Makale

“Çocuk Gelinler” trajedisinden devlet sorumludur!

Öteden beri gazete ve TV’lerin neredeyse rutin haberlerinden biri haline gelen ve Devlet Istatistk Kurumu verilerine göre Türkiye’de sayilari 180 bin olan ‘çocuk gelinler’ ile ilgili trajik olaylar, toplum vicdanini sizlatmaktadir. Kürdistan’daki evlilik biçimlerinin önemli bir oranini olusturan erken yasta evlendirme olgusunun birincil magduru olan kiz çocuklarinin hayatlari boyunca içine yuvarlandiklari bu cehennemi azabindan, toplumun geleneksel-dinsel-kültürel kodlari kadar ve hatta ziyadesi ile ‘modern’ devletin yasa ve uygulamalari da sorumludur. Olaya bir hukukçu perspektif ile bakildiginda da sorumlulugun odagina yasa ve uygulamalari almak kaçinilmaz hale gelmektedir. Bu yazida erken yasta evlendirme veya diger ismiyle ‘çocuk gelinler’ trajedisinde devletin/yasa ve uygulamasinin sorumlulugu veya sorumsuzlugu kisaca irdelenmistir.

18 yasin altinda yapilan her evliligin ‘çocuk evliligi’, bu yasin altinda evlenen/evlendirilen her kiz çocugunun da ‘çocuk gelin’ olarak tanimlanmasi konusunda uluslararasi bir konsensustan söz edilebilir. Bu ortak yargi salt resmi evlilikleri degil, sosyolojik tüm evlilik biçimlerini kapsamaktadir.

1948 tarihli Insan Haklari Evrensel Beyannamesi, Kadinlara Karsi Her Türlü Ayrimciligin Tasfiye Edilmesine Dair Sözlesme, Çocuk Haklari Sözlesmesi ve birçok benzer nitelikteki belge bu konsensusun maddi zeminini olusturmaktadir.

Tüm bu ve benzer uluslararasi belgelerde ortak olan husus sudur: Devletler; kadin ve erkek arasinda toplumsal cinsiyetçi rollerin olusturdugu açik arayla erkek lehine olan üstünlügü ortadan kaldirmada, toplumsal cinsiyetçi rolleri ve iliskileri demokratiklestirmede özel tedbirler almak zorundadir!

Cinsler arasi iliskilerin anti-demokratik yapilanmasinda aklimiza gelecek her türlü cinsiyetçi rol, devletlerin degistirmeye attiklari imzalarla yükümlü kilindiklari hususlardir. Ekonomik hayattan tutun da sosyal, siyasal, kültürel, hukuksal tüm alanlarin, cinsiyetler hiyerarsisine göre biçimlenmesini devletler yeniden gözden geçirmek, gözden geçirmenin akabinde iliskilerin demokratiklestirilmesi, ‘hayatin’ cinsler arasi adalete uygun yapilandirilmasi açisindan uygulanabilir/sürdürülebilir politikalar gelistirmek, kurumsal müdahaleyi pozitif olarak kadindan yana gerçeklestirmek zorundadir.

Bu Türkiye için de böyledir.

Türkiye; birçoguna uzun yillar önce imza atmak, bir kismina yönelik de çekincelerini yakin tarihlerde kaldirmak suretiyle cinsler arasi iliskilerin erkek lehine yükselen adaletsizligin tasfiye edilecegini, adil bir dengeyi olusturmak için sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik hayata kadin lehine müdahalede bulunacagini, bu yolda sürdürülebilir ve uygulanabilir politikalar üretecegini, mevcut hukukunu cinsler arasi adaleti saglayacak sekilde yeniden revize edecegini, cinsler arasi hiyerarsiyi, dengesizligi giderecegini deklare etti.

Gerçekte bu yükümlülügünü yerine getirdi mi? Formel niteligi ve formel içerige aykiri tutumlara yönelik maddi hayata müdahale olarak degerlendirebilecegimiz ‘ceza-cezalandirma’ formülasyonlarini vaadlerine uygun dizayn etti mi? Diger konulara iliskin yasalari bir tarafa birakip, konuyu daha da spesifiklestirerek, ‘çocuk evlilikleri’ sorununda, Türkiye hukuksal baglamda, dünyayla paralel bir güzergah izledi mi?

Bu gün ‘çocuk evliliklerinde’ dünyanin geldigi nokta, resit olmadan yapilan sosyolojik/hukuki tüm evliliklerin çocuk evliligi oldugu yönünde iken Türkiye hangi noktada?

Cevabi çocuk evliliklerinin ilintili oldugu kanunlarin içeriginde arayalim:

Çocuk Koruma Kanunu, çocugu ‘daha erken yasta ergin olsa bile, on sekiz yasini doldurmamis kisi’ olarak tanimlamaktadir. Bu kanun 18 yasini doldurmayan ‘herkesi’ bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal gelisimini tamamlamamis, ihmal veya istismara konu olabilecek kisiler olarak kabul etmektedir. Ayni kanun bu kisileri ‘korunma ihtiyaci olan çocuklar’ olarak da nitelendirmektedir.

