Makale

Bir zamanlar…

[13-14 Mayis 2016] Bir zamanlar ben de böyle genç bir zipir miydim? Su ‘Pelikan Dosyasi’ni yazanlar kadar lâf anlamaz, onlar kadar fanatik, onlar kadar saldirgan miydim?

Ne kadar hatirlamak istemesem de, korkarim evet. Belki düsmanliklarim o kadar kisisel degildi; daha az lider bagimliligi ve daha çok teori bagimliligi etrafinda örülmüstü. Ayrica, anonimligin ardina da saklanmiyordum. Ama aptalliksa aptallikti, körlükse körlüktü, haddini bilmezlikse haddini bilmezlikti, bagnazliksa bagnazlikti.

Burada ‘ben’ hem bütün bir, hattâ birkaç neslin metaforuyum, hem de kisisel bir realiteyim kuskusuz. Ortam öyleydi, herkes öyle yapiyordu diye kaçamiyacagim, sirtimdan atamiyacagim bireysel bir sorumlulugum var (ve dilerim bunu baskalari da içlerinde duyuyordur).

‘Pelikan Dosyasi’ni okurken aklim 48 yil önceye gitti. 1968’de Sovyetler Birligi Çekoslovakya’ya müdahale etmis, Mehmet Ali Aybar da bu zorbaligi kinamis ve Dubçek’in ‘güleryüzlü sosyalizm’ini savunmustu. Amerika’da, üniversitedeydim. Henüz Maocu olmamistim; Leninist-Stalinist aile gelenegini sürdürüyordum. Aydinlik dergisi çevresinden Sahin Alpay’i taniyor ve yazisiyordum. Ilk agizda, proletarya diktatörlügü adina çok kizdim Aybar’a. Oturup Ihanet var diye dehsetengiz bir yazi dösendim. Allahtan o 21 yasimdaki halimden daha olgun çiktilar da yayinlamadilar. Neredeyse yarim yüzyil geçti. Simdi bile aklima geldikçe kulaklarima kadar kizariyorum.

Bu, sadece bir örnek. ‘Pelikan Dosyasi’na en yakin örnek. Sonraki yirmi yil içinde, daha neler var oysa.

* * *

Iki büyük ‘kurtulus ideolojisi’ (emancipation ideology), iki büyük siyasal cereyan. Bir zamanlar Marksizm; bugün Islâmiyet ve Islâmcilik. Birinin biraktigi manevî bosluga digeri oturdu. 1920’lerden 80’lere, uluslararasi komünist hareket ve Türkiye’deki sol akimlar. 1946’dan bu yana, merkez-sag partilerin ana mecrasi (DP, AP, ANAP) ve bu gövdeden bir ara ayrilan daha saf Islâmci bir çizgi (MNP, MSP, RP, FP, SP). Sonra 2002’den bu yana, her ikisinin yeniden birlesmesi olarak AKP. Bu karsilastirma ne zamandir mesgul ediyor kafami.

Basarilarina degil basarisizliklarina, düstükleri tuzaklara, ugradiklari deformasyonlara bakiyor ve düsünüyorum: Ilkinin basina gelenlerden ikincisi kaçinabilecek mi? Kendi payima, sosyalizm tarihinden çikan hangi dersleri AK Partililere aktarabilirim? Denesem de, yarari olur mu? Hersey bir yana, dinleyen olur mu acaba?

Neresinden tutsam, hangi birini söylesem? Sol kendi ‘tek dogru’ inancina yüzde yüz angaje oldu. Paradigmatik bir dar görüslülük, bir tür ‘tünel vizyonu’ (tunnel vision) peydahladi. Sadece ‘borunun ucu’nu, ya da kuyunun dibinden yukari bakan kurbaga gibi, gökyüzünün kuyunun agziyla sinirli bir parçasini görür oldu. Kendi kendisine elestirel bakamadi. Teorisinin her yanlislanmasina bir kulp, bir açiklama, bir mazeret buldu ve hiçbir sey olmamis gibi, ‘tarihin yönü’nü izleyerek yoluna devam etti. Paradigm bagimliligi ve patika bagimliliginin disina çikamadi.

Zamanla inanmak, düsünmenin önüne geçti. Fikirler katilasip dogmalara dönüstü. Marksizm, eskiyi (kapitalizmi) elestirmede sergiledigi zenginlik ve yaraticiligi, yeniyi (sosyalizmi) kurmada gösteremedi. Bir tahakküm sistemini yikti, baska bir tahakküm sistemi getirdi. Asil bu asamada, iktidarla birlikte otoriterlesti. Çogulculuk kaldirmaz oldu. Lider kültleri peydahladi (Lenin, Stalin, Brejnev, Mao, Enver Hoca, Çavusesku, Kim Il-sung ve ahfadi). Lidere muhalefet ihanetle bir tutuldu.

