Makale

Darbe girisimi ve son siyasal gelismeler üzerine

15 Temmuz 2016 da gerçeklesen darbe girisimi basarisizlikla sonuçlandi.

Kitleleri sokaga davet eden Hükümet üstünlügü ele geçirdi, darbeye katilanlari tutuklama sürecini baslatti.

Çagdas bir demokrasiyi insa edemeyen Türkiye, bir kez daha toplumu kanli ve karanlik bir sürece sokacak askeri darbe girisimi ile yüzlesti.

Türkiye, toplumun tüm kesimlerine faturasi agir olacak karanlik ve kanli bir sürece sürüklenmenin esiginden döndü.

Bu girisim demokrasinin tüm kurum ve kuruluslariyla, kültürüyle köklesmedigi Türkiye’de sikça dillendirilen ‘darbeler döneminin kapandigi ‘ yönündeki görüslerin gerçekle örtüsmedigini göstermesi açisindan da derslerle doludur.

Türkiye sorunlarini adil ve demokratik yollarla çözemedikçe, yöneticiler demokratik kültürün köklesmesi için gerekli reformlari yapmadikça, toplumu gerilim ve kutuplasma içinde tutarak yönetmeyi tercih ettikçe bu türden patlamalar her zaman bir risk olarak varligini sürdürecektir.

Askeri darbeler toplumun sorunlarini çözmek bir yana daha da agirlastirdiklari, militarizmi güçlendirerek demokratik gelismenin önünde ciddi bir barikata dönüstürdügü ortadadir.

Darbeler kan ve gözyasini çogaltir, sömürü ve talani, soygunu yayginlastirir, her türlü insan hakkini ayaklar altina alarak ülkeyi hapishaneye çevirir, toplumu yoksulluga sürükler.

Bu askeri darbelerin en büyük acisini da basta Kürtler olmak üzere, demokrasi güçleri çeker.

Bu nedenle demokrasi güçleri darbelere karsidir ve bu girisimi de mahkûm etmektedirler.

Bu darbe girisimi bir kez daha göstermistir ki; Türkiye bir an önce çatisma ve gerilime kaynaklik eden, darbelere zemin hazirlayan gerilim kaynaklarini, Kürt sorunu basta olmak üzere Alevi sorunu gibi temel sorunlarini adil çözüme kavusturmalidir.

Darbenin önlenmesi, darbecilerin derdest edilerek yargilanmasi ve cezalandirilmalari tek basina çözüm olmayacaktir.

Zira darbelere kaynaklik eden sorunlar yerlerinde durdukça ülkede kalici, köklü demokratik kurumlasa saglanamamakta, demokratik kültür köklesememektedir.

Bu durumda yeni darbeler, yeni savrulmalar her zaman bir ihtimal olarak varligini sürdürmektedir.

Yapilmasi gereken bu sorunlari çözmek için cesur adimlar atilmasi, demokrasinin tüm kurum ve kuruluslariyla insa edilmesidir.

Toplumun tüm kesimlerinin destekleyecegi, basta Kürt meselesinin adil çözümü olmak üzere temel problemleri çözmeye olanak saglayan sivil bir anayasa yapilmasi ve demokratik kültürün köklesmesi için gerekli reformlar öncelikle gerçeklestirilmesidir.

Öte yandan bölgemizde, ülkemizde ve dünyanin degisik ülkelerinde siddet ve terör eylemleri de gündemin ön siralarindaki yerini koruyor.

Çözümlenemeyen sorunlarin kaynaklik ettigi bataklikta üreyen terör sadece üredigi bölgeleri kan gölüne çevirmekle kalmiyor, bir salgin gibi tüm dünyaya yayiliyor ve maalesef her zaman masum insanlari hedefliyor.

Bu türden kanli terör saldirilarindan biri de 14 Temmuz 2016 tarihinde Fransa’da meydana geldi

Pek çok terör saldirisina hedef olan ve bir yildir olaganüstü hal ile yönetilen Fransa’nin Nice kentinde, Bastille Günü’nü kutlamalari sirasinda, kalabaliklarin üzerine kamyon sürerek gerçeklesen terör saldirisinda, içinde çocuklarin da oldugu 84 kisi öldü.

