ve fizige ilgi duyuyordum.
Demokrat Parti döneminde 5 yillik köy enstitüleri 6 yila çikarilip ögretmen okullarina çevrildiler; eski sistem de degisti. Ben son sinifta bir sürgün yasadim ve Ergani’deki Dicle Köy Enstitü’nde bitirdim. Yil 1955 idi ve 18 yasimda idim. Ögretmen olarak tayinim Van’in bir köyüne (Muradiye’nin Korsot köyü) çikti.
Çocuklugumda ve enstitü döneminde siyaset hayatimizda yogun degildi. Gerçi 1938 olaylari daha taze idi. Zaman zaman sözü edilirdi. 1937-38 yillarinda çok acili olaylar, kirim ve sürgün yasanmisti. Annemin akrabalarinin da birçogu kursuna dizilmisti. Mazgirt köylerinde ise, bir silahli çatisma yasanmadigi için burasi büyük çapta etkilenmemisti. Yine de yöre insanlarina gözdagi vermek için, hemen her köyden bazi önde gelen kisileri Mazgirt’e çagirip infaz etmislerdi. Bizim köyden bu sekilde Mazgirt’e gidip bir daha dönmeyen iki kisi vardi. Yine çevre köylerden bazi nüfuzlu kisiler de sürgüne gönderilmislerdi. Ama Dersim’in Kalan, Hozat, Ovacik, Nazmiye ve Pülümür ilçelerindeki kiyim ve sürgün çok yogundu. Büyükler daha sonraki yillarda da olup bitenleri bazen kendi aralarinda, adeta duyulmasindan ürker gibi, alçak sesle konusurlardi.
1956 yilinda Elazig’da lise bitirme sinavlarina girdim ve diploma aldim. Edebiyat, fizik veya resim dallarindan birinde yüksek ögrenim yapmak istiyordum. Ama maddi durumum buna elvermedi. Ögretmen olarak mecburi hizmetim oldugu için burs da alamazdim. Bu nedenle hiç de düsünmedigim bir fakülteye, devam mecburiyeti olmayan Ankara Hukuk Fakültesi’ne kaydoldum.
Kürt sorunu ve sosyalizm konusundaki bilinçlenmem de bu döneme rastliyor, 19-20 yaslarima denk geliyor.
Van’in Korsot Köyü’nde iki yil ögretmenlik yaptim. 5 sinifli okulun tek ögretmeni idim. Çocuklar okula baslarken Türkçe bilmiyorlardi ve ilk is olarak onlara Türkçe ögretmek gerekiyordu. Bu ise kolay degildi. Ben Kürtçe bildigim için bu nispeten kolaylik sagliyordu. Kürt dili ve Kürtler o yillarda da zaten yok sayiliyordu. Bu durum daha o dönemde bana çok ters gelmis, tepki göstermis, hatta ögrencilerimle Kürtçe konusup kara tahtaya bazen Kürtçe yazmistim
* * *
b)Hukuk Egitimi
Hangi hukuk fakültesi, nasil tercih ettigi, fakültedeki egilimleri, ilgileri, iliskileri, gündemleri, temel sorulari ve cevaplari, kimlerden ders aldigi, izlenimleri? Okul disi iliskileri, iliski kurdugu çevreler, gruplar, kesimler? Sosyal ve kültürel hayati? Ideolojik- politik egilim ve buna dair çalismalari veya konumu? Dönemin siyasal gelismeleri ile iliskisi? Bakisiniz konusunda neler söylersiniz?
CEVAP: 1956 yilinda liseyi, Elazig Lisesi’nde sinavlara girerek disardan bitirdim ve Ankara Hukuk Fakültesi’ne kaydoldum. Devam mecburiyeti olmayan bir okuldu. Bu sayede, bir yandan ögretmenlik yaparken bos zamanlarimda derslere hazirlaniyor ve yil sonunda sinavlara giriyordum. 1958 yilinda 3. Sinifa geçince ögretmenligi biraktim, sinava girip Tarim Bakanligi’nda muhasebe memurlugu yaptim. Böylece son iki yil da Ankara merkezde oldum ve dört yilda, bütünlemeye de kalmadan Ankara Hukuk Fakültesi’ni 1960 yilinda bitirdim. Bu dönem hem sosyalizme hem de Kürt sorununa iliskin görüslerimin netlestigi bir dönemdir.
O yillar legal sosyalist bir örgüt yoktu ve sol kitaplar da henüz yayin hayatina girmemisti. Ama okudugum edebi eserlerden ve fakültenin ders kitaplarindan edindigim bölük pörçük bilgilerle kendimi sosyalist sayiyordum. Bunlardan biri anayasa hukuku hocasi Doçent Ilhan Arsel’in ders kitabiydi ve orada sosyalist renkler içeren sosyal demokrasi iyi biçimde islenmisti. Orhan Kologlu’nun ekonomi ders kitabi ise Marksizmden söz etmese bile sosyalizmi anlatiyordu ve anlatildigi kadariyla tam gönlüme göre idi. Amme hukuku hocasi bir profesör ise (adini hatirlamiyorum) ideolojileri tartisirken esitlik ideallerini içeren, zaman içinde paranin ve devletin ortadan kalkacagi sistemleri, komünizmi ve anarsizmi ele aliyor, ama bunlari gerçekçi olmayan bir düs olarak niteliyordu. Ne var ki ben bu düsü sevdim!
O dönemde Ankara’daki arkadaslarimin bir bölümü Dersim yöresinden hemsehrilerimdi. Bazilari ise o dönem tanistigim Batili, Türk, edebiyatsever arkadaslardi. Onlar da ayni zamanda sosyalist görüsler tasiyorlardi.
Yine o yillarda Kürt ulusal hareketi, uzun yillar süren bir sessizlik döneminden sonra aydinlar arasinda, üniversite çevrelerinde kimildamaya, canlanmaya baslamisti. Bu canlanis yayin planinda da yansiyordu. Buna karsilik baskilar da gecikmedi. 1959 aralik ayinda bir operasyonla 49 Kürt aydini gözaltina alinip Istanbul Harbiye’deki hücrelere kondular. Kürt devleti kurmaya çalismakla suçlaniyorlardi. Bu olay, bazi tanidigim Kürt ögrencileri ürkütüp sindirirken bende, tam tersine kamçi etkisi yapti ve Kürt sorununa karsi ilgim artti.
