Haber

Dersim’in kutsal yerleri arasinda bir gezinti III

2013 Gezi Izlenimleri-III

Munzur Çem

Sey Qazi’ye Konukuz

Çuxure’yi, ardindan Vankuf ve Qil köylerini geride birakarak Duzgin Bava daginin bati yamacini dolanip sirti asar asmaz Kizilkilise (Nazimiye) bir aynada gibi karsimiza çikiyor. Ancak onu da ayni hizla geçerek bizi Deruye üzerinden Gemike’ye ulastiracak yola giriyoruz. Nazimiye’den yaklasik bir buçuk-iki kilometre sonra Vilê Kewlî adiyla bilinen geçide yaklastigimizda, yolun sag tarafindaki meseligi isaret ediyor ve 1938’de burada meydana gelen bir kaç olaydan bahsediyorum. Civrakli (Türkçe alfabe ile Civrak) Bertal Efendi burada kursuna dizilmis. Ailemizle aralarinda pirlik-taliplik iliskisi bulunan (Onlar pir, bizimkiler talip) Xaltan köyü halkindan Hemed, Ali ve Hasan kardesler de yine burada katledilmisler. Az ilerideki geçit noktasina vardigimizda konumuz yine ayni kaliyor. 1938 firtinasi sirasinda bu noktada da çok kisi katledilmis. Hayat hikâyesini kitaplastirdigim Usivo Qurzkiz, görgü tanigi olarak bütün bunlardan detayli sekilde bahsediyor.

Çok geçmeden bu kez de önce Deruye’yi, arkasindan da sag yamaca kurulmus Kimsor’u (Türkçe Alfabe ile Kimsor) da geride birakiyoruz ama Civrak’a varmadan sola sapiyor, çiplak ve engebeli arazide, arkamizda kalin bir toz bulutu birakarak ilerliyoruz. Sag önümüzde Bedro dagi, kocaman bir yumurta gibi gökyüzüne dogru yükseliyor. Onun hemen dogusunda bölgenin en yüksek dagi Sulvis; bazen kendisini gösteriyor, bazen kayboluyor.

Derken Sey Qazi için bir tümsege yapilmis mezar uzaktan gözüküyor. Üzerindeki küçücük kubbe hariç, bu anit mezar bana klasik Yunan mimarisini hatirlatiyor. Mezarin hemen yaninda mutfak, daha asagida ise güzel ve temiz bir tuvalet göze çarpiyor. Etrafinda her yastan insanlarin kaynastigi küçümsenemeyecek bir kalabalik var.

Beklemeden aralarina karisiyoruz. Dakikalar ilerledikçe karsilastigimiz tanidik yüzlerin sayisi durmadan artiyor. Kimileri de var ki aslinda tanisiyoruz ama aradan geçen uzun yilar cehrelerimizi birbirimize unutturmus. Onlarla tanisikligimiz bir baskasinin vasitasi ile tazeleniyor. Özellikle son 30 yil, Kürtler için tarihin en aci dönemlerinden biri olarak geçti. Bunu gerçek anlamda toplumsal bir felaket olarak nitelendirmek yanlis olmaz. Üstelik bu felaket halen de geçmis degil. Ufak-tefek kimi degisiklikler olsa bile özü itibariyle aynen devam ediyor. Bunun sonucunda da toplumsal yasamimiz alt-üst oldu, denilebilir ki geriye bir enkaz kaldi. Iste bu ortamda karsi karsiya gelen akrabalar, komsular, dostlar bir an için ne yapacaklarini, nasil hareket edeceklerini kestiremiyorlar. Yüzlerinde sevinç ile aci iç içe geçiyor; kimileri gülüyor, kimilerinin gözleri doluyor, kimileri ise hüngür-hüngür agliyorlar. Ellisini, altmisini geçmis, saçlarina ak düsmüs insanlarin bir çocuk gibi gözyasi dökmesi ne demek! Bu, gerçek bir trajedi degil mi?

