Makale

Depremin düsündürdükleri; SORUNLAR YENI VE ÇAGDAS BIR ANLAYISLA ÇÖZÜLÜR

Deprem bu kez Elazig ve çevresini vurdu. Bu nedenle su ana kadar 40 dolayinda insanimiz yasamini yitirdi, binden fazlasi yaralandi. Hem evleri yikildigi ya da hasar gördügü, hem de artçi depremler devam ettigi için pek çok insan karakista zor durumda kaldi.

Yakinlarini yitirenlere bassagligi, yaralilara sifa diliyorum.

Geçmiste de ülke birçok depreme sahne oldu ve yine büyük acilar yasandi. Malum, cografyamiz önemli fay hatlari üzerinde.

Depremleri önlemek mümkün degilse de hasarlarini azaltmak pekâlâ mümkün. Bunu basaran ülkeler var. Sik sik güçlü depremlere sahne olan Japonya bunun örnegi. Izmit-Yalova, Van, Elazig depremlerinden çok daha güçlü depremlerde bile can kaybini önleyebiliyor ya da asgariye düsürüyorlar.

Peki biz bugüne kadar söz konusu deprem felaketlerinden ne ölçüde dersler çikardik? Ne ölçüde tedbirler aldik? Belli ki pek ders almamisiz, tedbir de…

Elbet bu iste sorumluluk en basta ülkeyi yönetenlere düsüyor. Ülkenin kaynaklarinin bir bölümünü bunun için seferber etmek; bir yandan çürük, depreme dayaksiz binalari yikip yerine saglam binalar yapmak,diger yandan süregiden yapilasmanin depreme dayanikli biçimde olmasini saglamak onlarin görevi. Bu is ciddi bir planlama ve kararlilik gerektiriyor

Son Dogu Marmara depreminin üzerinden 20 yil geçti. Büyük Istanbul depreminin ise eli kulaginda.. Böyle bir depremin Istanbul’a ve tüm ülkeye verebilecegi kayip ve acilari düsünebiliyor muyuz?

Acaba kaç bin bina yikilacak, altinda kaç on bin, belki de yüz bin insan kalacak? Toplanma alanlari bile yokken, yok edilmisken, çikabilecek yanginlar ve salgin hastaliklarla nasil bas edilecek?

Peki buna karsi sayin yöneticiler ne yapiyorlar? Sanki ellerini kavusturmus ve tevekkülle bekliyorlar.

Ya yazar-çizerler, aydin geçinenler ve de yurttaslarin kendileri; yani depremlerin asil acisini çeken ve çekecek olan milyonlar?..

Ortada yönetenler ve yönetilenler bakimindan akil almaz bir vurdumduymazliktan baska sey görünmüyor?

Oysa tedbir almak mümkün ve ülke bu olanaklara sahip. Yeter ki bu konuda yöneticiler sorumlu davransinlar, görevlerini yapsinlar. Halk ise bilinci ve talepleriyle onlar üzerinde baski olustursun.

Ülkenin tüm temel sorunlarinin çözümü gibi bu sorun da ötekilere bagli.

Örnegin ülkenin yeterince kaynagi var. Ama bu kaynaklari içerde ve disarda savasmak için, kendi ülkenizi veya sinir ötesini bombalamak için degil, paralari tank-top, mermi ve savas uçaklarina yatirarak degil, barisçi ve yapici amaçlarla kullanmak gerekiyor.

Türkiye Afrin’de niçin savasiyor. Oranin yerli Kürt nüfusunu ezip dagitmak, zeytinliklerini kesip çöle çevirmek çok mu gerekli? Ya sinir ötesine yapilan diger seferler?

Türkiye’ye gerekli olan, ülkeyi yeni bataklara sürükleyen militarist politikalar degil, sorun çözücü, barisçi politikalardir. Örnegin Kürt sorununu barisçi biçimde ve Kürt halkinin temel haklarini taniyarak, yani esitlik temelinde çözecek bir çagdas akla ihtiyaç var.

Su dönemdeki önde gelen tartisma konularindan biri Kanal Istanbul denen projenin gerekli olup olmadigidir. Bu proje büyük kaynaklar gerektiriyor. Peki ona çok mu gerek var? Gerekli olup olmadigi, dogaya verebilecegi zararlar bir yana, Istanbul depremi için tedbir almak gibi acil bir görev kapiya dayanmisken onca kaynagi böyle bir ‘çilgin projeye’ aktarmak akillica bir is mi?

Evet, isin özü ve çikar yol budur: Türkiye’nin yeni ve çagdas bir akla, böylesi bir yönetim anlayisina ihtiyaci var. Yöneticiler, iktidari-muhalefeti ile sorumlu politikacilar, hiç degilse bu saatten sonra sapkalarini önlerine koyup bugüne kadar izledikleri yanlis ve sorumsuzca politikalari gözden geçirmeliler.

Onlarin bunu basarmalarinin kolay olmadigini biliyorum. Bu tür yanlis yolun yolculari bazan ancak baslarini kalin bir duvara çarptiktan sonra ayilirlar; çogu zaman buna bile firsatlari olmaz. Ayrica, bu is yalnizca onlara da düsmüyor. Ülkenin siradan insanlari, emekçileri, isçi ve köylüleri, üniversite gençleri, ögretmenleri, esnaflari, ekmegini namusluca kazanan her kesin, hepimizin bunun için yapabilecekleri var. Sesimizle, sözümüzle onlari uyarmali, etkilemeliyiz.

Halkin sesi, kitlelerin gücü eger saglikli bir kanala yönelirse, degme ordularin gücünden daha büyüktür.

Onlara sözümüz su olmali: Baylar, yeter artik! Savasa, siddete, tanka-topa, yakip yikmaya hayir! Sorunlarimizi adalete, çaga uygun sekilde diyalogla çözelim. Ülkemize baris getirelim.

Herkese çagdas insan haklari, özgürlükler!

Kaynaklari halkin mutlulugu, esenligi için harcayalim. Daha çok okul, daha iyi bir egitim, daha çok saglik ocagi…

Bir gün bile gecikmeden, depremlere ve diger dogal afetlere dayanikli, konutlar, binalar yapalim.

Bugün ülkenin gerek duydugu seferberlik budur.

27 Ocak 2020

Kemal Burkay

Back to top button