Söz konusu dört yillik dönem, gerek Köy ögretmenligim yillarinda, gerek Ankara’da, edebiyat üzerine yogunlastigim, siir, hikâye ve roman alaninda ilk ürünlerimi verdigim ve bu ürünlerin bazisinin edebiyat dergilerine yansidigi bir dönemdir. Fakülteyi bitirdigim yil ‘Yasamanin Ötesinde’ adli ilk romanimi da yazmistim. Bu roman 1963 yilinda Vatan Gazetesi’nde tefrika edildi ve yillar sonra ‘Hayat Seni Sürükler’ adiyla kitap halinde yayinlandi.
* * *
Soru 2 – NOSYON?
a)Mesleki süreç
-Avukatliga girerken ilk beklentileri? Nasil basladi? Staj? Meslegi edinme-benimseme-ilerleme süreci? Kimden veya kimlerden el aldigi? Kimleri takip ettigi? Kendi tarihini kimlerle baslattigi? Nereye, hangi gruba dahil oldugu veya olmadigi? Avukatlik içinde Dostlari, Yoldaslari, rakipleri? Polemikleri? Tartismalari? Performansiniz?
CEVAP: Fakülteyi bitirince bürokraside bir görev edinmek, yargiç ya da savci olmak gibi bir düsüncem yoktu. Serbest avukatligi düsünmüstüm. Ama staj döneminde geçimimi saglayacak maddi olanaklarim yoktu. Bu nedenle avukatlik stajini askerlik dönüsüne biraktim. Ama askere de daha alti ayim vardi. Benzer durumdaki bir arkadasin tavsiyesiyle bu alti ay bos kalmamak için kaymakamlik stajina bas vurdum ve Elazig Valiligi’nde staja basladim. Bu maasli bir stajdi.
Bu arada askerlik için de basvurdum ve Aralik 1960’ta Ankara’da, Piyade Yedek Subay Okulu’nda egitime basladim. Alti aylik egitimin ardindan astegmen olarak Erzurum’da kita hizmetine basladim. Askerlik döneminde yazi çalismalarimi sürdürdüm ve ‘Çiçekler ve Zincirler’ adli ikinci romanimi yazdim. 1962 sonbaharinda iki yillik askerlik hizmeti bitti ve Elazig’a döndüm, kaymakamlik stajini kaldigi yerden sürdürdüm. Dönüsümden kisa süre sonra Adana’nin Osmaniye Ilçesi’nde satjiyer kaymakam olarak görevlendirildim. Osmaniye o zaman 30 bin nüfuslu bir kentti. Ama bu görev çok sürmedi. Benim Kürt sorunu ile ilgimi ve sosyalist görüslerimi tespit etmis olan yönetim, üç ay geçmeden beni merkeze, yani kizaga çekti.
Içisleri Bakanliginda bir süre herhangi bir is de verilmeden kizakta tutuldum. Özlük Isleri Müdürü beni çagirarak ‘Bu meslekte sana gelecek yok, kendine baska bir is bulsan iyi edersin’ dedi. Ben de bu arada zaten Ankara adliyesinde avukatlik stajina baslamistim ve onun bitmesini bekliyordum. Ama bu ikisi bir arada olmazdi, farkina varirlarsa avukatlik stajim yanardi. Bu nedenle Içisleri Bakanligi’ndaki isimden istifa ettim, Yine parasiz kalmistim. Bu kez de Aydinlikevler Ortaokulu’nda ücretli Ingilizce dersi ögretmenligi bularak sorunu çözdüm.
Avukatlik stajim 1964 yazinda bitti. Emekli sandiginda birikmis 5000 lirami çekerek Elazig’a tasindim. Adliyenin hemen karsisinda bosalan bir avukatlik yazihanesinin eski püskü esyalarini devralarak avukatliga basladim. Ayni dönemde ilk esim Tasvir’le tanisip evlendim.
* * *
b)-Hukuk ve yargi analizleri? Hukuk ve yargida temel gündemleri? Dertleri? Tasalari? Talepleri? Takip ettiginiz meseleler nelerdi?
c)-Insani dünyalari, sahitlikler, sürekli kendini hatirlatan davalar, olaylar, kisiler kimlerdi?
-Avukatlik ile ekonomik, sosyal, kültürel iliskisinin boyutu? Kültürel boyutu? Duygusal boyutu? Bizzat avukatliga bakis açisi? Ve buna dair sorunlar nelerdir?
CEVAP: Avukatlik meslegine basladigim 1964 yilina kadar olan hayat hikâyemden de anlasilacagi üzere benim tutkum sanata ve edebiyata idi, hukuk alaninda veya avukatlikta parlak bir gelecek, bir kariyer beklemiyordum. 1965 yilinda bir grup edebiyatsever ve aydin arkadasla birlikte Elazig’da ‘Çira’ adli aylik bir edebiyat dergisi çikardik. Ben yönetiyor ve yazilarinin da önemli bir bölümünü yaziyordum.
Siyasete girmeme sosyalist görüslerim yol açti. Elazig’da avukatliga basladigim yil, benim gibi sosyalist görüsler tasiyan 3-4 kadar avukat arkadasla birlikte Türkiye Isçi Partisi’nin Elazig il örgütünü kurduk, 1965 seçimlerine katildik. Çevre illerde, Tunceli ve Bingöl’de TIP’in örgütlenmesinde görev aldim. 1965 seçimlerinde yasimi büyütüp Bingöl’de TIP’ten milletvekili adayi oldum, seçim çalismalarini yürüttüm. Bütün bunlar benim bir hayli zamanimi aldi ve avukatlik islerimi de ister istemez aksatti.
