DEVLET KÜRDLERIN CAN VE MAL GÜVENLIGINI KORUMAK ZORUNDADIR

Konya Meram’da on gün içinde, Kürdlere karsi iki irkçi saldiri düzenlendi. Ilkinde ayni aileden bir ölü iki yarali vardi. Ikincisinde ise bir aile tümden katledildi, ardindan yok edilen ailenin yasadigi ev de atese verildi.
Bu canavarca bir his ile islenmis bir katliamdir.
Konya Meram’daki bu düsmanca saldirilarin ikisi de organize saldirilardir. Bu saldirilari ‘aileler arasi husumet” olarak yorumlamak irkçi-fasist güçleri cesaretlendirmektedir.
Kuskusuz ki, eger ortada bir ‘husumet’ varsa o da Türk irkçilarinin Kürdlere karsi sürdürdügü etnik husumetten baskaca da bir sey degildir.
Konya’daki son olayda katil ve katillerin hiçbirisi de söz edilen önceki ‘husumete’ bagli olarak ‘magdur’ ya da ‘süpheli’ sifati tasiyan degil tam tersine önceki olaylarla alakasi olmayan bir canavardir. Simdi savcilik hangi gerekçe ile bu olay için ‘irkçi ve fanatik bir olay degil’ diyebiliyor. Yetkili makamlarin beyanatlari açikça bu olayin mahiyetini manipüle etmek anlamina gelmektedir.
Keza Türk siyaset kurumu koro halinde ‘bu olayi etnik bir çatismaya yöneltmeye yönelik tahrikler’den söz ediyor.
Bu olayin olus biçimi bile basli basina bir tahriktir ve Türk etnik kimligi adina Kürdleri hedef almistir.
Bir olayin tanisini dogru koymazsaniz çözümünü ve tedavisini de dogru yapamazsiniz. Böyle bir tanimlama yaparak ‘aba altindan sopa’ gösteren Türk siyasetinin kendisi bu anti-Kürd katillere cesaret servis etmektedir.
Konya Meram’daki ilk organize olayda yaklasik elli kisi birlikte ve planlayarak saldiriya geçmisti. Ilk etapta otuz bes kisi gözaltina alindi, simdi bu olaya iliskin bir kisi tutuklandi. Ikinci olayda yedi kisi öldürüldü, ama on kisi gözaltinda. Üstelikte eskali tespit edilen katil daha önceki anlasmazliklardaki karsi aileye mensup bir kisi de degil. Bu nedenle bu ‘aileler arasi husumet’ asla degildir.
Konya Meram’daki yargilamalar Kürdlere karsi sürdürülen hukuksuzlugun ve adaletsizligin vardigi boyutu göstermektedir. Adeta iktidarin emir eri olarak görev yapan savcilarin, kolluk kuvvetlerinin ve idari amirlerin hükümete hos görünmek için hukuk ve adaleti nasil ayaklar altina aldiklarinin açik bir örnegidir.
Türk hukuku ve adaleti Konya Meram’da katledilen Kürd aile ile birlikte mezara gömülmüstür.
Türk siyaset kurumu yarattigi anti Kürd politikalarin vardigi boyut karsisinda hala gerçekleri savsaklamakla mesguldür.
Yüz yildir Türkiye’de Iktidari-muhalefeti; sagcisi solcusu ile hangi siyasal organizasyonun üzerindeki tozu kaldirirsaniz altindan Türk irkçiligi çikmaktadir.
Bu gidisata dur denilmezse ülke etnik bir çatismaya sürüklenecektir. Bu durumun sorumlusu da Kürdler degil, ama Kürdlere karsi sürdürülen düsmanca politikalara göz yuman, destekleyen ve cesaretlendiren siyaset kurumu olacaktir.
Açiktir ki, bu irkçi-fasist saldirilarin nedeni, Kürd düsmanligindan beslenen Türk irkçiligidir. Türk siyasetinin yillardir yürüttügü ötekilestirme ve anti Kürd politikalardir.
