Makale

Bozyel’in seviyeli yazisi ve ‘Kendi aramizda’ kurumumuz… (1.bölüm)

‘agir berda kayê xwe da ber bayê ‘
Amerika baskani Abraham Lincoln sözü degildir…

Bayram Bozyel’in Deng Dergisi’nin 103. sayisinda, agirligina uygun olarak Amerika baskani Abraham Lincoln’ün özlü sözüyle basladigi ‘Bütün mesele, ahlaki zeminde kalmak yada kalmamak’ baslikli oldukça düzeyli, kaliteli, gerçegi oldugu gibi aktaran(!) yazisi yayimlandi.

Yaziyi sosyal medyada da bulmak mümkün…

Yazida iki önemli konu ele alinmis; bu konularin birincisinde, Genel baskani oldugu dönemde HAK-PAR’in 2011 de BDP ile olan ‘seçim isbirligi süreci’, digeri ise PSK nin 10. Kongresi sürecidir.

PSK arkasina siginan Bozyel kendisine yönelik sosyal medyada yapilan elestirileri ters yüz ederek 10. Kongre sonrasi tutumuyla iliskilendiriyor.

Simdi bu iki konuyu ayri ayri ele alalim.

PSK 10 Kongresi kapsaminda yazisinda yer alan çarpitmalari 2. bölüme birakalim ve

Bu bölümü sadece 2011 de HAK-PAR BDP ‘seçim ittifaki’ süreciyle sinirlayalim

Bozyel kendisi hakkinda sosyal medyada yazilan yazilardan ve tartismalardan çok rahatsiz olmus.

Önce bu yazi ve tartismalara katilanlari seviyesizlikle suçlamis sonra da su kelimelerin üzerine yazisini insa ederek nasil seviyeli bir yazi yazilir göstermis.

‘çirkin ve seviyesiz iftiralar’, ‘Ahlaksizligin bu kadarina pes dogrusu’, ‘..mesnetsiz iddia’, ‘iftiracini teki’, ‘bas bayagi ve çirkef bir iftira’, ‘mürit ayininde…’, ‘dedikodular biçiminde…’ , ‘zavallica’, ‘attiklari yalanin’, ‘ortadaki tutarsizlik ve ikiyüzlülügü’ ‘isi gücü yalan ve dedikodu olan bu iftiracilar’, ‘hem suçlu, hem piskin ve saldirgan’ , ‘yavuz hirsiz ev sahibini bastirir misali’, ‘çirkin saldirilarin hedefi’, ‘çarpitma örnegi’ , ‘basvurduklari yalan ve çarpitma’, ‘tepetaklak eden bir çarpitma’, ‘bu çarpitmayi piyasaya sürenlerin amaci’, ‘sihirbazin el çabuklugu ile’, ‘talihsiz misyonu örtmek’ , ‘karalamak’ , ‘hem bir çarpitma niyeti hem de bir köylü kurnazligi’, ‘çarpitma ve kurnazligi açiga çikartma’, ‘kurnazca feryat figan ediyor’, ‘piskince saldiriyorlar’,’ gayri ahlaki bir zemine çekmeye çalisiyorlar’ ve benzeri…

Simdi bu ‘seviye’ abidesi kelimelerin arasina dösenmis bazi iddialara cevap vermek gerekli mi diye düsünmedim degil.

Lakin cevap vermek, kayda geçmek gerektigi ortada.

Aksi halde Bozyel yine kalkip ‘ben yazdim kimse cevap vermedi, demek ki herkes bu yazdiklarimi onayladi’ diye bir sonuç çikarabilir.

Samimiyetle söyleyebilirim ki, Bozyel’i yillardir takip eder yazilarini dikkatle okurum. Hiç bu türden öfke ile kaleme alinmis, kendisinin bu yazisinda da sikça dile getirdigi gibi ‘çarpitmalarla dolu’ ‘gerçegi ters yüz eden’ bir yazisi ile karsilasmamistim.

Yine de alabildigine nezaketimizi koruyarak birkaç kelam edelim;

Öncelikle sosyal medya da veya baska alanlarda söylenen sözler kisilerin kendisini baglar. Zaman zaman ölçüsü kaçmis, elestiriden çok hakaret seklinde süren açiklamalardan biz de rahatsiz oluyoruz. Elestiriyor, dostlarimizi da uyariyoruz.

