Cumhuriyet mi, demokrasi mi?
Dün Türkiye’de cumhuriyet bayrami kutlandi. Bir zamanlarin 1 Mayis’ini veya Newroz’u kutlamaya benzer manzaralarla.
Hükümet geleneksel olarak Hipodrom’da, geçit törenleriyle filan kutlamayi seçti. CHP, IP ve yandaslari ise ‘devrimci’ bir sekilde, yumruklar sikarak, bayraklar yükselterek, sloganlar atarak ve polisle cebelleserek, sikilan suyu ve gazi kahramanca gögüsleyerek sokaklarda
CHP Genel baskani Kiliçdaroglu CHP’li diger aslarla birlikte basrollerdeydi. Kendi deyisiyle ‘sanli Türk bayragini’ yükseltip ‘neyar’in üzerine kahramanca yürüdü Hani CHP’nin tek parti hükümetinin su Dersim olayinda kendi ailesinden de 35 kisiyi kirimdan geçirdigi, kendisi o zaman henüz dogmadigi için bugün var olma sansina sahip olan Dersimli Alevi-Kürt Kiliçdaroglu!..
Dersim kirimi da herhalde su ‘yüce Cumhuriyet’ için yapilmisti. Onun da fermanini ‘Ulu Önder’ vermisti!..
AK Parti Hükümeti, valilikler ve polis de bu adrenali yüksek manzaralarin yasanmasi için kusur etmediler dogrusu. Böylece çoktandir hasret duydugumuz devrimci bir eylemin coskusunu yasayip mutlu olduk. Kimbilir, belki de devrim olur!
Bu ülkenin solculari geçmisten beri ne devrimler beklediler!.. 27 Mayis ‘Devrimi’ yolu bir kez açinca, ardindan 12 Subatlar, 21 Mayislar ve 12 Martlar Ama umut baglanan zabitan takimi, 12 Subat ve 21 Mayis’ta radyoevi zapt etseler de Meclisi zapt edemediler. 12 Martta ise beklediklerinin aksine fena bozum oldular, yanlis generaller geldi!..
Bu kez de CHP’nin, IP’in, ADD’nin ve cümle takim taklavatin bekledigi devrim olursa, nasil bir devrim olacagini tahmin etmek zor degil. Hani su Istanbul’un ümmügüne çökme, cümle muzirlari hipodroma doldurma meselesi Böyle bir devrimin ardindan herhalde bu ülke 12 Eylül’ü mumla arar
Yazimin basligindaki soruya gelelim: Cumhuriyet mi demokrasi mi?
Bu memlekette bu soruya verilecek cevap da elbet muhtelif olacaktir. Bunlardan biri yukarda sözü edelin Kemalist, ulusalci, darbeci takiminindir. Bunlara göre demokrasi bir burjuva aldatmacasidir, karsi devrimciliktir. Bu ülkeye çok partili yasam gelince, halk oyuyla Kemalist iktidar gidip yerine Kemalist boyasi dökülmüs olanlar gelince, Atatürk devrimleri tehlikeye girmistir
Efendim Atatürk bu dünyaya gelmis ve gelecek olan en büyük devrimcidir! Onun devrimlerinin ise bir esi benzeri yoktur!
Bilgi ve bilim basin içinde degil, disinda oldugu için, fesi kaldirip yerine sapkayi koyarak, buna karsi mirin kirin edenlerin kellelerini uçurarak bir ‘sapka devrimi’ yapmisti. (Oysa fes de 2. Mahmut’un sariga karsi ‘devrimci’ eseriydi )
Insan kilik ve kiyafetiyle uygar olabilecegi için, sal-sapik ve salvar yerine ceket-pantolonu, Kum (Kürt külahi) yerine fotör geçirmisti
Halay, çifte telli ve govend yerine valsi ve tangoyu buyurmustu.
