Devlet bizim olsun, otoriter de olabilir!
Demokrasi içinde kalarak ‘toplum mühendisligi’ yapmak mümkün mü? Bence degil. Demokrasi eksikligimizin nedenlerinden biri de zaten bu. Devletin kamusal gücünü kullanarak toplumu kendi ‘deger’lerine göre tanzim etmeye çalisanlar oldukça bu ülkeye demokrasi gelmez.
Eskiden azinlikta olan Kemalist laikler toplumu kendi seküler ‘degerleri ve tercihleri’ne göre tanzim etmeye çalisiyorlardi. Demokrasi umurlarinda degildi. Zaten onlarin döneminde bu ülke en fazla ‘vesayet demokrasisi’ne varabildi.
Simdi ‘ileri demokrasi’ getireceklerini söyleyenler yönetiyor ülkeyi. Orhan Kemal Cengiz’in deyimiyle Türkiye bir ‘toplama kampi’ olmaktan çikti; eskiye göre demokrasi ve hukuk daha güçlü. Çogunlugun destegini arkasina alan bir iktidar var. Ama ‘toplum mühendisligi’ çabalari hâlâ devam ediyor. Bu defa da çogunlugun destegiyle ve kamusal güçle muhayyel bir ‘muhafazakâr toplum modeli’ insa etmeye çalisiyorlar.
Muhafazakârlar su soruya cevap vermeli; toplum mühendisligini çogunluk üzerinde yapmak ile azinlik üzerinde yapmak arasinda ne fark var?
Yüz yildir bu ülkede ‘yeni bir toplum’ yaratmak hayalleri bitmedi. Herkes ‘kendine benzeyen’, dolayisiyla kendini tercih edecek bir toplum kurmak istiyor. Laik, Türk, dindar, muhafazakâr…
Farkli olan yasam biçimleri ve tercihlerine müdahale yeni alkol düzenlemesiyle yeniden gündeme geldi. Alkolün satis ve reklamina yasaklar getiren yasa, beklendigi gibi muhafazakâr kesimlerde tepki yaratmadi. Aksine yeni alkol düzenlemesinin ‘laiklik-dindarlik’ ayriminin sembol konusu olan ‘içki’ye kisitlar getirmesi muhafazakârlari memnun etti.
Yani bu, siyaseten ‘kazançli’ bir düzenleme. Muhalefeti içki müptelasi kafasi ‘kiyaklar’ güruhu olarak nitelediginizde arkanizda ülkenin bütün muhafazakârlarini ve dindarlarini toplayabilirsiniz.
Böylece hem demokratik hem de dinsel mesruiyete yaslanan, kati ideolojik bir yaklasim göstermek yerine devlet eliyle belli ‘degerleri’ toplumun tümüne aktararak ‘yeni nesil’ yaratmak isteyen bir siyaset anlayisi dogar. Kendi ‘dogrulari’ni, çogunlugun da tercihi olan kendi dogrularini toplumun tümüne tesmil etme siyaseti…
Buna ‘postmodern otoriterlik’ demistim. Hem devlet otoriterdir hem de toplumsal bir tabani vardir. Tabani otoriter devletin yaninda tutan ‘kimlik özdeslesimi’dir. Tabanla iktidar arasinda kurulan ‘kimlik özdesligi’ devletin ‘kimlik dayatici’ politikalarindan bu kesimi bagimsiz kilar. Dayatilan kimlik zaten tabanin genis kesiminin yasam biçimini ve kültürel kodlarini içerdiginden ayrica memnuniyet verici bulunur. ‘Milletin degerlerine’ dayanan ‘yeni hayat’in devlet aygitini kullanarak kurulmasi sorun teskil etmedigi gibi, arzu edilen bir seydir.
‘Postmodern otoriterlik çogunluguna ragmen degil, çogunlugu da arkasina alan bir tercihin toplumun tümüne devlet eliyle dayatilmasi modelidir… Islami referanslar, çogunlugun mesrulayici destegi ve devlet aygitlarinin gücüyle belli ‘deger tercihleri’ni toplumun tümüne dayatmasi bizi ‘postmodern otoriterlik’e götürür. Bu tür bir otoriterlik karsisinda durmak zor, adeta imkânsizdir, çünkü demokratik mesruiyetiyle halka, Islami referanslariyla dine, yaptirim gücüyle devlete dayanir’. Dolayisiyla AK Parti Islamcilik yapmiyor, postmodern otoriterlige kayiyor; toplumsal degerlerin sembolik temsiliyle hem karsisinda konumlandigi hem de adina hareket ettigini gruplar üzerinde kontrol ve denetim üretiyor. Sonuç olarak mesele alkol satisina ve reklamina getirilen yeni yasaklar degil aslinda; devletin hayata, piyasaya, tercihlere karismasi. Kendini tepede, amir konumda görmesi. Bu oldukça sorunlu; buna evet denildiginde yarin dindarligin ve muhafazakârligin da nasil yasanacagini tanimlamaya ve tanzim etmeye kalkan bir devlet görebiliriz.
Bugün ‘ötekiler’in tercihlerine karisan devletin yarin sizin yasam biçiminize, inançlariniza, faaliyetlerinize, anlayisiniza karismayacaginin bir garantisi yok.
—————————————-
Zaman-28 Mayis
Ihsan Dagi
