CUMHUR VE MILLET ITIFAKININ PROGRAMINDA NE VAR NE YOK

Türkiye’de siyaset kurumu, ülkenin temel sorunlarinin çözüm yöntemi konusundaki siyasi tutumlardan ziyade karsitlik üzerinden siyaset yapmayi aliskanlik haline getirmistir. Muhalefetin de iktidarin da olmazsa olmazi tekçi yapinin korunmasi, 100 yil önce ilan edilmis ve tekçilik ile Türkçülük üzerinde bina edilmis olan ve ama günümüzün toplumsal gereksinmelerine yanit veremeyen devletin ve cumhuriyetin baslangiç ilkelerinin degismesi geregini ‘ülkenin bekaa’ sorunu olarak görmesidir. Oysaki ülke dinsel ve etnik yapi bakimindan çok renkli ve çok sesli bir ülkedir. Buna ragmen bu ülkede çogulcu demokratik bir sistemin hayata geçmesi ne iktidarin ne de muhalefetin gündeminde yok.
Muhafazakâr ve milliyetçi hassasiyetler gözetilerek olusmus olan ‘6’li masa’ ya da ‘Millet Ittifaki’ baslangiçtan beri ‘güçlendirilmis parlamenter siteme geri dönüs’ esasinda sekillendi. Bugünkü ‘cumhurbaskanligi hükümet sistemini’ bir rejim degisikligi olarak algilayan Millet Ittifaki, genelde bu rejim ve özelde de Cumhurbaskani RT Erdogan karsitligi üzerinden çalismalarini bugüne dek sürdürdü. Gelinen noktada Millet ittifaki simdi bir ‘Cumhurbaskani Adayi’ açiklamak durumunda. Bu ittifak, TC kurucusu ‘sözde sosyal demokrat’ CHP ile IYI Parti gibi MHP türevli bir partiden; AKP Parti türevli DEVA ve GELECEK partileri ile ‘Milli Görüsçü’ Saadet Partisi ve toplumda hiç karsiligi olmayan ve ama ‘muhafazakâr’ olarak bilinen Demokrat Partiden olusmaktadir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, millet Ittifaki karsi oldugu bir yönetim modeline, bu modeli idame etmeye yarayacak bir aday çikarmakla mevcut sistemi kabullenmis görünüyor. Mevcut rejim referandum ile saglanmissa o zaman hareket noktasi yine referandum olmaliydi ve referandumla gelen rejim referandum ile gönderilmeliydi. Bunun içinde kuskusuz ki anayasal düzenlemelerin olmasi da zorunlu olarak var olacakti.
Ama onlar önce Cumhurbaskanligini kazanip daha sonra yine bu makamin verecegi kararla rejim degisikligini saglayacaklarina inanmaktadirlar.
Mevcut kosullarda bugünkü rejim nasil degisir. Bunun yollari sunlardir: Ya Cumhurbaskani Meclis de dâhil olmak üzere sistemi fesih ederek referanduma gider ve referandumda öngörülen sistem degisikligi kabul görürse degisir. Ya parlamentoda 360 milletvekilinin oyu ile referandum karari çikar referanduma gidiliri; ya da 400 milletvekilinin oyu ile mevcut sistem oylanir ve hayatina son verilir. Mevcut durumda bu üç yol da olanaksiz gibi görünüyor. MilletIttifaki da Cumhur ittifaki da parlamentoda gerekli çogunlugu elde edemiyor. Cumhurbaskani da fesih yetkisini kullanmak istemiyor. Bu nedenle seçime gidilecek.
Cumhur ittifaki bakimindan bu seçim mevcut rejimin devami, Millet Ittifaki bakimindan da bu sistemin süreç içinde yok edilerek yerine eski parlamenter sistemin geri getirilmesi anlamina gelmektedir. Yani eger seçimin galibi Cumhur ittifaki olacaksa RT Erdogan bir dönem daha bu sistemin basinda göreve devam edecek. Eger seçimin galibi Millet ittifaki olacaksa Partili Cumhurbaskani RT Erdogan dönemi kapanacak.