Ama yine de her seye ragmen konusuyor insanlar. Önce hal hatir sorma, arkasindan yasanmis acilardan özetler aktarma ve hemen arkasindan da gelecegi konusmaya, enkazin etkilerini tümüyle bertaraf etmenin çarelerini tartismaya geliyor sira. Sey Qazi, bir mum olmus karanligi yariyor, umutlari yesertiyor yeniden. Ona yakisan da bu degil mi zaten?

Anit Mezar ve Düsündürdükleri
Her seyden Sey Qazi için bir anit mezar yapilmasi düsüncesini ve varilan sonucu çok önemsedigimi belirtmek isterim. Emegi geçen her kesin eline saglik. Aslinda biz toplum olarak bu gibi konularda geriyiz, bunu kabul etmemiz gerekir. Halka hizmet etmis dini ve politik liderlere, özgürlük mücadelesinde yer almis kimselere sahip çikma bakimindan, karnemiz oldukça zayif. Bu adim bir yönü ile bir ilki olusturuyor.

Bir anit mezar ile anilan kisinin Sey Qazi olmasi, günün anlamini zenginlestiriyor elbet. Onunla bulustugumuz için sansliyiz. Sannsliyiz, çünkü Sey Safi Ya da Sey Sabun olarak bilinen Ocaga mensup olan Sey Qazi, halkin büyük saygi ve sevgi gösterdigi, mürsid mertebesinde bir din adami, bir inanç önderiydi. Ayni zamanda bir ozan, bir halk sanatçisi olan Sey Qazi, gözleri görmemesine ragmen, sürekli gezen, saziyla, sözüyle insanlara seslenen biriydi. Büyük bir enerji ile kötülüge, haksizliga karsi sesini yükseltmesi, ayricalik tanimaksizin, gerektiginde bu yola basvuran herkesi elestirebilmesi, diger bir deyisle açik sözlülügü, onun sevilip sayilmasina neden olan özelliklerinin basinda gelir.

Atilan adimin öneminin yanisira bana yanlis gelen, ya da daha degisik olmasini istedigim bazi noktalar var ki okuyucu ile bunlari da paylasmak istiyorum:
Her seyden önce anit mezarin üstündeki kubbe, geregi olmayan bir ekleme oldugunu belirtmek isterim. Çünkü Dersim’de kubbeli mezar (kümbet) gelenegi yok. Bu tür eserler, mümkün oldugunca kendi kültürümüzü yansitmali, gereksiz özentilerden uzak durmaliyiz.

Foto 1:

Bu duygular içerisinde, içeriye girip mezara daha yakindan bakabilmek için kuyruga girerken, küçüklügümden beri büyük ozanla ilgili duyduklarimi, bildiklerimi hatirlamaya çalisiyorum. Hiciv ustasinin serzenis ve taslamalarindan bölümler geliyor aklima:

Ez shîyûne ondêrê Mazgêrdî,
Baxçê tuyan o,
Suyûne hepisxano vêsaye,
Pirrê kekan o
Sey Qaziyo kokimo sefîl o
Kes raya Heqî de koçikê do ci rê nêano.

Kafam bu isle mesgul iken de kuyruk habire kisaliyor ve nihayet mezara giris sirasi bize geliyor. Hasan Kilavuz en önde, esi Aysel ile Gulistan onun arkasindalar. Ben ise onlari izliyorum. Riza Katurman ile Ibrahim, o an bizden ayri düsmüsler. Süleyman Ates ve Kameraci Hesen ise zaten televizyon için çekim derdine düsmüsler, bizi akillarina bile getirecek halleri yok.

Foto 2

Ancak, kapidan içeriye adim atarken, o günkü en büyük soku, önüme çikan mermer levhaya bakarak yasiyorum. Fotografta da görüldügü gibi bu levhada ucu çatalli kocaman bir kiliç, yani Hz. Ali’nin Zülfükar’i var. Ayrica, biri Zülfükar’in üzerinde biri de altinda olmak üzere, iki cümlelik bir slogan yer aliyor:

„Yezid Asli Talip Gelmez Bu Yola / Can Verip Ikrarda Duranlar Gelsin.’