Latin alfabesini seçip, yüzlerce yildir kullanilan Arap harflerini yasaklayarak, böylece mevcut kütüphaneleri, yazili tarihi ve edebiyati, bir anda kendi halki için okunmaz bir kagit yigini haline getirerek bir ‘harf devrimi’ yapmisti
Cumhuriyeti kurarak ‘milli iradeyi egemen kilmis’ ama ikinci bir partiye izin vermemis, halkin temsilcilerini kendi seçmis, ülkeyi tek partinin demir yumruguyla yönetmisti
Kendisine rakip olabilecek herkesi su veya bu bahaneyle yok etmis, kenara itmis, böylece padisahligi yikip padisah olmustu!
Bundan öte kendisini ‘Ulu Önder’ ve de ‘Atatürk’ ilan etmisti
1919-20’lerde söz verip destegini aldigi Kürtlere çok geçmeden sirtini dönmüs, varliklarini inkar etmis ve Kürt kirimlarina buyruk vermisti
Bu esi menendi bulunmaz devrimciyi anlatmak için daha fazla söze gerek var mi?..
Sevgili cumhuriyetçilerimiz simdi, bu büyük adamin kadrini bilmeyenler çogaldigi, çatlak sesler çiktigi için çok üzgünler, bir yandan yas tutuyor, diger yandan bir daha, Hitlerlerin ve Mussolinilerin de fiskirdigi o güzelim 1930’lu yillara dönmek için ‘orduda artik igdis olup darbe yapamadigi için- is basa düstü diyerek sokaklara tasiyorlar.
Bu iflah olmaz ve garip ‘cumhuriyetçileri’ putlariyla bas basa birakirsak, sorumuza diger bir cevap da herhalde su olurdu: Hem cumhuriyet hem demokrasi
Bir ülkede kralin veya padisahin gitmesi, onun yerine bir cumhurbaskaninin gelmesi yetmez.
Türkiye’de tek parti dönemi bunun somut örnegi. Hitler döneminde Almanya, Mussolini döneminde Italya da birer cumhuriyet idiler.
Daha yakin zamana kadar Irak’ta da bir cumhuriyet vardi, Saddam da cumhurbaskaniydi. Bunun ne mene ‘cumhuriyet’ oldugunu gördük. Bugün de güneyimizde Besar Esed’in cumhuriyeti Ya Iran’daki kadini yeni bastan siyah çarsafa dolayan, taslayarak öldüren, farkli görüs ve düsüncedeki insanlari dar agacina çekip duran ‘Islam Cumhuriyeti’ne ne buyrulur?
Cumhuriyet eger halk yönetimi ise, halk yöneticilerini serbestçe seçemeden bir anlami olmaz. Ülkede, böylesi bir seçme ve seçilme hakki dahil, diger temel hak ve özgürlükler olmadan da olmaz
Bu akla yakin bir cevap degil mi?
Ama benim buna da itirazim var! Bana göre asil olan demokrasidir. Eger ileri ve geliskin bir demokrasi varsa, basta sembolik hale gelmis, geçmisten kalma bir hatira gibi olan kral, ya da kraliçenin varligi hiç önemli degil.
Bunun somut örnegi Ingiltere, Ispanya, Hollanda, Belçika, Norveç, Isveç ve Danimarka’dir. Bu ülkelerin tümü kategori olarak hala krallik. Ama su bildik ‘monarsi’nin, yani tek adam yönetiminin yerinde yeler esiyor. Basta bir kral ya da kraliçe var. Ama bunlarin varligi ülkeye ve topluma biraz masraftan öte bir yük getirmiyor. Ülkenin yönetimine karistiklari filan yok. Hatta krali-kraliçesi, prensi-prensesleriyle bunlar ülkenin bir rengi, turistik bir yararlari bile var Buna karsilik bu ülkelerin hepsinde de geliskin, çagdas bir demokrasi var. Ülkeyi seçilenler yönetiyor. Temel insan hak ve özgürlükleri bakimindan örnekler.
Bu nedenle diyorum ki bir ülkede demokrasi olsun, özgürlük olsun, önemli olan bu; orada bir sarayda bir kral ya da kraliçe mi oturuyor, bir cumhurbaskani mi, hiç önemli degil!
30 Ekim 2012
Hüseyin Azad