Makale

Bu malzemeden Mandela çikarmak…

Kendimi daha fazla tutamayacagim.

Bugün biraz “sorumsuzluk” yapacagim; “siyaseten” dogru olmayan ama içimin siskinligini rahatlatacak bir yazi yazacagim. Benim etim budum ne ki; bir yaziyla süreci çökertemeyecegime göre, biraz iç dökebilirim.

Konumuz elbette Imrali tutanaklari… Ama ben su son iki günde herkesin yaptigi gibi, “Sayin Öcalan”in söylediklerini tek tek analiz edip derin manalar çikaracak, o saçma sapan cümlelerin içinde inci bulacak degilim.

Aslinda her sey ortada; Öcalan, Kandil’de ve belki BDP içinde bir kesimde ortaya çikan “Baskan Apo çitayi çok düsük tuttu; ugruna savastigimiz her seyi, federasyonu da, özerkligi de unuttu” rahatsizligini gidermek için esip savuruyor iste… Dilin kemigi yok ya, AK Parti’yi de o iktidar etmis; 7 Subat MIT krizini de o yönetmis. Havasina bakarsaniz, simdi de bütün inisiyatif onun elinde. Anayasa’yi da o dikte ediyor; on bin KCK tutuklusunu da o saliveriyor. Hele su silahli güçler bir disariya çiksin, isler yolunda gitmezse tekrar 50 bin kisiyle Türkiye’ye döner, ortaligi cehenneme çevirir, halk savasi baslatirlarmis.

Sanki simdiye kadar hiç 50 bin kisiyi bir arada görmüs gibi… 50 bin silahli adamin vardi da, neden Semdinli’de kurtarilmis bölge kurmaya giristiginde oraya yigmadin? Neden orada ancak birkaç hafta dayanabildin?

Önemli olan mektuplar

Aslinda ben onun bunlari söylemesine degil; bu söylediklerini sanki hükümetle Öcalan arasindaki mutabakatin çerçevesi gibi okuyanlara, böyle degerlendirenlere sasiyorum. Adamin agzi torba degil ki büzesin, bulmus karsisinda bas sallayicilari konusuyor iste… Siz neden bu kadar ciddiye aliyorsunuz?.. Ortada üç cenaha yolladigi mektuplar, çizdigi yol haritasi var. Henüz içinde ne oldugunu tam olarak bilmiyoruz. Ama ortaya çiktigi zaman, iste onu ciddiye alacagiz. Müzakerelerin dogru platformda yürüyüp yürümedigini o zaman anlayacagiz.

Ayrica, eger Kandil, o mektuplarda ortaya konan mutabakata razi gelmezse, o zaman Öcalan’in sandigimiz ya da umdugumuz gibi PKK’ya hakim olamadigi; dolayisiyla bu görüsmelerle de bir yere varilamayacagi çikar ortaya. O zaman hep birlikte basa döneriz…

Ama o zamana kadar, muhatap aldigimiz kisi ne kadar tutarsiz ne kadar güvenilmez olursa olsun barisi zorlamaya, kani durdurmaya çalismaktir yapilmasi gereken.

“Köse bucak saklayin”

Evet, durum gerçekten zor.

Ne talihsizmisiz ki, elimizdeki kumas bu ve biz bu kumastan bir “Mandela” çikarmaya çalisiyoruz. Yunan Mahkemesi’nin önüne çiktiginda “Kürt ve Helen kültürlerinin akraba oldugunu, Islamiyet’in Kürtler’i kölelestirdigini, kapsamli bir Kürdistan savasini bütün dünyanin destekleyecegini” söyleyen, Türkiye’de mahkemeye çiktiginda ise “Atatürk milliyetçiligi çerçevesinde kültür milliyetçisiyim” diyebilen; düsük olmayan tek bir cümle kuramayan, ne dedigi asla anlasilmayan abuk sabuk tahliller yapan bir fikir fukarasini muhatap almak zorunda kaliyoruz.

Peki buna mecbur muyuz? Evet, kayda deger bir kitle onu önder belledikçe, mecburuz.

Kim bilir belki bir gün siddet biter de siyaset dönemi baslarsa, iste o zaman görecegiz “önderligin” karizmasinin üç günde ne hale geldigini…

Ihsan Dagi’nin Zaman’daki yazisinin son cümlesini çok sevdim, onunla bitireyim: “Bu isi yürütenlere benim tavsiyem su; baris için elinizdeki malzeme buysa onu kamuoyu önüne çikarmak yerine köse bucak saklayin.”

————————————————–

Bugün-2 Mart

Gülay Göktürk

Balkêş e ?
Close
Back to top button