Ona baktikça da ‘Iste Sey Qazi’nin esas ölümü budur,’ diye geçiriyorum içimden ki bu gün halen de ayni görüsteyim. Çünkü kapidan giriste, kapimiza ilk çikan bu levha, çesitli noktalarda Sey Qazi’ye yabanci, onun savundugu degerlere ters seyler ihtiva ediyor.

Diyelim ki Sey Qazi, kurmancca konusan bir aileden geliyor ama Kirmancca konusulan bir köyde dogup büyüdügü için, bu lehçeyi konusmus, türkü ve beyitlerini onunla söylemis. Oysa karsimizdaki slogan, ona ait olmayan yabanci bir dilde, yani Türkçe olarak yazilmis. Peki, bunu, Sey Qazi’nin adeta bayraklastirdigi „Her was koka xo ser o royeno / Her teyr eve zonê xo waneno,’ (Her ot kendi kökü üzerinde yükselir / Her kus kendi dili ile öter) atasözü ile nasil bagdastiracagiz?

Ikincisi, bu sözler Sey Qazi’ye ait degiller. Oysa kural olarak bu tür levhalar için, ya dogrudan dogruya anisina anit yapilan kisiye ait sözler ya da baskalari tarafindan onun hakkinda söyledikleri seçilir. Sey Qazi ile her hangi bir ilgisi olmayan cümleler, onun mezar tasinda ne ariyor, anlamakta zorlaniyor insan.

Üçüncüsü bu sloganda rencide edici, itici bir yan var ki bunu da hos görü sahibi, kucaklayici Sey Qazi’nin anlayisiyla bagdastirmak mümkün degil. Bu tür keskin sloganlar, genellikle sicak mücadele dönemlerine ya da acili günlere ait ruh halini yansitirlar ama uzun vadede, yapici, yol gösterici nitelikleri olmadigi için kitleye açik bu tür kalici eserlerde yer almaz, arsiv bilgileri olarak muhafaza edilirler.

Dördüncü itiraz noktam, mermer levhaya kazilmis olan Zülfükar’dir. Zülfükar, bastan sona kadar seriat ugruna sallanmis bir savas aracidir. Hatirlattigi sey en basta siddet ve ölümdür. Sey Qazi’nin mezarini ziyaret edecek bir çocuk kapidan içeriye adim atar atmaz, karsilastigi bu manzara karsisinda ne düsünür acaba?

Eminim ki Sey Qazi’nin, her zaman silaha ve siddete karsi çiktigini onun hakkinda biraz bilgi sahibi olan hiç kimse inkâr edemez. Bu bakimdan büyük ozanin yasamina yön veren anlayis, ne o mermer levhaya yazilmis itici sözlerle uyusuyor, ne de Zülfükar’in hatirlattiklariyla…

Hatta dikkat edilirse Sey Qazi, bizzat kendisine yönelik haksizliklari dile getirdigi zaman dahi beddua etme yoluna basvurmaz. Haksiz gördügü taraf hakkinda serzeniste bulunur ama dili yaralayici degil, istedigi sey, haksizligin giderilmesi, adaletin gerçeklesmesidir. Onda kin yok, karsi tarafin mahvini dilemez.

Burada Hz. Ali ve onun kilici olan Zülfükar’in Alevi inancindaki yerleri öne çikartilarak, bu görüse itiraz edenler olabilir. Zülfükar’in Aleviler arasinda önemsendigi dogrudur. Ama Sey Qazi’ye ait olduklarindan emin oldugum türkü ve beyitlerin hiç birisinde Islami tema öne çikmaz. Sey Qazi’nin eserlerinde, kutsal varliklar, Tanri, Xizir (Hizir) ve günesin yanisira, Dersim evliyalaridir. Büyük ozan ve din adami, „Welat Welat’ türküsünde ya da yakinmasinda, Dersim’in kutsal çatisini, yörenin evliyalarinin adlarini vererek ve kime sahip ettiklerini de belirterek ortaya çikartir. Onda ne Ali var, ne On Iki Imam, ne de Zulfükar.

