Makale

Dibe vurmadan olmayacak mi, nedir

Su ettigimiz kavgaya bakin!

Ve bir de su gelinen noktaya.

Daha Cumhuriyeti kurarken, Takrir-i Sükûn Kanunu ve muhalefeti sindirmenin Istiklâl Mahkemeleri ne ise, oyuz gene.

Menderes’in Tahkikat Komisyonlari da neyse, oyuz.

27 Mayis’in Yassi Adasi…

12 Mart’in Mamak’i, Selimiye’si…

12 Eylül’ün Diyarbakir’i…

Ve AKP’nin Silivri’si.

Istikrarimiza diyecek yok, bu konuda hamdolsun.

Hepsinde ayniyiz, ayni yerdeyiz.

Ne tek parti, ne çok parti, ne generaller dönemi…

Bir arpa boyu bile yol almamisiz, gördügünüz gibi.

Neysek, hep oyuz, basindan beri.

O yüzden Atatürk’e Inönü’ye çatarak, Menderes’e fatura çikararak, Demirel’e Özal’a söverek, generallere kizip Erdogan’a öfkelenerek çikamayacagiz galiba isin içinden.

Demek sorun onlarda degil, sadece.

Onlar simge.

Onlar, konjonktüre göre içinde bulundugumuz baskin ruh hâlimizin özetini veren; ete kemige bürünmüs, tarihin aynasindaki kendi yansimamiz yalnizca.

Hep beraber, hepimiz birden, cümbür cemaat…

Milletçe sosyolojik harsimizda problem var!

Biz demokrat olamiyoruz bir türlü.

Her seferinde neler neler yasiyoruz; ama ögrenemiyoruz, gene de.

Ögrensek, ders almis olsak, bugün bunlar mi gelirdi basimiza?

Bir adam, bütün hiddetiyle ortaligi haraca berece kesiyor, hiç birimizde çit yok!

Hepimiz seyrediyoruz.

Hiç mi etkin bir kurum gelistiremedik, a kardesim?

Patika kadar olsun, zor zamanlar için hiç mi bir yol yordam üretemedik, aklin galebe çalacagi?

Hiç mi yok ‘dur bakalim’ diyecek sagduyulu, erdemli toplumsal bir ses ki, Mahçupyan’a göre ormanda palasini savura savura kendisine yol açan, ama bana göre de daha çok döner biçagini kaptigi gibi muhaliflerini kovalayan, tepeden tirnaga kin ve garaz yüklü birini sadede davet edecek?

Yok!

Ayni nedenlerle basi sikça derde girdigi hâlde su koca toplumda, vallahi de tallahi de zerrece bir önlem duygusu yok!

Olsa, gücü ele geçirenler bu denli ileri gidebilirler mi?

Isgal ettikleri yeri bu kadar kolay muhafaza edebilirler mi?

Oysa bu dehset düzeni, herkesin önünde bir muz kabugu gibi duruyor.

Yillarca kim merkezde degil de toplumsal hayatin periferisindeyse, ikinci sinifti ve eziliyordu.

En önce dindarlar, Kürtler, Aleviler; yani istenmeyen çesitlilik mahsulü ne varsa, zulüm altindaydilar.

Militarist Kemalist ideoloji, hepsini baski altinda tutuyor, nasil olmalari gerektigini belirliyor ve dayatiyordu.

Bu yürümedi.

Böylece iktidara dindarlar geçtiler.

Baslangiçta demokrasi havarisi kesildilerse de, bildik hastalik baskin geldi ve ayni yolun yolcusu olmakta öncekilerden geri kalmadiklarini pek de güzel gösterdiler.

Hattâ boynuz kulagi geçti de, hirsizlik ve yolsuzluklara göz yummayan kendileri gibi dindarlara, emsali görülmemis çileler çektirmek bile onlara nasip oldu.

Günün birinde sancisi çekilecek irin, simdi de kendileri için birikiyor.

Jakoben mühendisliklerle olmayacagi nasil görüldüyse, siyasal din ile de olamayacagi, bilmem ki görülebilecek mi?

Sonunda, yaralari savacak merhemin demokrasi oldugu kanaatine varilacak mi?

Çünkü demokrasi, bilek güresinin yapilmadigi, kimsenin kimseyi yenmeye kalkmadigi iklimin adidir.

Çünkü demokrasi, farkli görüslerin ölümüne yaristigi degil, birbirlerine hayat hakki tanidigi Kafdagi’nin ardindaki ülkenin adidir.

Çünkü demokrasi, mutlak dogrular saptayip herkese dayatan degil, toplumsal gruplarin nispi çikarlarini teslim eden erdemin adidir.

Saldirmaktan vazgeçip, herkes bu hatta çekilecek mi?

Umutsuzum, henüz degil.

Karamsarlik keyif vermiyor, elbet de.

Ama bu ülkenin Cumhurbaskani, kamu önünde Usame bin Ladin’e olan muhabbetini gizlemeye bile lüzum duymayan bir meczubu kanatlari altina almissa, buna karsi o toplumda güçlü bir ayilmanin ve tepki göstermenin emareleri de yoksa, iyimser görünecegiz diye her sey yolundaymis izlenimleri veren yalanlar uydurmak da bizim harcimiz olmasa gerek, degil mi?

————————————————————–

Taraf-21 Aralik

Namik Çinar

Back to top button