Bu anlayis ve uygulamalar, kendi ülkelerinde iktidarda olmasalar bile iktidardaki komünizmin bütün günahlarini paylasip suç ortagi olan irili ufakli bütün diger partilere de sirayet etti. Mutlak merkeziyet, iç tartisma olanaklarini öldürdü. ‘Kol kirilir, yen içinde’ anlayisi, seffafligi, geçirgenligi ve toplumla etkilesimi dumura ugratti. Lidere kayitsiz sartsiz itaat kültürü, devrime (Lenin’in ifadesiyle) ‘firsat bu firsat, ben de kapacagimi kapayim’ diye bakan oportünistlere ortam hazirladi. Ortaligi yiginla arrivist, tirmanici kapladi. Bunlarin bir bölümü, secaat arzetmek ugruna ‘çizgi’yi hep asiriya ve daha asiriya çekti. Bu da fraksiyonlasma potansiyelini arttirdi. Asil sosyalizm alaninin (sosyalist ülkelerin ve komünist partilerin) disinda ama bitisiginde, Marksizmin ‘devrimci siddet’ ilkesinin uzantisinda, siddet fetisizmini iyice çigrindan çikaran yiginla sol akim dogdu.

* * *

Bunlar size gerek dünya çapindaki, gerekse Türkiye’deki Islâmci akima, daha dogrusu akimlara dair bazi seyler çagristiriyor mu?

Alti ay önceki bir yazimda, olasi benzetmelerden sadece sonuncusuna, siddet sorununa deginmistim: ‘Bir adim ötede, emperyalizm ve sömürgecilik mirasina kizginliktan beslenen siddet akimlari, 20. yüzyilin ikinci yarisinda daha çok Marksizm (tabii Marksizmin belli bir yorumu) araciligiyla kendine teorik çerçeve ve mesruiyet ararken, neden çagimizda daha çok Islâmiyetin belirli bir yorumu araciligiyla kendine teorik çerçeve ve mesruiyet ariyor? Söyle de diyebiliriz: Sirf yoksulluk ve esitsizlik, insanlari ölüme yürümeye azmettirebilir mi? Çok güçlü bir inanç devreye girmeden ve ikna edici rol oynamadan, siddet, terör ve hele intihar eylemi olur mu? Geçmiste bu inanci belki Marksizmin Leninist-ötesi varyantlari, belki soven milliyetçilik sagliyordu (PKK için hâlâ öyle). Cihadizm, her ne kadar Islâmiyetin sadece belli bir yorumuysa da, sonuç olarak böyle bir ideoloji kuvvetle mevcut. Ve ideolojileri, onlari yaratan kosullara indirgemek olanaksiz. Kendi özerklikleri, çekicilikleri, dinamikleri var. Bugün Taliban, El Kaide, Boko Haram ve ISID gibi örgütler açisindan ölümüne inanmislikla ilgili o yeterli kosulu Selefîligin, daha spesifik olarak Islâmiyetin Ibni Teymiyye (1263-1328) yorumunun güç verdigi bu cihadizm sagliyor.’ (18 Kasim 2015: ‘Dinin payi yok’ denebilir mi?)

Ama tabii aslinda çok daha büyük bir mesele söz konusuydu ve nitekim baska yazilar da yazdim ardindan. Örnegin ‘Çizgi’ nedir? ‘Dar’ ve ‘genis’ çizgiler neye yarar?makalemde (30 Ocak 2016), söyle iki alt-baslik da vardi: (a) Solda dar çizgicilik ve siyasetin yokolusu; (b) AK Parti’nin önündeki dar ve genis çizgi sorunlari. Onu Aydinlar ve dar çizgiciler izledi (7 Subat). Içinde bir yerde, ‘bir yanda parlak, namuslu aydinlar’ ve ‘diger yanda Yagoda ve Yezhov’lar’dan da söz ediyordum. Iki gün sonra Hazir, lâf resimden, ‘çizgi’lerden ve Stalincilerden açilmisken (1) çikti (9 Subat). Dogrudan lider kültleri konusuna girdim ve bir süre öyle devam ettim.