Millet Ittifakinin açiklanan programi beklentilere yanit veren bir program olmaktan uzak. Bu Programda geri getirilmesi düsünülen birçok sey eskiden bu ülkede yasanilmis seylerdir. Yani eskilere benzemeyen bir ‘yeni’ yok bu programda. Lakin bir seyin ‘yeni’ sayilabilmesi için onun ‘eskilere’ benzemiyor olmasi gerekir. Örnegin programda yer verilen ‘Askeri okullar, liseler, hastaneneler yeniden açilacak ‘ gibi birçok madde zaten eskiden vardi ve pek de verimli bir durum degildi. Bu tür kurumlar ‘Askerlere’ imtiyaz yaratmaktan baska bir seye yaramiyordu.
Simdi Millet Ittifaki’nin Programi ile Cumhur Ittifakinin Vizyon belgesinin ortak yanlarina söyle bir göz atalim. Her iki programdada olmayan ortak müsterekler sunlar;
1–Dis politikanin degisimine dair bir sey yok. Ortak savunulan sey Mülteci sorunu ve onlarin geri gönderilmesi. Türkiye’nin bölgedeki yayilmaci emellerine hizmet eden güvenlikçi ve askeri dis politikalarinda degisiklik ön görülmüyor.
2-Devletin ‘tekçi’ yapisi kutsal olarak görülmeye devam ediliyor. Anayasanin degistirilerek demokratik, çogulcu, temel hak ve hürriyetlere güvence getirecek bir Yeni Anayasa ön görülmüyor.
3-Insan Haklari alaninda uluslararasi standartlara uygun bir degisim ön görülmüyor. Insan Haklari Avrupa Mahkemesinin kararlarina uygun davranma taahhüdüyok, Kopenhag Kriterleri, Paris Sarti, Yerel Yönetimler, Self ve Determinasyon gibi uluslararasi hukukun öngördügü degisim ve dönüsümler yok, bu hukuka baglilik konusunda Anayasal dönüsüm sözü de yok.
4-Temel hak ve Hürriyetler alaninda yeni bir sey yok, bu haklarin anayasal güvence altina alinmasi geregini öngören bir öneri de yok. Anayasanin baslangiç maddelerinin çogulcu esasa dayali olarak re organize yapilmasina dair bir öneri yok.
5-Müsterek hayat alanlarinda ( Anadiller Hukuk, Adalet, Ekonomik kaynaklarin esit dagilimi vs.) esitlik saglanmasi konusunda ve Kolektif Haklarin korunup gelistirilmesi konusunda Anayasal güvence sözü yok.
6-Alevi sorununa dair yeni bir yaklasim yok. Görmezden gelme konusunda her iki kesimde hemfikir. Laiklik konusunda yeni bir anlayis yok., Devlete sizmis Cemaatler ile Diyanet isleri baskanligi konusunda hiçbir belirleme yok.
7-Kürt sorunu konusunda görmezden gelme, inkar ve manipülasyon konusunda her iki kesim de hemfikir. Bu alanda da yeni bir sey yok. Kürlerin ayri bir millet olarak varliginin kabulü ve Anayasal güvenceye kavusturulmasi konusunda bir belirleme yok.
8-Ana dilde egitim ve gerekli çoklu resmi dil konusunda herhangi bir taahhüt yok. Milletvekilligi yemininin çok dillilige kavusturulmasi, içeriginin irkçi söylemlerden arindirilmasina iliskin öneri yok. Ders kitaplarindan irkçi-gerici ve inkârci ünite ve kavramlarin çikarilmasina dair bir öneri yok.
9-Istanbul Sözlesmesinin geri getirilmesi konusunda bir öneri yok. Cinsel Tercih, evlilik yasi, Aile kurumu gibi alanlarda bir yeni anlayis yok. Kadin cinayetlerinin önlenmesi için tedbirlere dair yeni bir sey yok.
