Dersim’den ‘Tunç’ eline
22/05/2019 tarihinde toplanan Tunceli Belediye Meclisi, belediye hizmet binasinda bulunan tabelalarda yazili “Tunceli” ibaresinin kentin kültürü, tarihi ve inanç biçimini temsil etmedigi gerekçesiyle degistirilerek yerine “Dersim” ibaresinin yazilmasina oy çoklugu ile karar verdi.
Meclis kararinin Tunceli Valiligi’ne gelmesi üzerine ayni gün valilik, söz konusu belediye meclisi kararinin hukuka ve yasal mevzuata aykiri oldugu gerekçesiyle yürütmenin durdurulmasi ve kararin iptali için Erzincan Idare Mahkemesi’ne basvurdu. Idare Mahkemesi 24/05/2019 tarihinde ‘dava konusu islemin yerine getirilmesi halinde dogacak zararin kamunun menfaati ve islemin etki alani dikkate alindiginda giderilemeyecegi’ gerekçesiyle yürütmenin durdurulmasina karar verdi.
Dersim isminin Dersimliler açisindan ne anlam ifade ettigini anlamak için tarih içinde bir yolculuk yaparak yasananlari özetlemek anlamli olur.
19. yüzyilin ikinci yarisindan sonraki dönemde Dersim asiretlerinin bölgede yaptiklari talan ve çapul hareketleri artti, yoksulluk içindeki halk devlet tarafindan ikiye bölünerek bölgede asayis saglanmaya çalisildi. Bu dönemde devlete göre Dersim tedip (yola getirme, uslandirma) edilmesi gereken bir bölge olarak kabul edildi.
Topraksiz, issiz, ticaret yapacak imkânlari olmayan asiretlerin çapullamaktan baska çareleri bulunmamaktaydi.
Abdülhamit döneminde Dersim’in islahi için bir rapor hazirlandi. Bu raporda tespitler yapilmasina ragmen hiçbir somut öneri öngörülmediginden çözüm; korkutma, cezalandirma, zorla göç ettirme ve bu sekilde Dersim asiretlerinin çevreyi çapullamasina engel olmak seklinde ortaya çikti.
Osmanli imparatorluk içindeki tüm sorunlari asayis sorunu olarak görmüs oldugundan, Dersim’de 1908,1909, 1911,1914 yillarinda meydana gelen ayaklanmalari bu sekilde bastirdi.
Vecihi Timuroglu ‘Dersim Tarihi’ isimli kitabinda bastirma operasyonlarini söyle degerlendirmekte: “1937’de Ismet Inönü bu hareketlere ‘sel hareketleri’ adini veriyor. Gerçekten de hiçbir köklü sonuç alamadan her yil bir Dersim harekâti yapiliyor, insanlar eziliyor, yokluga ve yoksunluga birakilip dönülüyor. Geçici bir asayis saglama islevinden baska bir amaca eremiyor sel hareketleri. Sel gidiyor, üzerinden kan parildayan kum kaliyor.’
Cumhuriyet döneminde ilk Dersim harekâti 1926 yilinda Koçusagi asiretinin çevrede talan yapmaya baslamasi üzerine gerçeklestirildi. Cumhuriyet yönetimi de aynen Osmanli gibi Dersim’in tedibine karar verdi, bu ise de Albay Mustafa Muglali’yi memur etti.
Bu harekâtta Savak asiretinin silahlilarindan yararlanildi, uçaklar sürüleri dahi bombalarken Kilabuz deresi cesetlerle doldu. Harekât sonunda yapilan resmî yazili açiklamada ordunun kaybi asker sayisi olarak belirtildi, Koçusagi asiretinin kayiplari ise sadece hayvan olarak verildi.
Yapilan açiklamada ‘Asilere bir hayli kayip verdirilmis ve 1084 küçükbas, 342 büyükbas hayvan ganimet alinmistir’ denilmekte. ( Timuroglu-a.g.e) Böylece devlet kendi yurttasindan ganimet aldigini açikça beyan etmekte. Bu tarihsel açiklama rejimin sahih bir cumhuriyetle ilgisinin bulunmadigini, devletin de asiret düzeyinde bir nitelige sahip oldugunu göstermekte.
