Cemaat ve hükümet niçin savasiyor?
Çok degil iki yil önce, Fethullah Gülen cemaatiyle AKP hükümeti arasinda bir tür savas yasandigini söylemeye kalktiginizda her iki taraftan birden çok sert tepki aliyordunuz. O dönemde, degil ‘savas’ aralarinda ‘mücadele’, hatta ‘rekabet’in bile söz konusu olmadiginda hemfikirdiler. Bugünse birbirlerine karsi, psikolojik harekat yöntemlerinin asiri ölçüde kullanildigi topyekun bir savas yürütüyorlar. Öyle ki gelinen noktada ‘savas’ tanimina itiraz eden kimse kalmadi, hatta ‘savas’in yasananlari tanimlamakta yetersiz kaldigi bile söylenebilir.
Ama hâlâ Cemaat ve hükümetin birbirleriyle neden savastiklari konusunda kafalar karisik. Islami hareket konusunda ayrintili bilgiye sahip olmayanlar ‘halbuki ikisi de muhafazakâr
’ diyerek yasananlari bir tür ‘kardes kavgasi’ olarak görüyor ve anlam veremiyorlar. Cemaatin tarihçesini biraz bilenlerse, Fethullah Gülen’in o bildik temkinli tutumunu bir kenara birakmis olmasina sasirmaktalar. AKP’nin, Cemaat’e özellikle askeri vesayeti geriletmede çok sey borçlu oldugunun farkinda olanlarsa Basbakan Erdogan’in bu ittifakin sonlanmasini, hatta taraflarin birbirlerine hasim olmasini neden engellemedigini veya engelleyemedigini anlamakta zorlaniyorlar.
Savasin farkli asamalari
Hatirlayalim: Geçen yilin ortalarinda iki tarafin kavgasi baris ve demokrasi ikilemi üzerinden gelisiyordu. Cemaat’e yakin isimler hükümeti demokrasi konusunda elestiriyor, esas olarak da Basbakan Erdogan’i otoriterlesmekle, ‘tek adam’ olmaya çalismakla suçluyorlardi. Hükümete yakin kisiler de Cemaat’in ‘çözüm süreci’ne karsi oldugunu, hatta bunu sabote etmeye kalktiklarini ileri sürüyorlardi.
Ardindan dershane krizi patlak verdi ve savas egitim alanina siçradi. Ne var ki konuya hakim olanlar, asil sorunun dershane olmadiginin, Erdogan’in dershaneleri kapatarak Cemaat’in üzerinde yükseldigi en önde gelen zeminlerden birini kurutmak istediginin, Cemaat’in de bunu engellemek için elinden geleni yapmaya kararli oldugunun farkindaydi.
Nihayet 17 Aralik operasyonu yasandi. Cemaat bu sefer hükümeti en zayif ve hassas oldugu noktadan, yolsuzluklar üzerinden vurdu. Yolsuzluk iddialarini çürütmekte zorlanan hükümet de, o zamana kadar dillendirmekten özenle kaçindigi, Cemaat’in ‘devlet içinde devlet’ haline gelmis oldugu iddiasini öne çikardi.
Daha önce de yazmistim, tekrarlamakta beis yok: Yolsuzluk iddialarini ciddiye alacak kadar AKP’yi, “devlet içinde devlet” iddialarini ciddiye alacak kadar da Cemaat’i tanidigim kanisindayim. Dolayisiyla Cemaat kontrolündeki “devlet içindeki devlet” yapilanmasini tasfiye ettigi ölçüde hükümete, yolsuzlukla mücadele ettigi ölçüde yargiya (dolayisiyla Cemaat’e) destek olmakta sakinca görmüyorum.
Yeni tür iktidar savaslari
Lakin bir yerden sonra karsilikli suçlamalarin ve sahip çikilan degerlerin fazla bir anlami kalmiyor, çünkü hükümet ve Cemaat esas olarak iktidar için savasiyorlar. Otoritesini paylasma konusunda hiç de cömert olmadigini bildigimiz Erdogan Cemaat’i siyasi alandan toplumsal/kültürel/dinsel alana dogru itmek isterken, Gülen de ülkenin kaderinde daha fazla söz sahibi olma arayisinda.
2007 seçimlerinin ardindan ‘Taraf olmayan bertaraf olur’ siariyla, kendileriyle birlikte hareket etmeyen herkesi tasfiyeye koyulan ve bunda belirgin bir basari elde eden hükümet ve Cemaat, iktidar sahnesinde yalniz kalinca birbirleriyle mücadele etmeye basladilar. Tetigi ilk çekense Cemaat oldu. Gülen’in Mavi Marmara olayinin (31 Mayis 2010) ardindan Wall Street Journal’a mülakat vererek Israil yanlisi pozisyon almasi bu manada çok kritik bir olaydir. Ama kuskusuz zaten zayif olan karsilikli güveni berhava eden olay, 7 Subat 2012 günü MIT Müstesari Hakan Fidan basta olmak üzere eski ve görevdeki bazi MIT yöneticilerinin PKK ile Oslo görüsmelerini yürüttükleri için özel yetkili savci Sadrettin Sarikaya tarafindan ifadeye çagrilmasidir.
Gerek bu iki kritik olay, gerekse 17 Aralik’tan itibaren Iran, El Kaide, Suriye gibi mevzularin isin içine yogun bir sekilde girmis olmasi nedeniyle hükümet-Cemaat savasinin çok ciddi dis boyutlarinin oldugunu hiç tereddütsüz söyleyebiliriz. Maalesef hükümet çevreleri tarafindan üretilen komplo teorileri bu savasin dis baglantilarini serinkanli bir sekilde tartismamiza izin vermiyor. Yine de sonraki yazilarimizda bu hassas konuyu irdeleyecegimizi duyurmus olalim.
****
Hükümet ile Cemaat arasindaki iliskilerin tarihçesini merak edenler, MIT krizinin ardindan kaleme aldigimiz, ‘Erdogan-Gülen iliskisi: Dün/bugün/yarin’ baslikli bes günlük diziye bakabilirler.
—————————————
Vatan-4 Ocak
Rusen Çakir
