Makale

DEVLET NASIL BIR KURUM?

Düzen politikacilari kendi aralarinda cebellesirlerken sik sik da devlet üzerine ahkâm keserler. Iktidardakiler icraatlarini genellikle devletin ve milletin çikarina gösterirler. Muhalefettekiler de elestirilerinde genellikle devlet-millet adina konusur görünürler.

Her iki kesim de devlet güzellemesi yapar. Onlarin dilinde devlet kutsal bir nesnedir…

Onlara göre devlet millet içindir, halk içindir.

Düzen politikacilarinin devlet üstüne bu tür söylemlerini dinlerken gülümserim.

Bu söylemlerin gerçekle bir ilgisi yoktur. Öncelikle devlet halkin, ya da milleti olusturan çogunlugun çikarlarini gözeten bir kurum degildir. Islevi bu degildir ve böyle bir amaçla ortaya çikmamistir.

Devlet sinifli toplumla birlikte ortaya çikti, daha önce yoktu. ‘Ilkel toplum’ da denen komünal dönemde, yani insanligin ilk toplum biçiminde siniflar yoktu. Üretim de tüketim de kadin-erkek, toplumun tüm bireyleri tarafindan ortaklasa yapiliyor ve esitçe bölüsülüyordu. O dönemde özel mülkiyet, zengin-fakir ayrimi yoktu.

Ama zamanla komünal toplumun içinde ayrismalar belirdi. Kimileri arti ürünü, fazlayi kendilerinde topladilar, digerlerini sömürmeye basladilar. Bu köleci toplumun ortaya çikis asamasiydi. Toplum köle sahipleri ve köleler olarak ayristi. Savaslarda esir edilenler kölelere çevrildi. Ehlilestirilen hayvanlar, tarim yapilan topraklar güçlü bir kesimin elinde toplanirken, digerleri sürü ve toprak sahiplerine hizmet sunan kölelere dönüstüler.

Devlet aygiti da bu asamada köle sahiplerinin, diger bir deyisle mülk sahiplerinin çikarini koruyan bir aygit olarak ortaya çikti. Askerleri, polisi, mahkemeleri, kanunlari ile, bir baski araci olarak…

Marks usta ve yoldasi Engels, sinifli toplumun ve devletin ortaya çikisini, toplumlarin izledigi rotayi pek güzel ortaya koydular. Köleci toplumu feodal toplum, onu kapitalist toplum izledi. Onu da sosyalist toplum izleyecekti ki, bilinen nedenlerle (bu çoklari için pek de bilinen degil) izleyemedi, süreç kesintiye ugradi.

Basa dönelim: Düzen partilerinin liderlerinin, iktidardakiler ve muhalefettekilerin devletten söz ederken kullandigi dili izlerken bu nedenle gülümsüyorum. Adamlar devletle ilgili olarak ne diller döküyorlar! Devlet tüm halkin çikarini gözetmeliymis, adil olmaliymis; emekçiyi-yoksulu korumaliymis, falan filan…

Hayir baylar, gerçek böyle degil. Devlet mülk sahiplerinin, yani egemen sinifin çikarlarini korumak, emekçileri de ezip soymak için olusturuldu. O günden beri de islevi budur. Devletle ilgili olarak bosuna güzelleme yapmayin, onu süsleyip püslemeyin. Sinifli toplumun devleti adil olamaz. O emekçilerin haklarini savunamaz, sömürüyü, haksizligi önleyemez. Bunu ondan istemek, kediden yakaladigi farenin canini bagislamasini istemek gibidir. Kedi bile bazen, karni tokken bunu yapabilir, ama köle sahiplerinin ya da kapitalistlerin devleti bunu yapmaz.

Marksist teoriye göre isçi sinifinin öncülügünde emekçiler devrim yapacak, kapitalizmi sosyalizm izleyecek ve sosyalizmin ileri asamasinda, yani komünist dönemde devlet ortadan kalkacak.

Emekçiler önce 1870’li yillarda Paris Komünü ile bir çikis yaptilar, ama basaramadilar. Ardindan Lenin’in önderliginde 1917’de Büyük Ekim Devrimi geldi. Rusya ve sömürgeleri Sovyetler Birligi’ne dönüstü, sosyalizmin insa süreci basladi. 2. Dünya Savasi’nin ardindan sosyalizmin alani genisledi, Dogu Avrupa ülkeleri, Çin, Küba, Kuzey Kore, Vietnam gibi ülkeler buna eklendi.