Bozyel’e veya bir baskasina elestiri ölçülerini asan, varsa hakaret, iftira, çamur atma gibi tutumlar içine girenleri de ayipliyoruz.

Ancak sosyal medya kontrol edilmesi mümkün olmayan özgür bir alandir. Orada paylasimda bulunan kisi, ayni zamanda her türden övgü ve yergiyi de pesinen açik oldugunu kabul etmis demektir. Yapilmasi gereken ya o alandan uzak durmak ya da sabirla dogrulari söylemektir.

Gelelim Bozyel’in ‘Bütün mesele, ahlaki zeminde kalmak ya da kalmamak’ baslikli yazisina.

Bozyel, sadece ona sosyal medya üzerinden kalem oynatanlara söz söylese neyse ama o birlikte yürüdügü arkadaslari tarafindan kendisine ‘çirkin ve seviyesiz iftiralar’ atildigini iddia etmekte ve söyle demektedir.

‘Bir zamandan beri, geçmiste PSK ve HAK-PAR’da birlikte yürüdügüm bazi kisilerin, özelliklede PSK’nin 10. Kongresinde aldigi legallesme kararindan sonra, bana karsi alttan alta ve ahlaksizca bir kampanya yürüttüklerine iliskin duyumlar aliyor, ürettikleri asilsiz iddialarin üçüncü sahislar eliyle sosyal medyaya tasinmasina tanik oluyorum. Güya ben,12 Haziran 2011 genel seçimlerinde Genel baskani oldugum HAK-PAR’i bir milletvekilligine satmaya kalkismisim.

Ahlaksizligin bu kadarina da pes dogrusu’

‘bunun için de bu iddialarini açik seçik bir biçimde, herkesin önünde konusmuyor, tartismiyorlar. Tersine bu isi, gizli sakli köselerinde, mürit ayinlerinde, kulaktan kulaga yayilan dedikodular seklinde yapiyorlar.’

Görüldügü gibi yazinin hedefi, Üçüncü sahislar dan çok, adini anmadigi ‘mürit ayinlerinde’ kiler; ‘PSK ve HAK-PAR’da birlikte yürüdügü’ kisilerdir. …

Birinci soru su; bu asilsiz iddialar ‘üçüncü sahislar eliyle sosyal medyaya tasinmasina tanik oluyorum’ diyebilen bir kisi nasil oluyor da tartismalarin ‘açik seçik bir biçimde, herkesin önünde’ olmadigini iddia edebiliyor?

Sosyal medyanin açik seçik bir alan oldugunu, hatta ‘çok fazla açik seçik’ bir alan oldugunu bilmiyor mu?

Ikinci soru ise; bu ‘mürit ayinleri’ sözünden ne kastediliyor?

Bu yaziyi okuyanlar bu sözlerle neyi kast ettigini elbet biliyor. Ancak Bozyel neden baskalarini açik seçik olmamakla suçlarken kendisi bu türden imalarla konusmayi seçiyor?

Bozyel, kendisine yapilan elestirileri ve suçlamalari ustaca çarpitiyor ve kelime oyunlari ile yol almaya çalisiyor.

Kendisine yapilan elestirilerin tümünü ayni torbaya koyuyor, ’12 Haziran 2011 genel seçimlerinde genel Baskani oldugum HAK-PAR’i bir milletvekilligine sattigim’ iddia ediliyor diyerek tüm söylemlerini ‘HAK-PAR’i bir milletvekilligine sattigim’ cümlesi üzerine kuruyor. Söz konusu süreçte tüm elestirileri yok sayiyor ve; HAK-PAR Kongresinde kimsenin kendisini elestirmedigini, kongreden sonra da ‘Dönemin Genel Baskan adayi’ (HER KIM SE?) ve parti yöneticilerinin ISRARI sonucunda PM de ve Baskanlik Kurulunda görev almayi kabul ettigini anlatiyor.

‘Bakin, benim HAK-PAR’i sattigim iddia edilen seçim,12 Haziran 2011 tarihinde yapiliyor. Bu tarihten HAK-PAR’in 5. Kongresi’nin yapildigi 04 Kasim 2012 tarihine kadar tam bir buçuk yil geçiyor. Bu süre boyunca parti organlari onlarca kez toplaniyor, gündemindeki sorunlari tartisiyor, kararlar aliyor. Ancak bu toplantilarin hiç birinde benim HAK-PAR’i sattigima iliskin tek bir söz edilmiyor. Ilginç degil mi?’