Aldigim davalar da daha çok yoksul insanlarin, isçi ve köylülerindi. Fazla ücret ödeyecek durumlari yoktu, hatta bazilarina parasiz giriyordum. Erzurum’da komünizm propagandasi yapmakla suçlanip tutuklanmis iki üniversite ögrencisi kendilerini savunacak avukat bulamamislardi. Bu nedenle otobüsle Erzurum’a gidip geldim. Oldukça uzak bir mesafe idi, yol Tunceli ve Erzincan’dan geçiyordu. Vekaletlerini alip durusmalarina girdim. Sanirim oldukça iyi bir savunma yaptim. Ilk durusmada tahliye edildiler, ikincisinde ise beraat ettiler. O dönemde Erzurum tutuculuguyla ünlü bir kent olsa da orada da ‘yargiçlar vardi ’
Soru-3 – EDA, TARZ, ÜSLUP?
-Dava Taktikleri, girisimleri? Avukat, Hakim, Savci iliskileri? Müvekkil ile iliskileri? Kalem ile iliskileri ve taktikleri? Adliyedeki iktidar oyununa dair gözlemleri? Müvekkile-hakime-savciya yönelik taktikleri? Adliyedeki rollere, aktörlere dair bakis açisi?
CEVAP: Hem aldigim bazi davalar, hem de avukatlik mesleginin ‘inceliklerini demeyeyim-ama, hilesi-hurdasini pek bilmedigim, tercih de etmedigim için Elazig adliyesinde bazi savci ve yargiçlarla takistim, icra dairesinde is izleyemez oldum. (Bunlari Anilarimin 1. Cildi’nde ayrintili olarak yazmisim.) Bu nedenle 1966 yilinda avukatlik büromu Tunceli’ye tasidim. Bu tasinma sirasinda da Tunceli’de yani kendi memleketimde yer bulmak bayagi zor oldu. Sosyalist oldugum için ‘tehlikeli’ sayiliyordum ve küçük bir dükkan sahibi olanlar bile, mülk düsmani oldugumuzu düsünerek bize karsi tavirli idiler
1972 yilina kadar 6 yil süreyle Tunceli’de avukatlik yaptim. Ayni zamanda yogun siyasi çalismalar içinde oldum. Bu dönemde avukatlik islerine ve genel olarak hukuk meslegine bakis açimi Anilarimin 1.. Cildi’nde ‘Avukatlik Islerim’ adli bölümde özetle anlatmisim. Bu bölümü asagiya aliyorum:
Avukatlik Islerim
Tüm bu kesintilere, yogun siyasi çalismalara ragmen Avukat olarak islerim fena degildi. Ancak bana gelenler daha çok yoksul kesimdi ve ben de yüksek ücret almiyordum.
Elazig adliyesinin aksine, Tunceli adliyesi ile, bir tüm olarak iliskilerim iyiydi. Bu, yöntemimi degistirdigim, avukatlik mesleginin hilesine hurdasina ayak uydurdugum için degildi elbet; bu bakimdan bende bir sey degismemisti. Ama burasi küçük bir yerdi. Belki biraz sansliydik, buraya iyi insanlar geliyordu! Belki gelenler, genellikle gençler, meslege yeni baslayanlar olduklari için henüz yozlasmamislardi, ideallerini koruyorlardi. Ayrica kisisel tanisikliklarin da payi vardi. Dürüst çalistigimi biliyor ve hemen tümü bana güven duyuyorlardi.
Bir kez bir hukuk davasinda, genç bir yargiç, hangi tarafin hakli oldugu konusunda tereddüte düsmüs, bu davada taraf avukati oldugum halde, bana dönerek:
‘Kemal Bey, gerçekten bu isin içyüzü ne?’ diye sormustu.
Yine de, birçok nedenle hukuk meslegine ve avukatliga isinamiyordum. Yaptigim isi yaratici görmüyordum.
Insanlar bir alacak verecek meselesinden, tarla siniri yüzünden, ya da hiç yoktan çekisirlerdi ve biz taraftik. Bazan kafa göz yarilir, insanlar ölür, biz taraftik. Bu tür isleri izlemek, taraflari, taniklari, avukati, savciyi yargici dinlemek ve bu konu üstüne yazmak, konusmak çogu kez bana saçma, bazan da tiksindirici görünürdü. Sonuçta ne yapmis oluyordum? Tarla ya da arsa birinden alinip ötekine verilince biz sevinir ya da üzülürdük.. Birisi ceza giyince ya da beraat edince biz sevinir ya da üzülürdük.. Insanlarin para, mal-mülk, kapris, hatta bazan düpedüz saçma düsünceler, ilkel duygular yüzünden bogustuklari, birbirlerini yedikleri bir yoz düzenin vidasi gibi görürdüm kendimi. Oysa yapilacak sey bu bozuk düzeni ve insani degistirmek, bu kavgalari, çekismeleri tarihe gömmekti. Insanlar bir zindanin içindeydiler ve habire birbirlerinin bogazina sariliyorlardi. Yapilacak sey zindan duvarlarini yikmak, isiga, yeni bir yasama açilmakti. Ben hep güzel kitaplar yazmayi düsünmüstüm; insanlara haz ve mutluluk verecek, onlari düsündürecek, iyi ve güzel seylere yöneltecek kitaplar; siirler, hikayeler, romanlar… Sonra bir politik kavganin içine girdim; bu da dünyayi düzeltmek içindi. Insanin insana zulmetmedigi, sömürüsüz, esitlikçi, barisçi, özgür bir dünya için… Peki simdi yaptigim neydi? zamanimin büyük kesimi, ekmek parasi için iste bu tozlu koridorlarda, adliyenin bu soguk duvarlari arasinda, küf kokan hukuk ve ceza davalarinin dosyalari arasinda geçiyordu… Kendimi bu dünyaya yabanci gibi görüyordum.
Hukuk dilinin kendisi de bana sikinti veriyordu. Bu dil siradan insan için, hatta hukukçu olmayan biri için anlasilmazdi. Bilmece-bulmaca gibiydi. Edebiyatla ugrasan, o dilde düzgün, akici konusmayi ve yazmayi seven biri içinse bu düpedüz iskenceydi.