Ama ne yazik ki bu süreç, belli tarihsel nedenlerle 1980’li yillarin sonunda kesintiye ugradi. Sovyetler Birligi ve Dogu Avrupa’da sosyalist sistem çöktü, Çin degisime ugradi. Kapitalistler yeniden bayram eder oldular.

Sosyalizm, söz konusu 70 küsur yillik insa sürecinde emekçiler için çok güzel seyler yapti elbet; her türden sömürü iliskisine son vermeye, esitlikçi, adil bir toplum yaratmaya çalisti. Bunlari burada tek tek yazmam gerekmiyor. Sovyetler Birligi’nin her türden ulusal baskiya son vermesi ve özgürlesen eski bagimli ve sömürge uluslarin bir birligi olmasi da bunlar arasindadir.

Bu dönemde kapitalist toplumlar panige kapilip sosyalist sistemle canhiras bir rekabete giristiler. Kendi ülkelerinin emekçileri de sosyalizme özenmesinler, devrime yönelmesinler diye seferber oldular. Bu nedenle bir yandan ortaya NATO gibi dev savas aygitlari çikar ve bu ülkeleri bir kontrgerilla agi sararken, bir yandan da batili kapitalist ülkelerde sosyal haklarin sinirlari genisletildi. Issizlik yardimi, kira yardimi, saglik ve egitim alanindaki destekler gibi. Diger bir deyisle, kapitalistler dev kârlarinin bir bölümünü emekçi, yoksul toplum kesimleri ile paylasarak çeliskileri yumusatmaya çalistilar. Bu etkili de oldu. Örnegin Isveç, Danimarka, Finlandiya, gibi kuzey ülkeleri, Almanya, Hollanda, Fransa gibi Bati Avrupa ülkeleri yurttaslarina oldukça genis sosyal haklar tanidilar. Ama sosyalist sistem çöktükten sonra kapitalist beylerin artik korkulari kalmadi ve bu ülkelerde sosyal haklar alaninda çok büyük gerilemeler görüldü.

Devletin niteligi, islevi sinifsal olmakla, o egemen sinifin elinde bir sömürü ve baski araci olmakla birlikte, su anda dünyamizda mevcut yüzlerce devlet arasinda da insan haklari ve demokrasi ölçüleri bakimindan büyük farklar var. AB standartlarinda bir demokrasinin oldugu ülkelerin yani sira, Afganistan, Iran gibi ucubeler var…

Devlet olgusundan söz ederken sunu da eklemeliyim: Marksist teoride devletin bir dönem degisime ugrayip sürmesi, sonra tümden ortadan kalkmasi öngörülmektedir. Söz konusu ilk dönemde devlet ‘tüm halkin devleti’ olarak nitelendi veya öyle olmasi amaçlandi. Ne var ki süreç böyle islemedi. Sosyalist sistem ayakta kalmayi basaramadi ve çöktü. Bu çöküsün nedenlerini söz konusu çöküs döneminde kaleme aldigim çesitli yazilarda tartismistim (Bak: Anilar-Belgeler, Cilt: 3). Bu yazidan amacim ise devlet olgusunun gerçek niteligini tartismakti.

——————————————————–

NOT: Bazilarinin devlet olgusunun tahliline iliskin bu yazidan yanlis sonuçlar çikarmamalari için (‘bazilarinin’ bunu yapacagindan eminim) sunu da eklemeliyim: Bu yazi uluslarin kendi kaderlerini tayin ve kendi devletlerini kurma hakkini yadsimaz; diger bir deyisle, bu yazidan o tür sonuçlar çikarilamaz. Bagimli uluslarin ve sömürgelerin özgürlük mücadelesi devrimci bir nitelik tasir.

Ben bu yazida devlet nasil ortaya çikti, kimlere hizmet eder, ondan ne beklenir, ne beklenemez, onu anlatmaya çalistim.

Gerçek bir esitlik, adalet, özgürlük ise ancak sosyalist toplumun ileri asamalarinda gerçeklesebilir ve o asamada artik devlete gerek kalmaz.

Insanlik böyle bir asamaya ne zaman ulasir, ulasabilir mi, yoksa doymak bilmez sömürü ve savas güçlerinin elinde kendisinin ve dünyanin sonunu mu getirir? Bu da ayri bir mesele… Tüm yasananlardan sonra insanligin gelecegi ile ilgili olarak Marks ve Engels kadar iyimser degilim…

10 Haziran 2023

Kemal Burkay

Back to top button