Bu nedenle diyoruz ki: ‘Bu katiller kimden cesaret aliyorsa, katliamin sorumlusu da onlardir.’
Konya Meram’da bir katliam yapildi. Fail belli. Hedef belli. Öldürülenler Kürd olarak hayata geldikleri için irkçilar tarafindan öldürüldüler.
Ne yazik ki, etnik Türk Islamciligi bu irkçilik karsisinda da sesiz kaldi. Türk siyaset kurumu yine ‘milli mutabakat’ ruhu ile olayi saptirmaya devam ediyor. Türk solcular da hala ‘halklarin kardesligi’ teranesini sürdürüyor. Bu ‘kardeslik’ de bir türlü olusamiyor. Olusamaz da. Çünkü mevcut tekçi Türkçü sistem buna cevaz vermiyor. Kimse de bu sisteme toz kondurmuyor. Bu tekçi sistem içinde ‘demokrasi’ mücadelesi verdiklerini sananlar ise bulanik suda balik avlamaya devam ediyorlar.
Gelinen noktada Türkiye’de irkçi saldirilarin katliam boyutuna siçramasinin en önemli nedenlerinden biri de kuskusuz ki son otuz yilda sözde ‘Kürd Özgürlük’ hareketi olarak ortaya çikip basta Kürdistan olmak üzere ülkeyi savas ve yangin yerine çeviren silahli mücadeleyi temel amaç edinmis olan güçlerdir. Bu güçler baslangiçta ‘Kürdleri Özgürlestirmek için’ yola çiktiklarini söylemis olsalar bile, bugün bu güçlerin esas amaci net olarak ortaya çikmistir. Bu siddet ve terör heveslisi güçler Kürd ulusal hareketini demokratik rayindan saptirip terörize etmek; Kürdistan’da hayati zindana çevirerek yasami çekilmez hale getirip Kürdleri ‘mülteci’ konumuna düsürmek, Kürd miletinin mesru demokratik haklarina kavusmasini önlemek ve Türk siyaset kurumuna politik malzeme saglamak, alan açmak, etnik kin ve nefreti pompalamak, Kürd enerjisini heder etmek, Kürd potansiyelini ve mücadele enerjisini yok etmek, Kürd gençlerini sarf malzemesi yapmak, Kürd milletini hedef haline getirmek, Kürd sorununun ‘terör’ sorunu olarak anilmasini saglamaktan baska bir amaci olmayan siddet, terör ve savas politikalarindan beslenen zihniyete sahip güçlerdir.
Türk solcularin kutsayarak lanse ettigi bu ‘Kürt Özgürlük Hareketi’ ne yazik ki Kürdlere özgürlük getirmek için kurgulanmis bir hareket degildir. Bu hareket ‘derin’ odalarda kurgulanmistir. Onlarin sürdürdügü politika sonucu Kürdler yasadiklari kentleri terk ederek bati illerine göç etmek zorunda kaldi. Bu durum Türk irkçilar için de iyi bir firsat oldu.
Kürd katilleri onlara siginan Kürdlere ‘sizi burada istemiyoruz’ diye bagirip duruyorlar. Bu nedenledir ki Kürd aileler bos hayaller pesinde kosmaktan vazgeçip bir an önce kendi kentlerine geri dönmelidir. Çünkü bati illerinde Kürdlerin yasam güvencesi bulunmamaktadir. Türk devleti ‘vatandasim’ ‘Kürt kardeslerimiz’ dedigi Kürdlerin can ve mal güvenligini korumamakta / koruyamamaktadir.
Türkiye’de Kürdlere karsi yürütülen ayirimci zihniyetlerin, hukuksuzlugun ve düsmanlastirici politikalarin karsisinda olmayan, Kürd halkinin hakli özgürlük davasinin yaninda yer almayana demokrat denmez, denmemelidir.