‘Simdi, isi gücü yalan ve dedikodu olan bu iftiracilara sormak gerekir.

Bir; HAK-PAR’i bir vekillige satmaya kalkisan bir kisiyle neden parti yönetiminde iki yil boyunca birlikte yer aldiniz?

Iki, bu iki yil boyunca HAK-PAR’i bir vekillige satan adamdan neden tek bir hesap sormadiniz?’

Bozyel unutmus olmali.

Bu süreç parti içinde tartisildi. Hem de çok ama çok ser tartismalar yasandi.

Es geçmissiniz ama Celal Baykara ve Resit Deli dahil Baskanlik Kurulu üyelerinin bir kismi bu hatalar nedeniyle PARTIDEN degil ama Baskanlik kurulundan istifa ettiler.

Baskanlik kurulu ve PM den, hatta bu konularla görevli ‘Seçim komisyonu’nun kimi üyelerinden dahi habersiz bir heyeti ‘bir yerlere’ göndermenize yönelik sert elestirileri ‘rica ediyorum bu konu gizli kalsin, Parti Meclisine getirmeyin’ diyerek engellediginizi olaylara tanik olanlar çokça dile getirdi.

Istifalar bununla da sinirli kalmadi elbette. Pek çok kisi de PARTI’den tümden istifa etti.

Bir örnek verelim istersen;

‘YURTSEVER KÜRT KAMUOYU’NA
HAK-PAR’ DAN ISTIFA EDIYORUZ ANCAK KÜRTLERE VE KÜRDISTAN’A
HIZMETKÂRLIK YAPMAYA BÜYÜK BIR INANÇ VE INATLA DEVAM EDECEGIZ

Geçmisinde Kürt Ulusal Mücadelesine büyük emekler vermis, günümüzde de Kürt ve Kürdistani durusundan ödün vermeyen farkli siyasal geleneklerin bir araya gelerek önemli çalismalar ve fedakârliklar sonucu meydana çikardiklari ayrica günümüz kosullarinda ideal sayilabilecek bir tüzük ve programa sahip olan Hak ve Özgürlükler Partisi özellikle 12 Haziran 2011 seçimleri öncesinden baslayarak Genel Baskan Bayram Bozyel ve onun yörüngesindeki birkaç kisi tarafindan kendi kisisel ikbal, hesap ve popülizmi ugruna tabanin bütün itirazlarina ragmen Parti kurulus felsefesine aykiri bir biçimde ciddi bir eksen kaymasi yasamistir.Bu ugursuz anlayislarinda oldukça israrli olduklari bütün çiplakligiyla ortaya çikan Bayram Bozyel ve onun bir iki kisilik kurmay ekibiyle Hak ve Özgürlükler Partisi’ nin Kürt Ulusal Demokratik Mücadelesine zarar verecegine inandigimiz için yillarca emek verdigimiz partimizden istifa ediyoruz.

ÖNEMLI NOT: Partide yasanan gelismelerle ilgili ayrica genis bir biçimde ilgili çevreleri ve Yurtsever halkimizi bilgilendirecegiz.

ISTIFA EDENLER: M. Hüseyin TAYSUN (Eski Genel Baskan Yardimcisi) Selim PAPAKÇI, Halil ÇALIK, M. Ali TAYSUN, Gül TAYSUN, Melek TAYSUN, Özlem TAYSUN, Abbas BAS, Daran KOTAN, Ruken TAYSUN, Gülden TAYSUN, Azat TAYSUN. Veysel EKINGEN’

Bu sert tutumlarin yani sira bizler, yani HAK-PAR içinde ki, sorumluluk sahibi PSKliler hem sizi hem Partimizi yipratmamak için elestirilerimizi HAK-PAR’a yakisir düzeylilikte yaptik… Üslubumuza dikkat ettik. Amacimiz sizi itibarsizlastirmak ve ya HAK-PAR’i çökertmek degil, yanlisi ifade etmek ve düzeltilmesi ve süreçten dersler çikartilmasini saglamaktan ibaretti.