Insanliga karsi islenen bir suç olarak degerlendirdigimiz bu terör saldirisini kiniyoruz.

Fransa halkinin acisini paylasiyoruz.

Türkiye’de de neredeyse rutin hale gelen ve agir can ve mal kayiplarina neden olan siddet olaylari devam ediyor.

Sikça karsilasilan kanli terör saldirilarina, Kürt kentlerinde sürdürülen çatismalar eslik ediyor.

90li yillarda binlerce köy yakilip yikilmisti. Bu gün ise pek çok ilçe harabeye dönmüs durumda.

Ittihat ve Terakki tarafindan 1900 lü yillarin baslarinda gündeme konan Kürtlerin tehcir ve asimile edilmesi, Kürdistan’a farkli etnik gruplardan insanlarin yerlestirilerek demografik yapinin degistirilmesi politikasi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulusundan sonra da devam etmisti.

Kürtlerin mesru haklarini teslim etmek yerine, meydana gelen, getirilen olaylarda, yasamini yitiren yaralanalar, çekilen acilar, maddi ve manevi kayiplar bir yana, her seferinde Kürtler bati illerine göç ettirilmisti.

Milyonlarca Kürdün bati illerinde bulunmasinin temel nedeni bu politikadir.

Kirk yillik kirli, zaman zaman danisikli çatismalarin en önemli sonucu milyonlarca Kürdün topraklarini terk ederek bati illerinde azinlik duruma düsmesi olmusken, bu gün de Kürt kentleri agir çatisma alani haline getirilmis, yakilip yikilmis, yüz binlerce insan göçebe durumuna düsürülmüstür.

Son yillarda Suriye iç savasinin alevlendirdigi, Ortadogu’da nüfuz alanlarini gelistirmek için çabalayan sömürgeci devletlerin tesviki ve yönlendirilmesiyle gündemlesen ‘Barikat- hendek siyaseti’nin de sonucu devletin bir kez daha agir savas araçlariyla Kürt yurtseverligine kaynaklik eden kentlere yönelmesi ve Kürtlerin kentlerini terk etmesi olmustur.

Her firsati Kürdistan’in demografik yapisini degistirmek için kullananlar bu kez Kürt kentlerine Suriyeli mültecilerin yerlestirilmesini tartismaktadir.

Türkiye’ye siginan Suriyelilere uluslararasi anlasmalarla garanti altina alinan haklarinin taninmali, sahiplenilmeli ve her açidan desteklenmelidir.

Iç savas kosullari nedeniyle ülkelerini terk eden bu insanlari Kürdistan’in demografik yapisini degistirmek için kullanmak, yeni çatismalara zemin yaratacak tehlikeli ve sonuçsuz kalacak bir çaba olacaktir. Karar vericiler bu türden hatalardan kaçinmalidir.

Öte yandan Son yillarda neredeyse tüm komsulariyla kavgali hale gelen Türkiye, dis politikada önemli degisiklige gidiyor.

Bir süre ‘Yeni Osmanlicilik’ rolüne soyunan ve tüm Islam âlemine ‘önderlik’ söylemleri ile Ortadogu’nun karmasik labirentlerinde dolanan Türkiye, kisa sürede kendisini, siyasi ve ekonomik faturasi hayli yüksek olan ‘Degerli yalnizlik’ içinde buldu.

Artik bu politikayi da terk etmek zorunda kalan Türkiye, Rusya ve Israil ile iliskilerini normallestirmeye çabaliyor.

Ayni çaba askeri darbe sonrasi Misir ile kopan iliskilerin düzeltilmesi içinde gösterilecek.

Elbette Rusya ile iliskilerin düzeltilmesi ayni zamanda Suriye politikasina da revizyon yapilacagi anlamina geliyor. Nitekim resmen dogrulanmasa da Iran ve Suriye ile dolayli görüsmelerin de yapildigi yönünde kimi haberler basina yansidi.

Türkiye’nin komsulariyla ve bölge devletleri ile karsilikli çikarlara dayanan, uygar ve barisçil iliskiler gelistirmesi dogaldir. Olmasi gerekendir.