Bizim oralarda yalanci taniklik çok yaygindir. Namus ve seref üzerine yapilan yemine ragmen, insanlar mahkemelerde, ekmek peynir yer gibi yalan söylerler. Davalarda bilirkisi, ya da tanik olarak dinlenen köylüler, asiret ve akrabalik iliskilerine göre kendi yandaslarindan yana beyanda bulunurlar. Bu nedenle birinin dedigi digerini tutmaz. Yargiçlar da bu düzmece ifadelere bakarak karar vermek zorundadirlar. Bu nedenle, gerçegin saptanmasi ve adil bir karara varmak oldukça güçtür.
Avukatlar da davalari kazanmak için çogu zaman bu düzmece ifadelere öncülük eder, isin hilesini hurdasini gösterirler. Bu tür küçültücü seyleri asla yapmadim. Bir keresinde, Mazgirt’teki bir durusmada, müvekkilimin yalan söyledigini fark edince tepem atti, yargica döndüm, ‘müvekkilim yalan söylüyor, ben böyle davayi izlemem,’ diyerek hemen durusma salonunu terk ettim.
* * *
SIYASI ÇALISMALAR-TUNCELI DÖNEMI
Tunceli’de avukatlik yaptigim bu 5-6 yillik dönemde ayni zamanda çok yogun siyasi çalisma içinde oldum. Tunceli’de Yerel seçimlere, Milletvekili ve senato seçimlerine girdik. 1969 seçimlerinde Tunceli’de TIP’ten milletvekili adayi idim. % 20 oraninda oy aldik ve seçimi az bir farkla kaybettik.
Tunceli’de ‘Ezilenler’ adinda tek yaprakli, 15 günlük bir gazete çikardik; 28 sayi yayinlandi.
‘Ilerici Gençlik Dernegi’ adiyla bir gençlik dernegi kurduk.
1967 yilinda Ankara’da yayinlanan ‘Yeni Akis’ adli dergide, Kürt sorunuyla ilgili yazdigim ‘Hersey Açikça’ adli makale nedeniyle, derginin yöneticisi ve sorumlu yazi isleri müdürü diger iki kisiyle birlikte tutuklandim. Ankara Ulucanlar’da 6 ay tutuklu kaldim. Toplu Basin Mahkemesi’nde görülen davanin ilk durusmasinda tahliye edildik, daha sonra beraat ettik. O zaman Ankara’da da ‘Yargiçlar vardi…’
1968 yilinda yapilan TIP 3. Büyük Kongresi’nde Genel Yönetim Kurulu’na, ardindan Merkez Yürütme Kurulu’na seçildim.
1969 yilinda Erzincan’a TIP örgütünü kurmak için gittigimde tertipli bir saldiriya ugrayip yaralandim. Buna ragmen TIP örgütünü kurarak döndüm.
1969 sonbaharinda Halk Oyunculari adli tiyatro grubu, ‘Pir Sultan’ piyesini oynamak üzere Tunceli’ye gelmislerdi. Oyun yasaklandi. Biz ve oyuncular temsil için direnince olaylar çikti, oyuncularla birlikte gözaltina alindik, iskence gördük. Olayda ölen ve yaralananlar oldu ve bu olay ülke çapinda çok yanki yapti. 40 kisi kadar tutuklandik. Tam da seçim öncesiydi. .
12 Mart 1971 darbesinin ardindan, önce, ‘Elrom Davasi’ olarak bilinen olay nedeniyle (Israil Konsolosu Elrom kaçirilmisti), 50 kadar seçkin politikaci, sendikaci, yazar ve akademisyenle birlikte ‘rehine olarak’ gözaltina alindim. Aramizda Prof. Muammer Aksoy, Prof. Ismet Sungurbey, Yasar Kemal, Kemal Türkler, Sadun Aren, Behice Boran, Tarik Ziya Ekinci vardilar. Bir ay kadar Istanbul’da Davutpasa Kislasi’nda kaldik. Bir ay sonra rehinelerin bir bölümü birakildi, bir bölümümüz ise baska davalarda yargilanmak üzere tutuklandik. Ben önce 4 ay süre ile Ankara’da TIP davasi nedeniyle Mamak’ta, daha sonra da Kürt aydin ve yurtseverlerinin yargilandigi DDKO davasi nedeniyle Diyarbakir’da tutuklu kaldim.
Her iki davadan da tahliye olduktan sonra da baskilar sürdü ve Ankara mahkemesi yeniden tutuklama karari verdi. Bunun üzerine teslim olmadim ve 1972 yazinda esimi ve üç çocugumu Istanbul’a naklederek güney sinirindan Suriye’ye, oradan Lübnan’a, sonra Bulgaristan üzerinden Federal Almanya’ya geçtim.
Bu ilk sürgünlügüm iki yil sürdü. Federal Almanya’da Konstanz, Münich, Frankfurt gibi kentlerde kaldim. O dönemde Kuzey Kürtlerinden bir grup solcu arkadas Almanya’da HEVRA (Birlik) adinda bir örgüt kurmuslar ve Rohahi (Aydinlik) adinda bir dergi çikariyorlardi. HEVRA’nin çalismalarina yardimci oldum. Bu sürede elime bol Kürtçe materyal geçti. Kürtçe yazi dilimi gelistirdim ve Ronahi’de Kürtçe ve Türkçe yazilar yazdim. Kürt sorununa iliskin ilk ve temel teorik görüslerimi de bu dönemde kaleme aldim. Bunlar ‘Türkiye Sartlarinda Kürt Halkinin Kurtulus Mücadelesi’ adi altinda kitap halinde Hevra Yayinlari arasinda yayinlandilar. Bu kitapta dile getirilen görüsler, 1975 yili basinda kurdugumuz Türkiye Kürdistani Sosyalist Partisi’nin (TKSP) temel görüsleri oldu.