Örnegin, Genisletilmis Parti Meclisi Toplantisinda yapilan elestirilerden sonra, hiç olmasa Partinin seçime sokulmamasindan sorumlu tutulan kisilerin istifa etmesi gerektigi de söylendi.

Hatirlarsiniz, ilgili arkadas ‘her sey tamam, 52 il için gerekli evraklar hazir, daha fazlasi için çalisiyoruz demisti. ‘Bu isleri yanlis yapiyorsunuz’ diyen Fehmi Demir ile alay edilmis, Demir’de sinirlenerek’ Seçim Hazirlik Komisyonu’ndan çekildigini söylemisti.

Nitekim bu evraklarin eksiksiz tamamlanmasindan sorumlu arkadasi, ‘seçime girmeye haziriz, eksik yok’ düsüncesiyle, evraklarin teslim edilmesine birkaç gün kala, en kritik günlerde bir konferansa katilmak üzere Fransa’ya göndermistiniz…

Aslinda Parti örgütleri seçimlere katilmak için yeterli evrak göndermisti. Ancak sizin sorumlulugunuzda yürüyen mevcut komisyon beceriksizce, seçim hazirliklarina yogunlasmak yerine BDP/DTK ile yürütülen görüsmelere kilitlenmisti.

Sayin Kemal Burkay da bu konuda ‘HAK-PAR’a yazik edildi’ basligiyla yazilar yazmisti kisa bir bölümünü hatirlatayim isterseniz;

http://www.dengekurdistan.nu/arsivabere/psk/psk_bulten/kemal_burkay_hakpara_yazik_edildi.htm linginden bu yazinin tümünü bir kez daha okumanizi öneririm. Zira hala güncelligini ve yol göstericiligini koruyor

‘…Ülkemizin kuzey parçasinda Kürt ulusal hareketinin dün oldugu gibi bugün de en önemli görevi PKK-BDP kesiminin içine düstügü çikmaza karsi saglikli bir seçenek yaratmaktir. HAK-PAR yönetimi bu önemli asamada örgütünü seçimler için mobilize etmeyip, adeta mücadeleyi birakip bagimsiz adaylarin pesine takilmakla çok önemli bir yanlis yapti ve yara aldi. Yillar önce HAK-PAR’in olusmasi için birhayli çaba gösteren, katki sunan ve bugüne kadar destek veren biri olarak onun içine düstügü bu durum beni derinden üzdü. HAK-PAR her seye ragmen bir umuttu. Içine düstügü bu durum ise bir partinin sorunu olmaktan ötedir; bir halkin kaderi, gelecegi söz konusudur.

HAK-PAR’in aldigi bu yarayi onarmasi kolay olmayacak. Bu is en basta kendilerine düsüyor. Öncelikle hatalarini görüp ciddi bir özelestiri yapmalari gerek. Bunu yapabilseler yine de onlari alkislayacagiz. Ama böyle bir tutum bu toplumda siyasiler, hatta devrimci görünenler arasinda bile ne yazik ki hâlâ bir gelenek degil.’

Evet, Kemal Abi’nin dedigi gibi Bozyel’de ‘hatalarini görüp ciddi bir özelestiri yapmak’ yerine hala ‘dogru yaptigini’ ispatlamaya, olmayan ittifak çalismalarinin ve BDP nin desteklenmesinin nasil faydalar sagladigini anlatmaya çalisiyor.

Söyle diyor

‘Seçime girme hakkimiz kaybettikten sonra, o günün kosullarinda BDP öncülügündeki adaylari desteklememiz dogru bir tavirdi’

Verdigi örnekler daha çok Öcalan’in istegiyle harekete geçen DTK/BDP çevresinin organize ettigi kimi toplanti ve konferanslara dahil olmaktan ibarettir.

‘Bu tavrimiz, Kürdistan’da kitlelerle iliski kurmamizi kolaylastirdi’ iddiasi ise gülünç…

‘ Bizim eksigimiz adaylarimizin evraklarini eksiksiz toplayamamak ve partiyi seçime sokamamakti. Seçim komisyonumuzun bütün çabalarina ragmen bunu gerçeklestiremedik. Buna ragmen Parti yönetimi olarak, bu eksikliklerden dolayi tabanimizi, il baskanlarimizi suçlamak yerine, bu isin sorumlulugunu medeni bir sekilde kabul ettik ve bu durumu parti tabaninda tartistik.’diyen Bozyel ‘aslinda suçlu il baskanlari ve tabanimizdi, çünkü evraklari eksiksiz toplamadi’ demeye getiriyor.