1. Dünya Savasi sirasinda, Hiristiyan olan Ruslara karsi yapilan savasta ölenler üzerine yapilmis ve Ona ait oldugu söylenen agitlarda da bu durum degismiyor, yani Islami motifler hemen hemen hiç yer almiyor.

Yukarida da degindigim gibi, siddet ve kötülükten uzak durmak, Sey Qazi’nin yasamina damgasini vuran felsefedir. Hayati boyunca eline silah almamis olmasi hem din adami olma konumunun hem de sahip oldugu bu anlayisin bir sonucudur.

Sey Qazi’nin sahip oldugu anlayis ya da inanç, canli ve cansiz her seyin bir ve ayni tanri tarafindan yaratildigi, her seyden tanridan bir parça bulundugu esasi üzerine kuruludur. Ona göre, ayni cevherin ürünü olan bütün canlilar esittir, onlara zulüm edilmesi ya da öldürülmeleri asla mesru olarak kabul edilemez. Onun inancinda, her hangi bir böcek, bir karinca da doganin birer parçasidirlar ve onlar da bizim kadar onun nimetlerinden yararlanma, yasamlarini sürdürme hakkina sahipler.

Anit Mezardaki Tekstler Üzerine Bir Kaç Söz
Sey Qazi’nin mezarinin giris kapisinin karsisindaki duvara, onun yasami ile ilgili bilgiler ihtiva eden Türkçe ve Kürtçe (Kirmancca) mermer iki levha asili. Sey Qazi’nin atalarinin ana dili olan Kurmancca lehçesinden ise eser yok. Bol bol Türkçeye rastliyorsunuz ama Kurmanccadan bir tek sözcük bulamiyorsunuz.

Bahsettigim mermer levhalarda yer alan bilgilerde tartismaya açik kimi noktalar var fakat bu satirlar, böyle bir tartismanin yeri degil. Ancak yine de, Sey Qazi’nin yasami ile ilgili bilgilerde yer alan bir cümle var ki ona deginmeden geçmek olmaz. Metinde, „Sey Qazi Anadolu’nun isgaline karsi çikti’ deniliyor ki bunun gerçegi yansitan bir belirleme oldugu kanisinda degilim.

Bir kere Anadolu denilen yer neresidir; ona bakmak gerekir. Anadolu, Yunaca Anatolia’dan gelir ve Ege-Marmara kiyilari için kullanilir. Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerinde kuruldugu topraklar tarihte hiç bir zaman „Anadolu’ olarak adlandirilmis degiller. Bu, TC’nin kurulusundan sonra bu topraklara verilmis yapay bir isimdir. Bu nedenle, muhtemelen hayatinda „Anadolu’ sözcügünü hiç duymamis olan Sey Qazi için, onun isgaline karsi çiktigini söylemek, büyük ozan ve din adaminin, Merih gezegeninin isgaline karsi çiktigini söylemekten farksizdir. Bu, bos bir slogandan ibarettir. Gerçek su ki Sey Qazi’yi ne Antep-Adana, ne Ege ve ne de Marmara ilgilendirmis. Zaten buralarda olup bitenlerden haberdar oldugunu söylemek te kolay degil. Onun düsünce dünyasi, Dersim ve yakin çevresinin ötesine tasmiyor. Bu topraklarin, yani Kirmancîye’nin (Türkçe Alfabe ile Kirmancîye) bu parçasinin bir insani olarak bu topraklarin sorunlarini, acilarini dökmüs sazini tellerine, dudaklari da onlara istirak etmis.

1. Dünya Savasi’nda, bir süre için Ruslarla Dersimliler arasinda meydana gelen çatismalari dillendirirken bile çizdigi çerçeve, o savasta yasamlarini yitiren Dersimli gençler üzerine agit yakma seklindedir. Hem Ruslara hem Osmanliya hem de Osmanli ile uzlasan Dersimlilere yönelen elestirel belirlemeleri var ama bunlar birilerinin yok edilmesi noktasina asla varmaz.