Türkiye Kürdistani Demokrat Partisi 1965 yilinda illegal olarak kurulmustu. Biz Kuzeyli Kürt solculari ise Türkiye Isçi Partisi içinde örgütlendik. Hem demokrasi ve sosyalizm mücadelesini Türk ve öteki halklardan yoldaslarimizla birlikte yürütüyorduk, hem de Kürt sorununun çözümünün bu ortak mücadelenin ürünü olacagi kanisinda idik. Ne var ki zamanla görüsümüz degisti. Türk solu Kürt sorununa iliskin olarak ilkeli bir tutum takinamadi, ‘sosyalizm gelsin bu sorun çözülür,’ anlayisinda idi. Türkiye Isçi Partisi 1970 yilindaki 4. Kongresinde Kürt kanadinin etkisiyle Kürt sorununa iliskin iyi bir karar da aldi. TIP 12 Mart döneminde bu gerekçe gösterilerek kapatildi. Ama yöneticiler, mahkemede bu karari geregi gibi savunmadilar. Öyle olunca da daha yurt içinde oldugum 1971-72 döneminde bir bölüm arkadasta ayri bir Kürt sosyalist partisi kurma yönünde bir egilim belirmisti.
1974 yilinda Ecevit liderliginde yeni hükümet kurulup af çiktiktan sonra yurda döndüm. Bir grup arkadasla yaptigimiz görüsmelerin ve hazirliklarin ardindan 1975 yili basinda Türkiye Kürdistani Sosyalist Partisi’ni (TKSP) kurduk. Ben Partinin Genel Sekreterligine seçildim. Parti elbet o kosullarda zorunlu olarak illegaldi. Kurulustan kisa süre sonra aylik Özgürlük Yolu Dergisi’ni çikardik ve siyasi hareketimiz kamuoyunda bu adla tanindi. 1977 yilinda ise 15 günlük Kürtçe-Türkçe Roja Welat (Yurt Günesi) gazetesini yayin hayatina soktuk. Hem dergi hem gazete Kürt kamuoyunda büyük yanki yapti. Özgürlük Yolu Yayinlari’ni baslattik ve hem sosyalizm, hem de Kürt sorunu, Kürt dili ve tarihi ile ilgili olarak bir dizi kitap yayinladik. Sosyalist görüsleri ve Kürt halkinin kendi kaderini tayin hakki çerçevesinde Kürt sorununun esitlikçi çözümünü savunuyorduk. Bu ya ayri devlet ya da esitlikçi bir federal çözümdü. Ülke ve bölge kosullarini göz önüne alarak iki halkin bir arada yasamasini mümkün kilan federal çözüme agirlik verdik. Mücadelemizi Türk halkinin devrimci ve demokratik güçleriyle birlikte yürütme anlayisi ve enternasyonalizm temel ilkelerimiz arasindaydi.
Kisa sürede nispeten yaygin bir örgütlenme ve iyi bir kitle tabani sagladik. Legal planda Partimizin görüslerini savunan Devrimci Halk Kültür Dernekleri olustu ve birçok il ve ilçede örgütlendiler. Türkiye ölçeginde isçi sendikalarinda ve demokratik kitle örgütlerinde varlik gösterdik. 4 Yil süreyle 200 bin üyeli Türkiye Ögretmenler Birligi’nin (TÖB-DER) yönetiminde yer aldik. 1977 yilinda Diyarbakir’da, 1979 yilinda ise Agri’da bagimsiz olarak gösterdigimiz yoldaslarimiz belediye baskanliklarini kazandilar.
1974 yilinda, yurda döndügümde avukatlik yazihanem kalmamisti elbet. Yeni bir yazihane açmak için param da yoktu. Ankara’ya tasindim ve bir dosttan 5000 lira borç edip bir masa aldim ve Ziya Acar arkadasimin yazihanesinde avukatliga basladim. Ne var ki birkaç dava aldimsa da yogun siyasi çalismalar ve yayin çalismalari nedeniyle avukatlik isini etkin biçimde sürdüremedim.
Bu dönemde yaptigimiz islerden biri de, 72 kadar avukatla birlikte Ankara’da Çagdas Hukukçular Dernegi’ni kurmak oldu. Kurucularin bir bölümü Ankara Barosu’ndan, digerleri Istanbul, Izmir, Adana, Konya ve Gaziantep barolarina bagli avukatlardi. Halit Çelenk baskan, ben saymandim. Yönetim kurulunda PSK’nin da kurucusu olan arkadasim Avukat Ziya Acar, TIP’ten eski Senatör Niyazi Agirnasli, Avukatlar Nevzat Helvaci ve Ersen Sansal vardilar. Çagdas Hukukçular Dernegi kisa zamanda önemli bir gelisme gösterdi, etkin bir demokratik kitle örgütüne dönüstü. Özellikle Istanbul’da ‘Çagdas Avukatlar’ birçok kez baro baskanligini kazandilar.
Irak Kürdistani’ndan Celal Talabani ile bu dönemde tanistim. Bazi arkadaslariyla birlikte Ankara’ya gelmisti. Onlar da bizden kisa bir süre sonra Irak Kürdistani’nda ‘Kürdistan Yurtsever Birligi’ adli örgütü kurmuslardi ve programlari bize yakindi, sol çizgide idiler. Yine ayni dönemde Iran Kürdistan Demokrat Partisi Genel sekreteri Kasimlo ile tanistim ve evimde konuk ettim. O da Ankara’ya gelmisti. 1980 sonrasi ikinci sürgünlük dönemimde yurt disinda ve Iran-Irak Kürdistani parçalarinda (onlar o dönemde gerilla savasi yürütüyorlardi) birçok kez görüstük. Yine 1980’li yillarda Irak Kürdistani Demokrat Partisi lideri Mesut Barzani ile de tanistim ve onunla da diyalogumuz yurt disinda ve Irak Kürdistani’nda devam etti. Ayni dönemde Suriye’deki Kürt hareketinin liderleriyle de tanistim. Özellikle Suriye Kürtleri Ilerici Demokrat Partisi ve onun lideri Hemit Devrês ile iliskilerimiz sicakti.