Nasit Ulug, 1932’de Dersim üzerine yaptigi bir sosyal arastirmada sunu demekte: “Cumhuriyet’te sefkat, merhamet yoktur, adalet vardir.’ ( Nasit Ulug- Derebeyi ve Dersim) Güçlünün güçsüzü imha ettigi, insanla birlikte insani degerlerin yok edildigi yerde adalet olur mu?
1935 yilinda yapilan CHP IV. Büyük Kurultayi’nda genel sekreter Recep Peker cumhuriyetin amacinin kuvvet yoluyla ulusal birligi saglamak oldugunu söyler. Bu söylem CHP ulusalciligi politik bir silah olarak kullanmaya basladigini göstermekte.
Vali Cemal Bey’in soygunculuk hareketlerinin sebebi ‘yasamak hissi ve endisesidir’ seklindeki kanaati de devleti Dersim’i tedip ve tenkil düsüncesinden vazgeçiremez. 1. Umumi Müfettis Ibrahim Tali Bey, 1931 yilinda hazirladigi Dersim raporunda asiretlerin cezalandirilmasinin yetersizliginden yakinir.
Soruna Genelkurmay Baskani Fevzi Çakmak’in yaklasimi ve çözüm önerisi söyledir: “Ana yollarin insasi, silahlarin toplanmasi, reislerin, bey ve agalarin, seyyidlerin bir daha gelmemek üzere Bati Anadolu’ya gönderilmeleri, reisler alindiktan sonra da en serir olanlarinin Dersim’den uzak ovalara sevki ve öz Türk köyleri içine dagitilmalari, Dersim’de kalacak olanlari da reislerden alinacak olan araziye baglamak teskil eder… Dersim evvela koloni gibi nazari itibara alinmali, Türk camiasi içinde Kürtlük eritilmeli, ondan sonra da tedricen öz Türk hukukuna mahzar kilinmalidir.’
Dersim için düsünülen islahat ve yerlestirme planlarinin ilk ürünü 1934 tarihli Iskan Kanunu olacaktir. Kanunun gerekçesinde Osmanli’nin tek bir Türk kimligi yaratmama politikasi elestirilmekte. Bu kanunla ilgili en çarpici açiklamalar kanunun rapor bölümünde açiklanmakta. ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde Türk’üm diyen herkesin bu Türklügü devlet için belli ve açik olmalidir. Burada devlet hiçbir Türk’ün Türklügünden bir soluk iskillenmek istemez.’
‘Devlet hiçbir Türk’ün Türklügünden bir soluk iskillenmek istemez’ cümlesi bugüne kadar süren zihniyetin ve bu zihniyetin yasattiklarinin temel paradigmasini olusturmakta. Türkiye Cumhuriyeti kanunlarindan yararlanarak merkezde ve yerelde iktidara gelenler ve bürokraside yer edinenler, yurdun bütün iyilik ve kazançlarindan yararlananlar ya Türk kimligi ve kültürü içinde erimeyi kabul edecekler ya da sonuçlarina katlanacaklardir.
Kimsenin Türk benligi içinde erimek disinda bir seçenegi bulunmamaktadir. Bunu kabul etmeyenler yani Türklükten mutluluk duymayanlar ise hain sayilacaktir. Bu kanun Kürtlere yeni bir misyon biçmektedir. Türkçe konusup, Türk gibi yasamak…
Samsun vekili Ruseni Bey dogru politikanin Türklestirme oldugunu su sözlerle ifade etmekte: “Tabiatta her canlinin bir midesi vardir. Mide mutlaka canli seyler yemekle yasar, yani yasayan yasayani yiyerek yasar .Ferdin midesi oldugu gibi milletlerin de midesi vardir. O da kümeleri ve insanlari yiyerek yasar.’ Kanun Meclis’te görüsülürken muhalefet eden kimse yoktur. Meclis artik homojen bir niteliktedir.