Mezar’in farkli yerlerine yerlestirilmis mermer levhalar üzerine Sey Qazi’ye ait oldugu bilinen, emin olunmasa bile öyle kabul edilen degisik siirlerinden dörtlükler yazilmis ki yöntem olarak yerinde bir sey.

Kirmancca olan tekstler, dogru yazim ya da imla yönünden alabildigine yanlislarla dolu. Türkçe düsünüp Kürtçeyi de ona göre yazmaya kalkistiniz mi, böyle bir tablonun ortaya çikmasi kaçinilmaz olur. Peki, bu tekstlerin Türkçe çevirileri çok mu iyi! Hayir, onlarda da olmamasi gereken yiginla hata var. Türkçe metinler, hem anlam yönünden sorunlu hem de imla bakimindan. Örnegin, duvardaki mermer levhalarin birinde su satirlar var:

Was, koka ho ser reweno
Tayr, zone hode waneno
Kamo asle ho inkar keno
Toz erzeno reça ho sono

Türkçesi:
Ot, kökü üzerinde biter
Kus ,diliyle öter
Kim aslini inkar edip
Toz atip izine kapar gider?
(Geçmisini inkar eder gider)

1.Kanimca yukaridaki sözlerin Sey Qazi’ye ait olduklarini söylemek pek te gerçegi yansitmiyor. Bilebildigim kadariyla bu bir atasözüdür. Ancak Sey Qazi, bu sözlerin içerigine siki sikiya bagli kalmis; günlük dilde, ibadet ve türkülerinde bu çerçevenin disina tasmamis. Bu bakimdan ona mal edilmeleri bir yere kadar normal ama gerçegi yansitmiyor.

2. Metnin Türkçe çevirisi, anlam açisindan anlasilamayacak derecede kötüdür. „Toz atip izine kapar gider?’ satirindan bir sey anlamak mümkün mü? Parantez içerisindeki „Geçmisini inkâr eder gider,’ cümlesi de hem fazladan eklenmis hem de esas metnin anlamini veremiyor. Kirmmanccada „Toz reça xo estene,’ „kendisine ya da sanina yakismayani yapmak,’ „yoldan dönmek’ gibi kendisini küçük düsürücü davranislarda bulunma hali için kullanilir. Örnegin, mert olarak bilinen bir insanin, kendisine siginan muhtaç durumdaki birine yardim elini uzatmamasi, aslini inkar etmesi, baskasina boyun egmesi, bu çerçeveye giren davranislardir.

3.Folklorik tekstlerde, kendi anlayisina uygun degisiklik yapma aliskanligi bu metinde de göze çarpiyor. Kendim, Sey Qazi’nin dilini hem daha önce çokça karsilastigim tekstlerden hem de ayni yöreden olmamiz nedeniyle pratik yasamdan taniyorum. Bu yörede „kendi’ anlamina gelen „xo’ zamiri, duvardaki tekstlerde istisnasiz „ho’ seklinde yazilmis, yani degistirilmis. Ama bildiklerim beni yaniltiyor olabilir diye düsünerek konuyu o an orada bulunan Sey Qazi’nin köylülerinden bir kaç kisiye sordugumda onlardan da „Bizde ‘ho’ yok, biz ‘xo’ deriz,’ yaniti geliyor.

Elbet Dersim’de bu form, yani „ho’ formu var ama bu hem çok yaygin degil hem de Sey Qazi’de yok. Oysa folklorik ya da her hangi bir kisinin agzindan aktarilan röportaj türü tekstlerde, orijinal formun korunmasi esastir. Teksti aktaran kisinin onun aslini degistirmesi yanlis olur, buna kimsenin hakki yok. Çok gerekli hallerde bu yola basvurulsa bile, bunun mutlaka açiklayici not ile belirtilmesi gerekir.