Biz söz konusu parçalarda mücadele yürüten Kürt örgütlerinin islerine karismadik ve böyle bir seyi yanlis bulduk. Ama onlarin mücadelesine kardesçe dayanisma gösterdik, yanlislarini ise dostça elestirdik ve uyardik. Bunun ötesinde Degisik parçalardaki örgütlerin dayanisma ve yardimlasmasi için bir ulusal kongrenin geregini savunduk ve onlarla birlikte bunun için çalistik.
Kuzey parçasindaki mücadeleye gelince bu parçada bizim disimizda birçok örgüt olusmustu. Biz bunu bir yönüyle dogal buluyorduk. Herkes sosyalist degildi. Ama örgütler arasinda ortak hedeflere yönelik olarak bir cephenin geregine ve yararina inaniyorduk, bunun için de sürekli olarak çalistik.
Öte yandan, Kuzey parçasinda, 1970’li yillarin sonlarina dogru ortaya çikan PKK farkli bir örgüttü, Sahneye çikar çikmaz diger tüm Kürt örgütlerini isbirlikçi ve hain ilan etti, onlara karsi saldirilar baslatti. Bizce PKK Kürt hareketine karsi devreye sokulan bir proje idi. PKK’nin bu tutumu bugün de devam etmekte.
* * *
12 Eylül Darbesi öncesi, Nisan 1980’de yine güney sinirindan, Suriye ve Lübnan üzerinden Avrupa’ya geçtim. Darbe olunca artik dönemedim. Bu ikinci sürgünlügüm 31 yildan fazla sürdü. 1982 yilinda Isveç’e siyasi iltica talebinde bulundum. Esim ve çocuklarim da ayni yil Suriye üzerinden Isveç’e geçtiler.
31 yil süren bu ikinci sürgünlük döneminde partimi yurt disindan yönettim. Federal Almanya ve öteki Avrupa ülkelerinde Kürt isçi ve aydinlari arasinda iyi biçimde örgütlüydük. Kürdistan Isçi Dernekleri Federasyonu (KOMKAR) adinda bir örgütlenme de saglamistik ve KOMKAR hem kültürel çalismalar, hem de politik gösteriler bakimindan çok etkindi. Ben de söz konusu dönemde ülke ülke dolastim, düzenlenen pek çok toplanti ve konferansta konustum, pek çok diplomatik görüsme yaptim. Ayni zamanda sürekli olarak yazdim, teorik, politik ve kültürel nitelikte pek çok kitabim ve brosürüm yayinlandi.
* * *
Soru- SIYASI MIRAS?
Siyasi Çalismalari, parti kurma hazirliklari, çalismalari. Talabani ile iliski ve iletisiminiz? Ibrahim Ahmad ile tanistiniz mi? Anlatabilir misiniz izlenimlerinizi?
-Kürtlük anlayisiniz nedir? Etnik-kültürel siyasal meseleler? Dersim gelenegi ile Hewler’e kadar uzanan genis kültürel alanda birbirinden farkli Kürtlük hallerini birlestirecek anayasal formüller nelerdir? Kürt kamu hukuku düsüncesi ve pratikleri üzerine ne düsünüyorsunuz? (Özellikle Kürt bölgesel yönetimi, mevcut kuzey Suriye’deki yeni yönetim tecrübeleri ile Kürt belediyeciligi tecrübeleri yönünden..,)
-Türkler ve Kürtlerin ayrilma ve birarada yasama sorunlarina ne diyorsunuz? Martin Luther King gibi Türklerle Kürtlerin esit haklarda biraraya getirmek yeterli mi? Yoksa Malcolm X gibi Kürtler zaten ayri bir millettir ve kendi devletlerini kurmalidirlar mi diyorsunuz?
CEVAP: Ben sosyalist bir Kürdüm. Alevi-Kürt olan Dersim yöresinde dogup büyüdüm. Ama din ve mezhep ayrimi yapmam. Müslüman-Hristiyan, Yahudi; Sünni-Alevi-Ezidi gözümde aynidir. Tüm halklari kardes görüyorum, onlari yönetenler bazen ne denli zalim ve irkçi olsalar da. Hangi halktan ve inançtan olurlarsa olsunlar, sömürülen kitlelere, baski gören gruplara dostum. Yani hem kendi halkimin özgürlügü için mücadele ediyorum hem de sömürüye, baskiya ugrayan tüm halklara, gruplara dostum, enternasyonalistim. Emekçilerin, kadinlarin, diger canlilarin haklarini savunurum, dogal çevreyi titizlikle korumaktan yanayim.
Kürtler Ortadogu’da eski bir dile, tarihe sahip, nüfusu günümüzde 50 milyona ulasan bir ulustur. Kendi kaderlerini serbestçe belirlemek (self determinasyon) tüm uluslar gibi onlarin da hakkidir. Ama ne yazik ki ülkeleri birkaç devlet arasinda bölünmüs ve bu parçalarda genellikle dilleri bile yasaklanmis, yok sayilan, yok edilmek istenen mazlum bir halktir. Bu nedenle sorun oldukça karmasik. Çözüme gelince, bu konuda gerçekçi olmak, ulusal ve uluslararasi kosullari, somut durumu göz önüne almak gerekir. Ben basindan beri federal çözümü kosullara uygun buldum. Yani Kürt halki bulundugu her parçada, federal bir statü ile, esitlik temelinde diger halklarla bir arada yasayabilir. Dünyamizda bunu hayata geçirmis, böylece ulusal sorundan kaynaklanan ciddi sorunlari çözmüs pek çok ülke var. Türkiye de bunu yaparak barisa ve demokrasiye ulasabilir, kaynaklarini siddete, savasa, yikima degil, ekonomik ve sosyal gelismeye yöneltebilir.
Ben yillar boyu bunu savundum ve yönettigim, destekledigim siyasi partiler de bunu yaptilar.
