Çocuklugumun Ayak Izleri
Neruda´yi duymayanimiz yoktur. ‘Bugdayin Türküsü’ nü bize Latin bir ritimle anlatan Sili´nin efsanevi ozani Pablo Neruda
Yakin dostu Federico García Lorca’nin öldürülmesinin ve Ispanya Iç Savasi´nin etkisinde kalarak Avrupa´da fasizme karsi direnise katilir. Bu direnis sirasinda yazdigi siirler, ‘Kalbimdeki Ispanya’ adiyla cephede basilir ve yayilir. Siirlerinin anlattigi öyküler sadece Franco fasiminin zulmü altinda inleyen Madrit sokaklarinin hikayesi degildir. Sadece Nazi isgali altindaki Paris, Pinoche darbesindeki Santiago da degildir. Sokaklarinda oluk oluk kanlarin aktigi bütün kentlerin hikayesini anlatir Neruda:
Generaller,
Gelin de,
Yikilmis evimi görün.
Görün,
Yarali Ispanya’yi.
Her göçük evden,
Bir ates metal çikar ama,
Çiçek yerine.
Her yarasindan,
Ispanya’nin;
Dogar Ispanya.
Her ölmüs bebekten,
Çikar, bir mavzer:
Gözleri de var, gözleri.
‘O gözler’ Ispanya´dan tam 78 yil sonra Sirnak´tan, Cizre´den, Sur´dan bize bakiyor.
‘Ekmegi aI benden istersen, havayi aI, ama alma benden güIüsünü’diyen bir sairin siirlerinde neden hep ölüm, savas ve kan oldugunu Ispanya´dan neredeyse yüz yil sonra bu sokaklar açikliyor:
Neden diyorsunuz siirlerin,
Söz açmaz, düsten yapraktan;
Dogdugun yerin,
Yüce volkanlarindan?
Gel de gör:
Caddeler kan-revan.
Gel de gör:
Caddeler kan-revan.
Gel de gör:
Caddeler kan-revan.
Sur´un o kann-revan’ sokaklarindan birinde dogdum ben. Gençligim ve gençligimin bütün heyecanlari; çocuklugum ve çocuklugumun ayak izleri o sokaklarda kaldi. Aradan gecen 40 yila ragmen o sokaklarin kokusu, tozu hala üzerimizde. Bu kokuyu, simdi derimizi yüzerek kazimaya çalisiyorlar. Çocuklugumuzun ayak izleri, oluk oluk akan bu kanla silinmek isteniyor. Binlerce kilometre uzaktayken bile enkazi altinda kaliyoruz yikilan sokaklarin.
Üstelik simdi o sokaklardan, o yikintilarin arasindan hunharca katledilmis, gencecik kiz çocuklarinin çirilçiplak bedenleri sürüklenerek teshir ediliyor.
Bunun terörle mücadele’ ile hiçbir ilgisi yok.
Bunun savasin, çatisan insanlardaki ruh çürümesine yol açan kirilmalarla da bir ilgisi yok!
Bunun kendisi gibi olmayana, kendisi gibi olamak istemeyene duyulan nefretle ilgisi var. Öyle bir nefret ki damarini kestiginizde akacak olan kan degil kapkara bir zehirdir.
Inanci, siyasi egilimi, etnik köleni ne olursa olsun bütün kadinlarin ruhuna, bedenine, onuruna yapilmis asagilik bir tecavuz
Bir ulus bu fotograflardan kendisine bir utanç payi çikarilmadikça bu ülkeye huzur hiç gelmeyecek!
O yasta bir kiz çocugum var. Torunumuz, yegenimiz, kardesimiz o yaslarda. Ve gerçek su ki onlarin o sokaklarin birinde olmamasi sadece bir tesadüftür.
Gücü elinde bulunduranlar, 1980´lerde ‘oyun bitti, dagilin’ dercesine düdügü çalip iktidara el koyuncaya dek bizim kusak, sokak çatismalariyla birbirini kirdi. Düdük çalindiginda ise rüzgarda uçusan yaprak misali herbirimiz biryerlere savrulduk. Takilip kalanlar da oldu. Onlarin bir kismini Diyarbakir 5 Nolu´da kaybettik. Kurtulanlar, bedenlerindeki ve ruhlarindaki derin yaralarla çiktilar. Onlarin bir kismini ise 90´lardaki ‘faili meçhuller’ aldi aramizdan.
Simdi onlarin çocuklarina reva görülen kader ya daglarda vurulmak ya da yikilan sokaklarin enkazindan çirilçiplak sürüklenip çikarilmak!
Tam da onlarin, geride kalanlarin hiç duyulmayan feryadini anlatiyor Neruda, ‘Ogullari Ölen Analara Türkü’de:
Ben de sizler gibiyim, analar.
Benim kalbim de yas dolu, ölüm dolu.
Gülüslerinizi öldüren kanla,
Serpilip gelismis;
Bir orman gibidir kalbim.
Günlerin kahredici
yalnizligi,
Uyanisin sisli öfkeleri
Girmistir içine.
(
)
Ölümün ve tasanin
Çemberinden geçmis analar,
Dogan ulu günün ortasina bakin:
Bu topraktan güler ölüleriniz.
Kalkik yumruklari titrer,
Bugdayin üstünde,
Bilesiniz.
Hayatimiz kalbimizin yas dolu, ölüm dolu’ kabuslariyla geçip gidiyor. Bütün bir kentin, bütün bir semtin, bütün bir kasabanin, insanlari, mekanlari, anilari, yüzlerce yillik geçmisi ve gelecegiyle birkaç günde yol olusuna tanik oluyoruz.
Tipki Truva Ati´ndan inip Akalara kale kapisini içerden açarak Truva´nin yakilip yikilmasina neden olmak gibi, PKK´nin hendek direnisi’nin bu yikimdaki payi büyük. Ancak yalniz basina son dönemlerde islenen suçlarin günahlari bile sadece ne henüz biyiklari dahi terlememis birkaç yüz genç insana ne de onlarin Kandil´deki agabeylerine yüklenemeyecek kadar agirdir.
Hiç kuskum yok, PKK bir halkin intiharidir! Ister Kandil´in ne idügü belirsiz ‘halk savasi’ yoluyla olsun, ister Imrali´nin, kaybedilen 50 bin insanin üzerine ölü topragi serpen ‘müzakereleriyle’ olsun, degisen sadece bu intiharin biçimidir.
Mutlaka ölmek mi gerkiyor? Hiç degilse çocuklarin bedenine kusulan nefretin acisini duymadan olsun bu ölüm.
Ama sancisiz bir intihar degil, uzun ve aci veren bir ölüm bu.
Bizi bu intihar noktasina getirense PKK´nin politikasi degil, (her intiharda oldugu gibi) ruhumuzdaki parçalanmisliklar, travmalar ve çaresizligimizdir.
Simdi birileri bu yarali topraklarda parçalanmis genç bedenlerin üzerine basarak bize bir gelecek insa etmeye çalisiyor.
Gel de gör:
Caddeler kan-revan.
Gel de gör:
Caddeler kan-revan.
Gel de gör:
Caddeler kan-revan.
Ziya Laçin