Makale

Çölde kaktüs yeserir, gül degil

Dogayla canlilar, sürekli bir iletisim ve etkilesim içindedirler. Evrenin, kendisine özgü bir mantigi vardir. Evrendeki her sey, bu mantigin kurallarina uygun sekilde meydana gelir, yasar ve yok olur.

Ekvatorda yasayan insanlarin teni esmer, gözleri siyah veya kahveringi olur. Kuzeye gidildikçe ten beyazlasir, gözler ise, yesil veya maviye dönüsür.

Japon Rusa, sehirli köylüye, kadin erkege, Afrikali Asyaliya benzemez. Yani evrenin, kendine özgü bir diyalektigi vardir. Her sey ona göre sekillenir. Örnegin, toprak-su-hava iliskisi nedeniyle, çölde gül degil, kaktüs yeserir.

Insan iliskilerinin de bir diylektigi vardir. Insanlar arasindaki her türlü iliski, bu diyalektige göre sekillenir.

Eger bir toplumda, modern burjuva sinifi ve ona bagli olarak burjuva ideolojisi ortaya çikmissa, orada Burjuva Demokratik Devrimi gerçeklesir. Feodal devletler yikilir, yerine ulus devletler kurulur.

Bu devrim, sadece burjuva sinifini degil, ezilen, sömürülen toplumsal gruplari ve azinliklari da, daha üst bir seviyeye çikarir. Bu arada insanlar ile toplumsal gruplar arasinda, güçlü bir konsesüs, ulusal birlik olusur ve güçlenir.

Böyle toplumlarda, süreç içinde, insan haklari, demokrasi, esitlik ve hukuka dayali, çok renkli, çok sesli çagdas, devletler sekillenmeye baslar. Devlet, kutsal olmaktan çikar, topluma hizmet eden teknik bir araca dönüsür.

Eger bir toplumda modern burjuva sinifi ortaya çikmamis, ama Milli Demokratik Devrim kosullari olusmussa, o zaman bu devrime küçük burjuva aydinlari öncülük ederler. Ne var ki bu devrimlerde, bireyler ve toplumsal gruplar arasinda, rizaya dayali güçlü bir konsesüs olusmaz.

Devrime öncülük eden küçük burjuva kadrolar, toplumsal bir konsesüs saglamak için, zora basvurma yoluna girerler. Yasakçi, baskici, totaliter, militarist, üniter resmi bir ideoloji ve rejim olustururlar. Gerektiginde , katliama basvururlar. Halka ragmen halki zorla yönetmeye kalkarlar. Sonuçta, astigi astik, kestigi kestik, diktatörler ortaya çikar.

Iste bu nedenlerle, çagdas ulus devlet kurmak isteyen, Türkiye, Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün, Afkanistan, Yemen, Misir, Fas, Tunus, Cezayir ve berzer ülkelerin yöneticileri diktatör oluyorlar. Ülkeyi zor, çiddet ve kanla yönetiyorlar.

Çünkü buralarda Milli Demokratik Devrime öncülük yapacak modern bir burjuva sinifi ortaya çikmamistir. Saydigim bu ülkeler, oligarsi, kabile, petrol, din ve mezhep devletleridir. Buralarda ulusal bilinç ve ulusal çikar, bir avuç azinligin, kabile, din ve mezhep çikarlarinin arkasina atilmistir.

Simdi, Kürt toplumuna bir göz atalim. Kürdistan isgal altindadir. Kürtlerin varligi inkar edilmistir. Dili, kültürü yasaklanmis, kitlesel katliamlara ugramis, adeta kimliksiz yasamaya mahkum edilmistir.

Kürdistan’i aralarinda bölüsmüs devletler, Kürdistan’i sömürge statüsüyle yönettiler ve yönetmeye devam ediyorlar. Bu nedenle, Kürdistan’da yaratilan tüm degerler metrepollere tasiniyor. Kürdistan’da sermaye birikimine izin verilmiyor. Buna bagli olarak, sermaye sinifinin ortaya çikmasi engelleniyor. Bu nedenlerle, Kürt ulusal bilinci güçlenmiyor ve ulusal birlik kurulamiyor.

Kürt ulusal ve toplumsal kurtulus mücadelesi, iki asirdan beridir, aristokrat, aga, bey, seyh, seyit, sosyalist ve dindar küçük burjuvalar tarafindan yürütülmüstür. Kürt kurtulus mücadelesinin basariya ulasamaasinin en büyük nedeni, bu toplumsa ve sosyal gerçekliktir.

Bir çok yurtsever Kürt gibi ben de, PKK’ye sik sik elestiri yönelten bir bireyim. Çünkü PKK’ nin nereye gittigini, basari kazanmasi halinde, basimiza neler gelecegini üç asagi bes yukari tahmin ediyorum. Yurdunu milletini seven, onun özgürlügü için emek sarfeden bir aydin olarak, üzerime düsen uyari görevi yerine getirmeye çalisiyorum.

Ortadogu diktatörlerinin fotokopisi durumunda olan PKK’nin öncülügünde kurulacak Kürdistan yönetimi, Kemalistlerden, Basilerden, Hümeynicilerden, Esatlardan ve Saddamcilardan farkli olmayacaktir. Çünkü, içinde yasadigimiz sosyo-ekonomik ortaminda, diktatörlük ortaya çikar demokrasi degil. Diger bir deyisle bu topraktan; kaktüs çikar, gül degil.

Yilmaz Çamlibel

Back to top button