Kürtler iki yüzyili askin süredir özgürlükleri için zorlu bir mücadele yürütüyorlar. Baslarda bu isin basini çekenler, toplumun feodal yapisi nedeniyle beyler ve seyhlerdi. Mir Bedirhan, Abdurahman Pasa Baban, Seyh Ubeydullah, Seyh Ahmet Barzenci, Seyh Sait, Seyit Riza, Kadi (Gazi) Muhammed gibi Ama zamanla örgütlü yapilar da devreye girdi. Özellikle 20. Yüzyilin 2. Yarisindan sonra aydinlarin rolü artti ve yurtsever, sol renkte örgütler sahneye çikti.
Söz konusu bölünmüs olma hali nedeniyle Kürt halkinin özgürlük mücadelesi çok zor sartlarda cereyan ediyor ve mücadele egrisi oldukça inisli çikislidir.
Ikinci Dünya Savasi sirasinda Iran’da ortaya çikan uygun kosullar nedeniyle (Iran’in isgale ugramasi ve Sovyet destegi) Mahabad Kürt Cumhuriyeti olustu. Ne yazik ki Kürtlerin bu ilk göz agrisi ayakta kalamadi; savas sonrasi Sovyetler bölgeden çekildi ve ABD ile Ingilizlerin destegini alan Iran merkezi yönetimi ona ve yine bölgedeki Azeri Cumhuriyeti’ne son verdi. 1978 yilinda Sahlik rejiminin yikilisinin ardindan Iran KDP’nin öncülügünde sürdürülen gerilla savasi ise bazi kesintilerle bugün de devam etmekte.
Güney Kürdistan’da 1960’li yillarda Mustafa Barzani’nin liderliginde baslayan gerilla savasi da inisli çikisli bir süreç izledi. 1970 yilinda merkezi hükümetle yapilan anlasma sonucu Güney Kürdistan’a otonomi tanindi. Ama merkezi hükümet anlasmaya uymadigi için savas yeniden basladi ve 1990 yilina, Birinci Körfez Savasi’na kadar devam etti. Bu arada Irak diktatörü Saddam önce Iran’la uzun bir savasa tutustu, sonra Kuveyt’i isgal ederek nerdeyse tüm dünyayi karsisina aldi. ABD’nin liderligindeki müttefik güçlerce 1990 yilinda hizla ve agir bir yenilgiye ugratildi. Kürtler yeni elverisli ortamda otonomiyi hayata geçirdiler. Demokratik seçimler sonucu Baskent Hewlêr’de (Erbil) Kürdistan parlamentosu ve hükümeti olustu. Sonra bu statü federasyona dönüstürüldü. 2003 yilindaki 2. Körfez Savasi’nin ardindan Irak’in yeni anayasasi Kürdistan Bölgesinin federal statüsünü tanidi.
Bu Kürtler bakimindan, iç ve dis dinamiklerin olumlu biçimde kesismesiyle ortaya çikan çok önemli bir gelismedir. Kürtler 1990 yilindan beri burada Ortadogu ölçülerine göre oldukça ileri demokratik bir sistem olusturdular ve bölge ekonomik, sosyal ve kültürel bakimdan büyük gelismeler kaydetti. Bunda Mesut Barzani, Talabani gibi liderlerin önemli bir rolü var. Ama ne yazik ki bu durumdan rahatsiz olan bölge devletleri, basta Iran ve bizzat Bagdat hükümeti, bu özgür ortami engellemek için çabalarini sürdürmekteler. Içerde de ne yazik ki bazi gruplar, kisisel ve grupsal çikarlari için bu tür girisimlere alet olmaktalar. Tüm bu nedenlerle Güney Kürdistan üzerindeki tehlikeler bugün de sürmekte.
Son yillarda, Arap bahari denen gelismelerin Suriye’ye yansimasiyla burada da Kürtler bakimindan ilginç bir süreç yasanmakta. Merkezi Suriye hükümeti ülkenin bir bölümü üzerinde denetimini yitirdi. Kürdistan bölgesinde PKK’ye yakin PYD adli örgüt silahli gücünden yararlanarak etkinlik kazandi. Ama PKK politikalarini izleyen bu örgütün, PKK’nin tamami gibi Kürtlere yarar mi zarar mi sagladigi tartisilir. Çünkü önce Sam Hükümetinin onayi ve destegi ile, onun hesabina bölgede etkinlik sagladi. Diger Kürt örgütlerinin çalismalarini yasakladi ve onlara baski uyguladi. Türkiye PKK-PYD’yi gerekçe gösterip burda Kürtlerin herhangi bir statü elde etmelerine siddetle karsi çikti ve siniri asarak Firat’in batisindaki Afrin ve diger bazi Kürt bölgelerini isgal etti. Firat’in dogusuna düsen Kürt bölgesinde ise simdi Amerika etkin ve Sam hükümetine karsi durusu ve ISID’e karsi ortak mücadele nedeniyle Kürtlerle iliskileri iyi. Bölgede ayni zamanda yer yer Sam Hükümetinin güçleriyle birlikte Ruslar var. PYD tüm bu güçler arasinda gidip geliyor ve oldukça saskin bir politika izliyor. Eger PYD, bölge devletlerinin elinde tam bir taseron olan ve izledigi politikalarla Kürtlere hep zarar vermis ve vermekte olan PKK ile baglarini koparip diger Kürt örgütleriyle cephe birligi yapsa Suriye sinirlari içinde, Güneybati Kürdistan’daki Kürtlerin iyi bir statü elde etmeleri mümkündür.
* * *
>SORU: 1974 yilinda Kürdistan Sosyalist Partisini kurdunuz. Ve 2003’te ayrildiniz.
31 yil Isveç’te yasadiniz. 2011’de döndünüz. 37 yillik bir sorusturmada takipsizlik verildi AKP açilimlari vardi o günlerde. Bu konuda geldigimiz asamadaki fikriniz nedir?
ÇEVAP: Kürdistan Sosyalist Partisi’nin (PSK) Genel Sekreterligini 2003 yilina kadar sürdürdüm. O yil yapilan 7. Kongrede, Genel Sekreterligi biraktim, ama partiden ayrilmadim.
