Makale

Çünkü adi soykirim…

Her seyden ziyade bir ‘cevap’ bu. Hasan Cemal’e bu hikâyeyi yazdiran, kitaba bu adi verdiren, kapagina bu fotografi koyduran sey, onun kafasindaki sorulara verdigi basit ve dürüst bir cevap.

‘Kaç yasina geldim, kaç yildir demokrasiyi, ifade özgürlügünü savunuyorum, ama hâlâ bazi düsüncelerimi kendime saklamaya devam mi edecegim? Hâlâ dokunamayacagim kendi tabularim mi olacak? Ya da hâlâ özgürlesemeyecek miyim? Ayip degil mi Hasan Cemal?’

Hasan Abi sorulari sever. Onu yakindan taniyanlar kadar, sanirim ‘yakindan’ okuyanlar da bilir bunu. Kendi kendiyle konusurcasina, kendini sorgulayarak, sorularin, kirk yili devirdigi gazetecilik meslegindeki ana eksen degil sadece, bir bütün olarak varolusun dingili oldugunu hissettirerek yazar. Onun yazisinda hep bir ‘iç konusma’ vardir; hayatin kesintisiz bir akil ve vicdan muhasebesi olarak da yasanabilecegini, insanin zor sorularla basit cevaplardan kaçmadigi ölçüde daha iyi bir insan olup, daha iyi bir hayat kurabilecegini hatirlatan bir diyalog. 1915: Ermeni Soykirimi ile bu iç konusmayi sürdürüyor Hasan Cemal; bizi cesur sorulara ve dürüst cevaplara davet ediyor.

Mart 2011’de, Los Angeles’taki Kaliforniya Üniversitesi’nde (UCLA), akrabalari 1915’te bu topraklarda can vermis, simdi adina ‘Ermeni diasporasi’ dense de, esasen ‘Anadolu’nun diasporasi’ olan, her biri bu diyarin evlâdi bir grubun karsisina Türkiyeli bir gazeteci (ve Cemal Pasa’nin torunu) olarak çikip konusmayi beklerken, hazirladigi metinde bir kelimeyi silip silip yeniden yazmasini anlatiyor kitabinda. Siliyor, yaziyor, siliyor, soruyor —Ayip degil mi Hasan Cemal— ve cevapliyor: ‘En nihayet soykirim sözcügünü ekliyorum konusmamin girisindeki o cümleye: Sizin acinizi biliyorum, anliyorum ve soykirim acinizi paylasmak için buradayim.’

Bu aciyi bilen biliyor, anlayan anliyor. Hasan Cemal’in kitabi, bu aciyi bildigi, anladigi halde ifade edemeyenler için taze bir nefes. Daha iyi bir insan olmak için, geçmisle yüzleserek daha insanî bir gelecek kurmak için güçlü bir çagri.

Milliyetçi öfkenin ve ötekilestirmenin yasattigi acilari anlamayanlarin, anladigi halde umursamayanlarin ve, en korkuncu da, bu acilarin anlasilmamasi, paylasilmamasi için yeni acilar yasatmayi göze alanlarin, bu kitabi nefret nidâlariyla karsilamasi beni sasirtmadi. Çünkü korkuyorlar. En çok da gerçegin kendisinden. Ve Cemal Pasa’nin torunu, 2012 Türkiye’sinde gerçegin pesine düserken, 1915 soykirimiyla hesaplasmakla kalmiyor, o suçu mümkün kilan zihniyeti de sorguluyor. ‘Moskof, Ermeni’yi Türk’e musallat etti. Türk ‘ölmemek için Ermeni’yi öldürmek lâzimdir’ fikrine düstü’ diyen Cemal Pasa’ya degil sadece, bugünün ‘Ittihatçilarina’ da itirazi var: ‘Dedemin bu satirlarini okuyunca, Ittihat ve Terakki zihniyetinin bugünlere sarkan, 2000’li yillarin basinda da Türk milliyetçiligini etkisi altinda tutan bakis açisinin, yani hep milliyetçilik yapan ve kabahati her seyde ‘dis düsman’lara atan zihniyetinin kaliciligini düsündüm.’

Biz bu zehri biliyoruz. Savasi bitirecek adimlari atmak yerine agzini her açtiginda ‘taseronlar’ diyen aciz siyasetçileri isittik; gazete sekli verilmis kâgitlara nefret kusan operasyon görevlilerini tanidik; bir eliyle Hrant Dink’in ‘görünür’ katiliyle hatira fotografi çekerken, diger eliyle onun ‘gerçek’ katillerini esirgeyen devletin karanlik çehresine baktik.

Hasan Cemal, bu kitapta hepsine ayna tutuyor. Çünkü o dürüst bir adam. Cesur bir adam. Iyi bir adam.

08 Eylül 2012, Taraf

Yasemin Çongar

Back to top button