Oysa evraklar seçimlere girebilmek için yeterliydi. O evraklarla tüm Türkiye’de olmasa bile Kürdistan’in tüm illeri dahil en az 42 ilde seçimlere katilmak mümkündü. Bunun için sadece 150 kisiden evrak toplamak yetiyordu. Partiyi seçime sokmak için sadece Adana ili eksiksiz olarak 40 evrak göndermisti. Diyarbakir’da da en az 60 evrak eksiksiz hazirdi. Diger illerden gelen evraklari da siz hesaplayin. Yani eksiksiz olarak 150 yi çok-çok asan evrak sizlere ulastirilmisti.

Ancak bu islerden sorumlu arkadaslarin bir kismi Parti Meclisinin çizdigi ‘ilkelere dayali bir seçim ittifaki’ çerçevesini alabildigine daraltmis, Diyarbakir’da DTK yetkilileriyle ‘1 kisi olmaz en az 3 kisi’ için görüsmelere yogunlasmisti. Gözü kulagi oradaydi. DTK yetkilileri ‘bu is biz asar’ sözü üzerine Parti Meclisi, Baskanlik kurulu, hatta muhalefet edebilecegi düsünülen SEÇIM KOMISYONU’nun bazi üyeleri baypas edilmis, bu gün arkasina siginilan PSK nin Merkez komitesi’nin dahi haberi ve onayi olmadan, isaret ettikleri yüksek rakimli adreslere ulasmak için hareket geçilmis, tüm dikkatlerini ve enerjilerini bu ise vakfetmis, seçim hazirlik çalismalari adeta dondurulmustu…

Sonuçta DTK/BDP seçim komisyonu baslangiçta önerdikleri gibi ‘bir seçim ittifaki düsünmüyoruz. Sizden bir kisiyi listemizde gösterelim’ yönündeki söylemlerinden milim sapmadilar. Ve Bozyel’i de sanki kendi üyeleriymis gibi Diyarbakir’da degil Van’da besinci kisi olarak aday göstereceklerini bildirdiler.

Kendi aramizda kurumu’ tarafindan Van’da kazanma imkani olmadigi degerlendirildigi için de birden bire ‘hadi HAK-PAR olarak seçime giriyoruz’ denildi.

Zaman alabildigine sikismisti. Üstelik bu isten sorumlu arkadasin ‘yüksek becerisi’, Fehni Demir’in uyarilarini dikkate almayan, isleri birakip Fransa’ya gidecek kadar rahat tutumu her seyi içinden çikilmaz hale getirmisti ve sonuç malum;

HAK-PAR seçimden çekilmek zorunda birakildi.

Açikça ‘BDP li bagimsiz adaylarin desteklenecegi’ ilan edildi.

Ilginçtir bununla da yetinilmedi. Bozyel ve ekibi bagimsiz adaylarin kampanyalarina katilma ve aktif bir çalisma yapilmasini da istedi.

Ancak tabandan ve il örgütlerinden bu konuda hemen hiçbir hareket görülmedi, birkaç istisna hariç kmse destek olmadi.Yine de Bozyel ve kimi kurul üyeleri bagimsiz adaylarin bürolarina ziyarete gittiler. ‘Demokratik Cumhuriyet’ sloganlari ile ‘IRADEMIZ Öcalan’ pankartlariyla donatilmis mitinglere katildilar. Kürsülerde poz verdiler.

Bu süreç HAK-PAR da ciddi bir kirilma yaratti.

HAK-PAR bu süreci enine boyuna degerlendirdi. Sürecin hatalari konusuldu ve elestirildi. Gerekli sonuçlarin çikarilmasi istendi ve yola devam edildi.

Size veya bir baska arkadasa en azindan organlarda ‘HAK-PAR’i sattiniz’ tarzinda bir cümle kullanilmadi. Ancak söylenecekler de söylendi…

Ne HAK-PAR satilik, ne de size veya bir baska HAK-PAR yöneticisine bu türden agir bir suçlama yerinde olur.