En son Antagonistlesmemek, fraksiyonlasmamak’ta (11 Mart 2016) daha dolaysiz bir uyarida bulunmaya çalistim. Bu yazinin basinda oldugu gibi, Marksizmden gelen bir aydin olarak ‘solun trajedisi içinden bugüne bakip düsünmek ihtiyacini’ duydugumu açikça belirttim: ‘Onyillar boyu, sosyalist ülkelere ve uluslararasi komünist harekete yönelik her elestirinin emperyalizme, burjuvaziye, CIA’ye, revizyonistlere, karsi-devrimcilere, kapitalizmi restore etmek isteyenlere maledilmesini yasadim. Bunun bogucu ve zihin köreltici etkilerine tanik oldum. Türkiye’de sol nasil parçalandi ve alabildigine fraksiyonlasti saniyorsunuz? Saflik ve farksizlik arayisi nasil basladi? Ana gövdenin büyük dallarinin küçük dallarindan en son ayrilani, yani bir bakima en (son asamada) kendine yakin olani en kötü, en büyük düsman sayma anlayisi nasil hakim oldu? 1960’larin basinda bir tek TIP varken, 1970’lerin sonunda, yani yirmi yildan kisa bir sürede hepsi küçük küçük elli küsur örgüte nasil gelindi?’

Devaminda, biraz soyut bir havada, farazî sanilabilecek bir takim sohbetlerden söz ettim. ‘Simdi de bazi AKP’li gençlerle tanisip konusuyorum,’ dedim; ‘bakiyorum da ates püskürmedikleri hemen hiç kimse yok. Bir sohbette, diyelim sekiz farkli tutumu somutlayan sekiz ayri kisinin adi geçiyor. Hepsine kizginlar; falancayla su yüzden, filancayla bu yüzden birlikte olamazlarmis; peki ne olacak, kiminle birlikte çalisabileceksiniz ki diye sordugunuzda, her bir ‘münferit’ küskünlügü tekrar ve tekrar anlatmaya girisiyorlar. Sonuç, kisisel öfkelerinde kendilerini bir kere daha haklilamalari oluyor.’

Bu zihniyet veya haleti ruhiyeyi ‘naiflik, ama korkutucu bir naiflik, tek tek agaçlardan ormanin bütününü görememek’ diye niteledim. ‘Demokrasi koalisyonunun nasil bir arada tutulabilecegini gerçek gündemin ilk sirasina çikariyor’ diye bitirdim.

* * *

Ne demis sair? Bir gerçek âlemdi gördügün, ey Celâleddin, heyûlâ filân degil. Aynen öyle; bu da alabildigine somut, reel bir yemek ve sohbetti aslinda. Yakinlik duydugum bazi Islâmci-AKP’li gençlerin gidisatindan endiseye kapilmistim. Bulustuk. Baska bazi büyükler de vardi (daha ileri yastakiler anlaminda). Elimden geldigi kadar bu dar çizgi – genis çizgi meselesini bir kere daha anlatmayi denedim. Yukarida sözünü ettigim bütün 30 Ocak – 7 Subat – 9 Subat – 11 Mart yazilarimda ne vardiysa veya olacaktiysa özetlemeye çalistim. Bakin biz yaptik, siz yapmayin demeye getirdim.

Dinlediler, dinlediler — ve sonra, aynen yukarida özetledigim gibi, kendi daracik perspektiflerinden, çesitli kizginliklarini bir kere daha anlatmaya koyuldular. Oracikta ümitsizlige kapildim. Bunlarin hiçbir sey ögrenecegi ve anlayacagi yok, diye geçirdim içimden. Biraz sonra özür dileyip ayrildim. Beni geçiren arkadasim iyimserdi. ‘Çok iyi oldu, böyle böyle gelisecekler’ gibi bir seyler dedi. Bense çok farkli izlenimlere sahiptim. Içimden, bunlar asla bütünü göremez; tek tek agaçlardan baslarini alip ormani göremez; ormani birak, burunlarinin ucundan milim ötesini göremez diye geçiriyordum.

Nitekim üzerinden iki ay geçti geçmedi; o genç çocuklar ‘Pelikan Dosyasi’ni kaleme aldi.

Yoksa tarih gerçekten tekerrürden mi ibaret?

Plus ça change, plus c’est la même chose mu demeli, Alphonse Karr gibi (her sey ne kadar degismis gözükürse, o kadar aynidir aslinda)?

Auden’la birlikte, ‘sürgündeki Thukidides’in (Peloponez Savasi kitabinda getirdigi) aydinligi yitirdigimizden, ‘aliskanlik yaratici acilara, / kedere, kötü yönetilmeye, / hepsine yeni bastan katlanmak zorunda’ (The enlightenment driven away, / The habit-forming pain, / Mismanagement and grief: / We must suffer them all again) oldugumuzdan mi yakinmali?

—————————————————-

Serbestiyet-16 Mayis

Halil Berktay

Back to top button