10-Çevre ve Iklim kosullarina dair yeni bir öneri yok.Yenilenebilir Enerji ve Çevrenin korunmasi için yeni bir öneri yok. Maden çikarma yasasi, madenlerin isletmesi hususu ve madencilerin korunmasina dair yeni bir sey yok.,
11-Hayvanlari koruma kanunu var temel hak ve özgürlükleri koruma kanunu yok.
12-Avrupa Birligi ile iliskilerin düzeltilmesi, uyum yasalarina uyulmasi dogrultusunda yeni bir sey yok. Avrupa Birligi ve Nato ile iliskilerin nasil olacagina dair yeni bir sey yok.
13-Adil yargilama, hukukun üstünlügü, hâkim ve savcilarin siyasal vesayetten kurtarilmasi konusunda yeni bir öneri yok. Anayasa Mahkemesi, Yargitay, Danistay ve Sayistay gibi yüksek yargi organlarinin yapisinin yeniden düzenlemesine dair yeni bir sey yok.
14-Seçilmislerin atanmislarin emrinden çikarilmasi konusunda yeni bir yasal düzenleme önerisi yok.
15- Siyasi Partiler Yasasi ve Seçim Yasasi konusunda yeni bir sey yok. Etnik temelde siyasi parti kurulabilmesini saglayacak yeni bir düzenleme yok. Siyasi Parti kapatilmalarinin yasaklanmasi konusuna dair bir öneri yok
Her iki Ittifak arasinda bunca ortak müsterek varken bunlarin hangisinin yaptigina/ yapacagin evet denilmelidir. Aslinda Türkiye’nin çözüm bekleyen temel sorunlari konusunda aralarinda bir farklilik yok. Bunlarin yaptigi siyaseti kutuplastiran ötekilestiren ve karsitlik üzerinden sürdürmeye niyetli olan bir muhalefet yürümek oldugu açikça görülmektedir.
Bize göre sistemin ya da rejimin degisiminin gerçeklesmesi için yukarida saydigimiz 15 maddenin hayata geçirilerek Anayasal güvenceye kavusturulmasi gerekmektedir. Gerisi sikça duydugumuz, duymaya alisik oldugumuz demagojilerden baska bir sey degildir.
Bu nedenle bu her iki ittifakin programinda da kendisinin ifadesine rastlamayan Kürtler, Aleviler, LGBT’liler, Çevre ve Iklim Savunuculari, Insan Haklari Savunuculari ve toplumun diger etnik ve dini kesimleri; herhangi bir ittifaka eklemlenmek zorunda degildir. Bu kesimler bu ittifaklari desteklemeden önce iyi düsünmeli, kendi geleceklerine dair yeni Anayasal düzenlemeler yapilmasi garantisi vermeyen/veremeyen herhangi bir partiye/ ittifaka destek vermemelidir.
Yukarida saydigimiz on bes maddenin gerçeklesmesi, gerçek bir demokrasinin ve degisimin olmazsa olmaz kuralidir. Demokratiklesmenin yolu buradan geçmektedir. Bu nedenledir ki Türkiye’de çogulcu, demokratik bir yeniden yapilanmayi ön görmeyen partilere itibar edilmemelidir.
Bu degisimlere öncülük eden, bu yapisal degisimlere programinda yer veren, Türkiye’nin çogulcu demokratik esit, adil ve özgür bir yapiya kavusmasini savunan ve seçimlere bu anlayis ile katilma hakki olan tek parti, Hak ve Özgürlükler Partisi HAK-PAR’dir. Bu nedenle Türkiye’deki degisim ve demokrasi güçlerinin gerçek adresi HAK-PAR olmalidir. Gerçek bir demokrasi ve degisim istiyorsak HAK-PAR’i desteklemeli, politikalarinin gelisip güçlenmesi için çaba göstermeliyiz.
Latif Epözdemir