Ancak ayni paradigma degisikligi, içeride sürdürülen ve binlerce insanin yasamini yitirdigi, yaralandigi, yüz binlerce insanin göç etmek zorunda kaldigi, Kürt kentlerinin yikimi ile sonuçlanan siddet politikalari için de gereklidir.

Içeride Kürt sorununu adil bir çözeme kavusturamayan ve siddete yönelen Türkiye, dis politikada da sürekli olarak kaybedenler safinda yer alacaktir.

Bilindigi gibi Türkiye, basta Iran, Irak ve Suriye ile olmak üzere neredeyse tüm dis politikasini Kürt karsitligi üzerine sekillendirmektedir.

Oysa onurlu, basarili bir dis politikanin yolu öncelikle iç barisin saglanmasindan ve Kürt meselesinin çözümünden geçmektedir.

Türkiye Kürt sorununun çözümsüzlügünün ürettigi siddet ortamindan bir an önce çikmalidir.

Basbakanin ‘Irak ile Misir ile Suriye ile iliskileri gelistirecegiz. Disarida düsmanlari azaltacagiz. Ilave yapiyoruz. Içeride de dostluklarimizi artiracagiz.’sözlerindeki ‘içeriye’ dönük beklenti ancak Kürt meselesine adil bir çözüm üretmek, Kürtlerin hak ve özgürlüklerini tanimakla mümkün olacaktir.

Zira Kürt meselesinin çözümü yerine ‘terör’ parantezine alinarak bastirilmasi, sadece aciyi, ekonomik yikimi ve düsmanliklari çogaltiyor.

Sürekli olarak ‘iç düsman’ la savasan bir ülkede dostluklari artirmak mümkün olmayacaktir.

Hükümet bir an önce Kürt sorununun adil bir çözüme kavusturmak için adim atmali, siddet ve bastirma politikalarini terk etmeli, siyasi legal alani daraltan, milletvekillerini, belediye baskanlarini tutuklamaya tesvik eden, belediyelere ‘kayyum atamak’ gibi halkin seçimine saygisizlik anlamina gelen ve gerilimi tirmandirmaktan baska sonuç vermeyecek tutumlardan kaçinmalidir.

Tahrip edilen barisçil demokratik kanallar onarilmali, diyalogu ve barisçil yollari esas alan politikalar gündemlestirilmelidir.

Öte yandan, koruyamadigi Kürt kentlerini savas alanina çevirerek, yikimina ve binlerce insanin yasamini yitirmesine yüz binlerce Kürdün evsiz barksiz kalmasina, ekonominin çökmesine zemin hazirlayan PKK de, artik Kürt halkinin düsmanlarini sevindiren politikalardan vazgeçmeli, siddeti sonlandirmalidir

15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye askeri darbe ile karsi karsiya kaldi. Hükümet su anda bu kalkismayi engelleyip, üstünlük saglamis görünse de yeni kalkisma riski tümden ortadan kalkmamistir. Hükümetin kitleleri meydanlarda tutma çabasi da bu duruma isaret etmektedir.

Ayrica bu kalkisma tümden önlendiginde ve risk ortadan kaldirildiginda elini güçlendiren Erdogan’in nasil bir çizgide duracagi, demokratik zemini mi gelistirecegi yoksa firsat bu firsat diyerek tüm muhalefeti sindirip, otoriter bir rejime mi yönelecegi belli degildir.

Bu türden olagan üstü kosullarda toplumun her seye gebe olacagi
unutulmamalidir.

Askeri darbelerin ve ya otoriter rejimlerin Kürt halkina, siyasetçilerine nasil agir bir fatura çikardigi bilinmektedir. Bu nedenle bile olsa yurtsever cephedeki daginikliga son verip, halkimizin hak ve özgürlük taleplerine cevap olacak, sömürgecilerin tuzaklarindan koruyacak, kazanimlarini gelistirecek güçlü bir örgütlülüge her zamandan daha çok ihtiyaç oldugu ortadadir

Bize düsen örgütlülügü güçlendirmek için seferber olmaktir. Tüm samimi yurtseverler de birlik projesi olan HAK-PAR la bütünlesmeyi, dayanismayi ciddiyetle gündemlerine almalidirlar.

18 Temmuz 2016

Arif Sevinç

Back to top button