Kürdlerin temel hak ve özgürlüklerini içermeyen hiçbir mücadele demokrasi mücadelesi sayilmaz, sayilmamalidir. Yani sayin Sancar tekraren söyleyelim: Ne Izmir’deki katliam girisimi ne de Konya katliami ‘Karanlik güçler Türkiye’deki demokrasiyi yok etmek için gerçeklestirmistir’ belirlemeniz dogru degildir. Bu katliamlar Kürdleri ve onlarin ulusal varligini hedef almaktadir.
Keza HÜDA-PAR yayin organi olarak bilinen ‘Dogru Haber’ ajansinin yaptigi haberde ‘Konya Meram da bir evde Kürt asili bir aileye ait yedi kisinin cansiz beden bulundu’ haberi bu canileri saklamaya yöneliktir. O cansiz bedenleri bir katil öldürdü ve hepsini ‘ibret’ olsun diye bir araya topladi. Yani sizin ‘Dogru Haber’iniz de yalan haber oldu.
Daha da önemlisi Konya Il Emniyet Müdürü olan Engin Dinç, Hrant Dink öldürüldügünde Trabzon Istihbarat Sube Müdürü’ydü. Dink davasinda “ihmali davranisla öldürme” suçundan beraat, “kamu görevini ihmal” suçundan hakkindaki dava dosyasinin zaman asimi nedeniyle düsürülmesi karari verilmisti. Simdi böyle sabikali bir kisiden nasil tarafsizlik bekleyebilirsiniz. Bu ve bunun gibi irkçi-buduncu kisilerle nasil adalet saglanabilir.?
Kisacasi bu saldirilari ‘irkçi’ saldirilar olarak görmemek, irkçilara cesaret vermek demektir. Bu da tehlikeli bir gelecege davetiye çikarmak anlamina gelir ki bu durumun kimseye bir yarari olmaz. Türk siyaseti vicdan, hukuk, adalet ve merhametten ayrilmamalidir.
Eger bati illerine siginmis Kürdlere yapilan bu irkçi saldirilar Kürdistan illerinde bulunan Türklere karsi yapilmis olsaydi simdi iktidar tas üstünde tas birakmamisti. Bu çifte hukuk ve adalet anlayisi iflah olmaz bir anlayistir.
Belirtmek gerekir ki, Kürdler Türklere karsi canavarca hisler beslemiyor, barbarlik ve irkçilik yapmiyor. Kürdler konukseverlik duygusu ile davraniyor, kimseye haksizlik yapmiyor, kimsenin hukukunu çignemiyor. Zaten dogru olan da budur. Kürdler kendilerine zulüm yapanlara karsi bile merhametli davranabiliyor.
Kürdleri ‘eskiya, cani, terörist’ olarak gösteren zihniyet Türk resmi algisinin ürünüdür. Bu nedenle eski tarz Türk siyaseti yerlesik algilarinin esaretinden kurtulamadigi sürece ülkede gerçek bir huzur saglanamaz.
Diger yandan Kürd demokratik muhalefeti ve Kürd miletinin ulusal demokratik haklarinin mücadelesi ekseninde örgütlenmis olan Kürd yurtsever güçlerine düsen en önemli görev de bu ve buna benzer saldirilar karsisinda birlikte tavir koymaktir. Kürd yurtsever güçleri kendi aralarindaki sorunlari bir tarafa birakmali, yurtsever bir çerçevede Kürdlerin kolektif ve ulusal haklarinin korunup gelistirilmesi için birikim ve enerjilerini birlestirmelidir.
Bu katliam siradan bir olay degildir. Bu katliam infial uyandirmaya son derece uygundur. Her seye karsin sakin ve metin olunmali, tahriklere kapilmamali ama irkçiliga karsi da sessiz kalinmamalidir.
Çünkü irkçilik her seyden önce bir insanlik suçudur.
Konya katliamini yapanlari, onlara arka çikanlari, alkislayanlari, nefretle kiniyorum.
Bu irkçi barbarlik karsisinda sessiz kalanlari da, insanliktan nasibini almamis kabul ediyorum.
Latif Epözdemir