Sonuç olarak Sey Qazi için yapilmis anit mezari, Dersim için bu yönde atilmis bir ilk adim olarak görmek yanlis olmaz. Önümüzdeki yillarda bu tür çalismalarin artacagini tahmin etmek ise güç degil. Bu bakimdan, bu tür çabalari olanlarin, amatörlükten kurtulup profesyonel bir bakis açisi ile hareket etmeleri zorunludur. Daha önce de belirtmeye çalistigim gibi bu tür eserlerin, her seyden önce gösteristen uzak, halk kültürümüzü yansitacak nitelikte olmalari, bana her bakimdan daha uygun geliyor. Her alanda oldugu gibi bu konuda da kopyaciliktan israrla kaçinmak gerekir. Su veya bu sekilde kendisinden bahsedilen ya da tanitilmak istenen tarihi kisi ilgili bilgilerin seçilmesi ve verilmesi noktasinda ayni titizligin gösterilmesi zorunludur. Bir anit mezarda yer alan tekstlerin anlam ve dogru yazim kurallari bakimindan özenle hazirlanmalari çok önemlidir. Adeta karalama yapar gibi rastgele tekst seçmek ve yazmak, kabul edilebilir bir yöntem degil, olmamali.

Foto 3:

Gün böylece sona eriyor. Gerçi karanligin çökmesine daha var ama geriye dönüs yolculugu için zaman erken sayilmaz. Mezarin yani basindaki dere agzina kurulu sahneye pes pese çikan sanatçilarimiz müzik yapiyor ama sonuna kadar kendilerini dinleme olanagina sahip degiliz. Görebildigimiz tanidiklarla vedalasip uzaklasiyoruz. Geride biraktigimiz, çok yorucu ama bir o kadar da verimli bir gün oluyor.

Devami var.

Açiklayici bir not:
Gezi notlarinin 1. Bölümünün internet sitelerinde yayinlanmasi üzerine www.zazaki.net‘e bir elestiri notu geldi. Notun sahibi adini yazmadigi için kim oldugunu bilmiyorum. Bu okurumuz, Hiristiyanlara ait amblem ve yazilarin bilinçli sekilde Ermenilere mal edildigini yazmis. Okur, ‘Xerbut Kilisesi’ basta olmak üzere Elazig civarindaki bazi kiliselerin adini veriyor ve bunlarin Ermenilere degil, Süryanileri ait olduklarini söylüyor.

Aslinda okuyucumuz hassasiyet göstererek görüsünü yazmakla çok yerinde bir davranis sergilemis. Yeterince arastirmadan her hangi bir tarihi eseri gerçek sahiplerinde kopartip baskalarina mal etmeye kalkismak tabi ki savunulacak bir sey degil. Ama benim de böyle bir amacim olmadi, olmasi için de her hangi bir neden yok. Süryaniler tabi ki bahsini ettigimiz topraklarin en eski halklarindan biridir ve onlara ait birçok tarihi eser bu gün halen de yasiyor.

Gezi Notlari’nin ilk bölümünde yaptigim sey, Ermenilerin bir döneme kadar Elazig yöresinde yasayan halklardan bir oldugunu belirtmeye çalismak oldu. Bunu söylemek, bir yanlislik olmadigi gibi Süryani halki ile onun tarihine yönelik bir inkâri ya da görmezlikten gelmeyi de içermiyor. Yaptigim sey, yeri gelmisken, yakin tarihte meydana gelmis ve halen de aktüel olan bir halkin trajedisine dikkat çekmek.

Eger, insanlar arasinda Süryani tarihi ve üzerinde yasadigimiz topraklardaki rolleri yeterince bilinmiyorsa, bunda biraz da Süryani dostlarimizin payi oldugu kanisindayim. Her kesten önce onlarin kendi tarihlerini tanitma çabasini yogunlastirmalari ve gerekli bilgileri insanlara ulastirmalari gerekiyor. Örnegin, okuyucu dostumuz, Elazig yöresinde bir kaç kilisenin adini veriyor ve bunlarin Süryanilere ait olduklarini söylüyor. Eger o bunu yapmasaydi, benim de bu durumdan haberim olmayacakti.

Dengê Kurdistan

Back to top button