2000’li yillarda, AK Parti’nin iktidara gelisinden sonra siyasal durumda belli bir yumusama yasandi. Kürt sorunuyla ilgili bir açilim süreci baslatildi ve Kürtçe yayin yapan TRT-Kurdî’nin, bazi üniversitelerde Kürt dili bölümlerinin açilmasi gibi bazi olumlu adimlar da atildi. Biz bu türden olumlu adimlari destekledik. Ayni dönemde yillardir sürgünde olan Kürt siyasi kadrolari da ülkeye gider gelir oldular ve bazilari tam dönüs yapti. Bunlar arasinda bizzat benim yoldaslarim, PSK’nin taninan yönetici kadrolari da vardi. Bu nedenle 2010 yilina dogru ben de yurda dönmek için kosullarin olgunlastigini düsündüm ve bunu medyaya da açikladim. PSK aleyhine açilmis olan ve 30 yili askin süredir devam eden, benim de yargilandigim dava 2011 yilinda düstü. Öyle olunca 2011 yilinda seçimlerden sonra 30 temmuz günü uçakla Istanbul’a indim ve iyi karsilandim. Kitlesel bir karsilama oldu.
Geldigim dönemde Kürt sorunu ile ilgili olarak oldukça serbest bir tartisma ortami ve çözüm yönünde umutlar vardi. Pek çok TV programina davet edildim, gazeteler benimle birçok söylesi yapip yayimladilar ve pek çok konferansa davet edilip konustum. Ne yazik ki bu olumlu ortam çok geçmeden tikandi ve bana karsi da ambargo yeniden basladi. Özellikle 2012 yilinda Hak ve Özgürlükler Partisi’nin (HAK-PAR) Genel Baskanligi’na seçilmemin ardindan bu ilgi, bir yerlerden dügmeye basilmis gibi kesildi
* * *
SORU: Sezen Aksu, Gülümse, Yeni Türkü Sonbahardan Çizgiler (Mamak türküsü cezaevinde yazdiniz)siirlerini besteledi. Buradan Siir ve Edebiyata dair genel olarak ne söylersiniz?
CEVAP: Daha önceki bölümlerde de degindigim gibi, ilk gençlik dönemimde tutkum edebiyata, sanata idi; örgütlü siyaseti hiç düsünmemistim. Ilk eserlerim de zaten siir, roman ve hikâye olarak edebi niteliktedir. Ama ülkemin ve halkimin içinde bulundugu kosullar beni bir aydin olarak siyasetin içine çekti.
Siyasete girince roman yazmayi biraktim; çünkü roman çok zaman alan bir isti ve yogun siyasi çalisma arasinda bu mümkün degildi. Ama siir yazmayi sürdürdüm. Ilk siir kitabim Prangalar 1966 yilinda Ankara’da yayimlandi. Ikinci siir kitabim Dersim 1975 yilinda yine Ankara’da, Toplum Yayinlara arasinda yayimlandi. Daha sonra da Türkçe ve Kürtçe olarak iki dilde siiri sürdürdüm. Bugüne kadar Türkçe olarak 7 siir kitabim, Kürtçe olarak da 4 siir kitabim basildi. Bunlardan biri 300’den fazla rubaimi kapsayan ‘Çarin’ adli eserimdir.
Siirin disinda da kültürel nitelikte bir hayli eserim var. Bugüne kadar yayinlanmis 70’e yakin eserimin (50 kadari kitap, 20 kadari ise brosür ebadinda) 30 kadari kültürel niteliktedir. Bunlar arasinda piyesler, çocuk hikâyeleri, mizah hikâyeleri, gezi notlari ve denemeler var. Büyük boy ve 3000 sayfa kadar tutan anilarimin ise ilk dört cildi basildilar, 5. Cilt de baskiya hazir durumda. (5. Cilt de, bu söylesiden az sonra, 2021 yili baslarinda basildi.)
‘Gülümse’ ve ‘Mamak Türküsü’ disinda da bestelenen bir dizi siirim var. Rahmi Saltuk iki siirimi besteleyip söyledi (Bunlardan biri Gülümse’nin farkli bir bestesi, digeri de Prangalar adli siirimdi.) Nilüfer Akbal iki siirimi (‘Rêvingi’ ile ‘Bir Kiz Gözleri Evren’) besteleyip söyledi. Ozan sêxo, Mehmet Atli ve Koma Dengê Azadi de çesitli siirlerimi besteleyip söylediler. ‘Helîn’ adli siirim ise Italya’da opera müzigi yapildi. Siirlerimin bir bölümü, bunun yani sira diger eserlerimin bazilari Almanca, Isveççe, Ingilizce, Italyanca, Hollandaca, Yunanca, Bulgarca, Arapça ve Farsça dillerine çevrildi.
* * *
Soru: Tahir Elçi’nin öldürülmesi planli, ama su an ülkeyi yöneten hükümet bunu yapmaz demissiniz? Bugün de ayni düsüncede misiniz?
CEVAP: Tahir Elçi olayi, kanimca AK Parti’nin denetiminde olmayan bir derin devlet kesiminin operasyonu idi. Bizzat PKK’nin da bu iste kullanilmis olmasi güçlü ihtimaldir. Çünkü ANF denen ve derin devlet güdümünde olan PKK’nin ajansinin bir sorumlusu, olaydan birkaç gün önce, birkaç kisi arasinda Tahir Elçi’nin de adini vererek ‘böyleleri susturulmali’ demisti.
Tahir Elçi barisçi bir sesti, silahlarin susmasindan yana idi, bu nedenle hem siddet yanlisi derin devlet kesiminin hem de onlarin güdümündeki PKK’nin tepkisini çekmekte idi. Böyle bir cinayet AK Parti’nin isine gelmezdi. AK Parti en azindan PKK’nin silah birakmasindan yana idi. Bu nedenle böylesine barisçi çagrilar ona ters düsmezdi. Ayrica AK Parti döneminde ‘sonradan açilim sürecini bir yana biraksa ve kendisinden öncekiler gibi siddet ve baski sarmalina girse bile- bu tür faili meçhul cinayetler görülmedi. Bugün de ayni kanidayim.
Kemal Burkay
1 Ocak 2021
Dengê Kurdistan