Bu kanun bir asimilasyon kanunudur. Kanunun 2. maddesi mintikalari tanimlarken 2 numarali mintikayi ‘Türk kültürüne temsili istenilen nüfusun nakil ve iskanina ayrilan yerler” olarak belirler. ‘Türk kültürüne temsili istenilen nüfus’ ibaresi açikça asimilasyonu öngörmekte. Arapça bir kelime olan ‘temsil’ benzetme, bir seyin aynisini yapma, özümleme yani asimilasyon demek.
1935 yilina gelindiginde bölge özellikle Dersim huzursuzluk içindedir ve Kürtlerin devlete olan güveni azalmistir. 1935 yilinda Ismet Inönü’nün gezisi sonucu saptadigi gözlem ve önerilerinden olusan ‘Sark Islahat Raporu’ Dersim için özel bir plani öngörmektedir.
Gizli olan bu plana göre silahlarin toplanmasindan sonra valilik bir kolordu karargâhi olarak çalisacak, memurlar yerli halktan olmayacak, karargâhin asayis, adalet, maliye, ekonomi, kültür, saglik gibi subeleri olacak, idam cezasina kadar her türlü infaz valilikçe yerine getirilecek, yargilama yöntemi basit, özel ve kesin olacaktir.
Ismet Inönü’nün önerilerinden hareketle bu plani gerçeklestirmek üzere ilk adim olarak 25.12.1935 tarihli ‘Tunçeli Vilayetinin Idaresi Hakkinda Kanun’ çikartildi. (Tunceli degil Tunçeli)
Hukuk disi, keyfi uygulamalara imkân saglayan bu kanun Genel Müfettis de olan vali ve komutana, kisileri yakalamak, itham etmek, yargilamak, idam karari vermek, idamlari infaz etmek yetkilerini veriyordu. Böylece saniklara iddianamenin verilmedigi, savunma hakkinin taninmadigi, mahkeme kararlarinin kesin olup temyizinin mümkün olmadigi bir uygulamaya geçiliyordu.
Kanunun 1. maddesi uyarinca Dersim’e vali, komutan ve 4. Umumi Müfettis olarak Korgeneral Abdullah Alpdogan atandi. Bu komutan, Koçgiri Ayaklanmasini bastiran Merkez Ordu Komutani Nurettin Pasa’nin damadiydi.
Hükümet despot düsünceli birisine hukuk disi yetkiler vererek meseleyi içinden çikilmaz hale getiriyordu. Kanunun en çok tartisilan maddeleri Korkomutan’a idam cezalarini onama ve uygulama yetkisi veren 32 ve 33. maddeleriydi…
Mugla milletvekili Hüsnü Kitabci, söz konusu maddelerin anayasaya aykiri oldugunu, bölgede henüz sikiyönetimi gerektirir bir durum bulunmadigini belirtiyordu. Ancak bazi elestirilere ragmen 1. Meclis’ten farkli olarak homojen hale getirilen bu Meclis kanunu oybirligiyle kabul etti. Böylece hukukun, vicdanin ve ahlakin disinda agir bir rejim uygulanmaya baslandi.
Kürtler asimilasyon politikalarindan, anadilini konusanlara eziyet edilmesinden, Kürtçe gazete ve yayinlarin yasaklanmasindan, göçe zorlanarak yollarda telef olmaktan sikâyetçiydiler. Kürt aydinlari ve halk kursunlanmakta, asilmakta ya da sürgüne gönderilmekteydi.
Zaten gergin bir bekleyiste olan bölgedeki Kürtler bu uygulamalar sonucu göç yollarinda can vermek yerine ayaklanmayi seçince, mukadder sonuç her zaman oldugu gibi kendini gösterdi. 21 Mart 1937’de baslayan Dersim Ayaklanmasi yine hava bombardimani dahil yangin bombalari ve bogucu gazlar kullanilarak en agir sekilde bastirildi.
Dersim’e yapilan 1. Harekât sirasinda Basbakan olan Ismet Inönü harekât tamamlandiktan sonra 18 Eylül 1937’de Meclis’e bilgi verirken amacin hasil oldugunu belirten su konusmayi yapar.