Türk Medeni Kanunu çerçevesinde olaya baktigimizda, Kanun’un öngördügü evlenme yasindan küçük yasta gerçeklestirilen evlilikler ‘çocuk evliligi’, o yastan küçük evlenen kiz çocuklara da ‘çocuk gelin’ demek mümkün. Kanunun 124. madde lafzi söyle: ‘Erkek ve kadin 17 yasini doldurmadikça evlenemez. Ancak, hakim olaganüstü durumlarda ve pek önemli sebeple on alti yasini doldurmus olan erkek veya kadinin evlenmesine izin verebilir. Olanak bulundukça karardan önce ana ve baba veya vasi dinlenir.’ Yani; Türk Medeni Kanunu, 17 yasini doldurmadan evlenen kizi çocuk gelin saymakta, ‘olaganüstü durumlarda’ hakim karariyla kiz çocuklarinin daha erken yasta bile evlenebilecegini kabul etmektedir.

Türk Ceza Kanunu’nun 104. maddesi’nin 1. fikrasinda söyle denilmektedir: ‘Cebir, tehdit ve hile olmaksizin, 15 yasini bitirmis olan çocukla cinsel iliskide bulunan kisi, sikayet üzerine, alti aydan iki yila kadar hapis cezasi ile cezalandirilir.’ Su halde, 15 yasini doldurmus bir kiz, hukuki olarak degilse de, sosyolojik anlamda evlendirildiginde, bu kizla cinsel iliskiye giren es, sikayet edilmedigi sürece cezalandirilmamaktadir. Yani, Türk Ceza Kanunu, evlilik yasini, örtülü olarak, on sekiz yasin altinda tutmaktadir. Türk Ceza Kanunu’na göre, on bes yasini doldurmus bir kiz, evlenmesi durumunda, zimnen ‘çocuk gelin’ sayilmayabilmektedir.

Görüldügü üzere Türk hukuk sisteminde ‘çocuk gelin’ kavrami kanundan kanuna degismektedir. Türk Medeni Kanunu’na göre 17 yasini doldurmamis kizlar, Çocuk Koruma Kanunu’na göre 18 yasini doldurmamis kizlar, Türk Ceza Kanunu’na göre ise 15 yasini doldurmamis kizlar ‘çocuk gelin’ sayilmaktadirlar.

Kiz çocuklarinin erken yasta evlendirilmelerine karsi verilecek tüm mücadeleleri sonuçsuz birakacak olan kanunlar arasindaki bu uyumsuzluk sizce basit bir matematik hatasi midir? Hiç sanmiyorum!

Kanunlarin yekpare olarak, kadin-erkek esitliginden yana insa edilmesi, öncelikle kadin-erkek esitliginin temel bir hak ve dahisi bu temel hakkin vazgeçilmez degerler sistemi olduguna inanmakla mümkündür.

Oysa yasama yetkisini agirlikli olarak elinde tutan siyasal iktidar; otoriter, muhafazakar, tutucu ve ataerkil degerlerini sarsacak bütüncül bir yaklasimdan kendini itina ile imtina etmektedir. Diger sosyo/kültürel ve ekonomik alanlar bir yana hiç degilse yasal kulvarda kadin-erkek esitligine tutarli yaklasmamakta, kadin-erkek esitligini saglayici yapisal hukuki politikalarda isteksiz davranmaktadir. Iktidar, kadinlarin etleriyle tirnaklariyla kazandiklari yasal haklardan bile geri adimlar atma tesebbüsleri ile gündeme gelmekte, mevcut ayrimciliklarin ortadan kaldirilmasi için çogu zaman direnç göstermekte, olumlu gelismeleri bile muhafazakâr alt metinlerle bosa çikarmaktadir.

Siyasal iktidar yansiz degildir.

O; çocuk sayisina göre kadinlari Sosyal Güvenlik Sistemi’nde ‘koruyarak’, üç çocuktan sonra vergi indiriminden faydalandirarak, kismi zamanli çalisma hayatina yönlendirerek, evlilik yasini küçük tutarak, kürtaja iliskin sinirlamalar getirerek kadini degil aileyi/evliligi koruma altina almaya çalismaktadir. Çünkü kadinlar üzerinde maksimum denetim onun evlilige ve dolayisiyla aileye hasredilmesiyle mümkündür. Esasta kadinlarin toplumsal yasamda hak ettikleri adil konumu saglamakla yükümlü olan bir bakanligin adinin ‘Aile ve Sosyal Politikalar Bakanligi’ olmasi da rastgele tercih edilmis degildir.

Siyasal iktidarin tahayyülü kendi hayat felsefesine uygun bir hayat kurmak ve bunu daimi kilmaktir. Iktidar ‘çocuk gelinler’ mevzusuna da bu genel bakis disinda baska bir bakisa sahip degildir. Bir taraftan ceza kanunuyla 15 yasinda yapilacak evliliklere zimni bir mesruiyet saglamanin, bir taraftan da 18 yasin altindaki her bireyi çocuk addetmenin baska da izah edilir tarafi yoktur. Nitekim iktidara göre behemehal önemli olan evliligin ve ailenin korunmasidir.

‘Çocuk gelinler’ mevzusu kuskusuzdur ki salt yasalarla halledilebilecek bir sorun degildir. Böylesi global ve yakici bir sorunun temelinde kültürel, sosyal, siyasal ve ekonomik sebepler yatmaktadir. Daha gerçekçi bir bakisla bu sorun bir sistem sorunudur. Ancak hukukun formel gücü düsünüldügünde, sorunlarin çözümü noktasinda hukukun hafife alinmayacak bir etkisi vardir. Bu yüzdendir ki yasalarin konuya tutarsiz yaklasimi hatirlandiginda bas azmettiricinin devlet/siyasal iktidar oldugunu iddia etmek abarti olmayacaktir.

*feminkurd.net

Hamiyet Çelebi

Back to top button