Ancak Öcalan’in yakalanmasin ve ‘hizmete hazir oldugunu’ ilan etmesinin ardindan PKK/BDP çevresi karsinda Kürt halkina yurtsever bir seçenek olusturmak üzere kurulan HAK-PAR’in milletvekilligi pazarligi için bir seçenek olmaktan çikarilmasi, siliklesmesi, kitlelere adres olarak BDP nin isaret edilmesi en sert biçimde elestirildi.

Izlenen dönemsel politikalar elestirilere tabi olur, olumlu yanlar devam ettirilir, eksik tamamlanir, partiye/halka zarar verdigi düsünülen/görülen politikalar ise mahkûm edilir.

Nitekim HAK-PAR bu konulari tartismak, Partide olusan yararli onarmak için PERTEK konferansini da düzenledi.

Partilerde yönetici pozisyonunda olan kisiler bu elestirileri önemser, dersler çikarir, kendisini yeniler ve yola devam edilir.

Istenen de, yapilan da buydu.

Bozyel’in bunca elestiriyi, tepkiyi, kirilmayi yok sayip, ‘kimse beni elestirmedi’ demesi tam da kendi kendini kandirma durumudur.

Bozyel kendi yazisinda da HAK-PAR’in BDP ile sürdürülecek seçim isbirliginin çerçevesini çizdigini söylüyor bu çerçeve su selkildedir; ‘Yapilacak bir seçim isbirligi, ilkesel bir zemine dayanmalidir. O nedenle bu seçimde, niçin ve hangi hedefler için bir araya geldigimizi, parlamentoya yansimamiz halinde nasil bir yol haritasi izleyecegimizi ortaya koyan bir protokol ya da ortak deklarasyon hazirlanmali ve kamuoyu ile paylasilmalidir.’

Ancak basindan beri BDP çevresi ‘seçim isbirligine’, ‘protokole’, ‘deklarasyona’ yanasmadi. Sadece Genel baskanin yani ‘1 kisi’nin listelerinde yer almasini istediler.

HAK-PAR’in çizdigi isbirligi çerçevesi dikkate alinmadi, milletvekilligi için pazarliklar son güne kadar sürdürüldü.

Isin asli Bozyel’in asagidaki su sözlerinde gizli;

‘Bu çerçevede listelerde kazanilabilecek üç arkadasimiza yer verilmelidir. (Kendi aramizda ise sayi konusunda esneyebilecegimizi konustuk)’

Evet, dikkat edilirse HAK-PAR’in Parti Meclisi, Baskanlik Kurlu, Seçim Komisyonu gibi kurumlarinin disinda birde ‘Kendi aramizda’ kurumu olusturulmus (!)

Esasen bu süreçte, tüm tartisma yaratan kararlar da Parti organlarini devre disi birakan, onlari yanlis ve eksik bilgilendiren bu ‘Kendi aramizda’ kurumu tarafindan icra edildi.

Ünlü ‘Banker Bilo’ filminde Sener Sen(Maho), gariban arkadasi Bilo’ya sürekli yanlis yapar, yaptigi her yanlis ortaya çiktiginda da öfkelenen Bilo’ya ‘hele bir sor bakalim neden yaptim?’ diye çikisir ve yeniden onu maniple eder.

Bozyel de Maho gibi gerçegi ters yüz edip yeni manipülasyonlara girismek eski arkadaslarina hakaretler yagdirmak, onlari ‘müritlikle’ suçlamak yerine bu süreçten dersler çikarmali, her gün biraz daha fazla sürüklendigi, kendi geçmisine, emegine yabancilasma tutumundan kurtulmalidir.

Sayet Bozyel bu konulari gündeme tasiyip, ‘PSK ve HAK-PAR’da birlikte yürüdügü’ arkadaslarini yani bizleri ‘alttan alta ve ahlaksizca bir kampanya yürütmekle’ itham etmeseydi bu süreci yeniden gözden geçirme ve ona bilerek unuttuklarini hatirlatmak, akillica ters yüz ettiklerini düzeltmek ve ilgili kamuoyunu bilgilendirme ihtiyaci da olusmazdi.

Bozyel’in PSK 10.Kongresi kapsaminda ‘ PSK ve HAK-PAR da birlikte yürüdügü arkadaslarina, yani bizlere yönelttigi ithamlari da bir sonraki yazida ele alalim.

02.11.2016

Arif Sevinç

Back to top button