‘Simdi size, Tunceli’ndeki vaziyetin bugünkü halini arz etmek isterim. Cumhuriyetin imar ve islah programina muhalefet eden, nüfuslari az olmakla beraber, alti asirettir. Bugün bu alti asiretten müsevvik ve sergerde ne kadar adamlar varsa bunlar reisleriyle beraber faaliyet imkânindan tamamen mahrum birakilmislardir. Alti asiretten birinin reisleri imha edilmis ve digerlerinin reislerinin hepsi yakalanmis, adalete teslim edilmistir… Cumhuriyet ordusu ve zabitasi, bu hadise esnasinda yaptigi takiplerde, hurafe olarak zihinlerde yerlesen ne kadar uçurum halinde dere ve ne kadar çikilmaz dag varsa, hepsini Ankara sokaklari gibi bastan basa geçmislerdir .mukavemet vaziyetini bertaraf ettikten sonra halkinin refah ve serbestisi için takip edilen programa devam ediyoruz.’
Ancak Mustafa Kemal Atatürk ve Genelkurmay Baskani Fevzi Çakmak, Inönü ile ayni görüste degildir. Onlara göre harekât yeterli degildir, sorunun köklü çözümü için imha ve tehcir harekatlarinin devami gerekir.
Bu nedenle Inönü, 25 Ekim 1937’de basbakanliktan alinir ve yerine Celal Bayar getirilir. Elazig’da kurulan Istiklal Mahkemesi’nde yargilanan 58 kisiden Seyyid Riza ve 6 kisi 15 Kasim 1937’de idam edilir. Seyyid Riza’nin mezarinin nerede oldugu halen bilinmemekte.
Atatürk, Fevzi Çakmak ve Celal Bayar, 15 Temmuz 1938’te Dersim’e ikinci harekâti baslatirlar. Ikinci harekâtta öldürülen isyancilarin sayisi verilirken, silahsiz sivil halkin kayiplari ise ‘agir zayiat verdirildi’ seklinde kapatilir. Magaralarda saklananlari disari çikarmak için zehirli gaz ve dinamit kullanilmasi sivil halkin özellikle kadin ve çocuklarin çok kayip vermesine neden olur.
10 Agustos’ta üçüncü harekât baslatilir. Uçaklarin bombaladigi Alibogazi mevkiinde ne kadar insan öldügü konusunda bilgi verilmez. Yapilan tarama eylemlerinde birçok kisi imha edilirken bir kisim insan da batiya sürgün edilir. Harekât kiyim, imha ve tenkil hareketi olarak sürdürülür.
Inönü, birinci harekâtla amacin hasil oldugunu belirttigi konusmasinda askerin zayiatini bir subay, 28 er sehit olarak açiklarken, isyana katilanlardan 265 kisinin öldügünü, 27 kisinin yakalandigini, 849 kisinin teslim oldugunu belirtir. Oysa devam eden harekâtlarin sonucu 11 binden çok Dersimli öldürülür, 13 bin kadari da sürgüne gönderilir.
Söz konusu harekâtlar kamuoyuna manevra olarak açiklanir, hakikat gizlenir. Harekâtlari bizzat yöneten Maresal Çakmak, Atatürk’e çektigi telgrafta manevranin sonuçlarini bildirir, Atatürk de cevabi telgrafta manevranin çok faydali safhalar göstererek bitmis olmasindan dolayi kalbinin orduya karsi takdir ve sükran duygulariyla dolu oldugunu belirtir.
Milliyetçi, muhafazakâr kesimlerin ve kendini sol olarak tanimlayan gruplarin devletin tunç elinin gazabini çagristiran ‘Tunceli’ isminin ‘Dersim’ olarak degistirilmesine tepki göstermeleri insani ve vicdani degil.
Harekâtin adi olan Tunçeli’ni hatirlatan bir isim geçmis acilari animsatir. Birakin çekilen bunca acidan sonra o bölgede yasayan insanlar kendi yasadiklari bölgeyi yakin tarihe kadar bilinen ismiyle adlandirsinlar.
Akilli ve vicdanli toplumlar geçmislerindeki hatalarindan ders çikararak toplumsal barisi ve biz olmayi basardilar.
Hastalikli halimizden kurtulmak için yapilanlarla yüzlesme cesaretini gösterelim. Türkiye’de geçmisten ders alinmadigi için tarih durmadan tekerrür ediyor.
Ümit KARDAS