Diyanet sadece önemli bir örnek
Türkiye’nin en genelinde iki tür sorunu var.
Birincisi, günlük yasamimizi perisan eden, çok önemli ama konjonktürel sorunlar.
Terör, siyasi gerginlik, enflasyon, özgürlük kisitlamalari, dis politika konulari gibi.
Ikincisi ise, günlük yasamimiza dogrudan yansidigini zannetmedigimiz, bu yanlis bir düsünce, yapisal-kurumsal sorunlar.
Sivil-asker iliskilerinin, din-devlet iliskilerinin kurumsal boyutlari, devlet ideolojisi, yargi kalitesi, egitim-ögretim, vatandaslik tanimimiz gibi.
Birinci tür sorunlar bazen çok fazla ön plana çikiyor, vatandaslari bunaltiyor, terör hayati karartiyor, darbe girisimleri yasanabiliyor, gazeteciler aylarca hapse atiliyor, siyasetçiler birbirlerine kavgada söylenmeyecek laflar ediyor, enflasyon seneler sonra tekrar iki haneli oluyor, eski ve çok önemli bir sansölyesinin, Willy Brandt, Varsova gettosu direnis aniti önünde 1970’de diz çöktügü bir ülkenin bugünkü yöneticilerine nazi suçlamasi getirilebiliyor, vs.
Bu tür sorunlarin çok öne çiktigi ortamlarda da memleket daha yapisal-kurumsal meselelerini unutabiliyor, bu alanlara iliskin tartismalari erteleyebiliyor.
Daha da önemlisi, bu yapisal-kurumsal meseleler çagdas standartlarda kalici bir çözüme kavusturulmadan bugün ön plana çikmis olan çok önemli ama konjonktürel sorunlarin çözülebilecegi zannediliyor.
Daha baskalari da var ama simdilik kaydiyla bes temel yapisal-kurumsal sorunu ön plana çikaracagim.
Sivil-asker iliskileri (Anayasa 117, 118, vs.), din-devlet iliskileri (Anayasa 136, Siyasi Partiler Kanunu 89, vs.), resmi ideoloji (Anayasa dibace, Siyasi Partiler Kanunu, vs.), vatandaslik anlayis(sizlig)imiz (Anayasa 66, resmi egitim ideolojisi (Milli Egitim Temel Kanunu, Talim ve Terbiye Kurulu, Yüksekögretim Kanunu, vs.).
Bu en temel meseleler askida kaldigi, demokratik hukuk devleti idealinin üzerinde Demokles kilici gibi sallandigi bir toplumsal ortamda Türkiye’nin enflasyon, terör, darbecilik, özgürlüklerin üzerine sal atilmasi (1971’de degil, 2017’de) gibi konularin kalici çözümünü beklemek hayal.
AKP’lilere hayret ediyorum, Anayasa 117 tas gibi orada duruyor, Genelkurmay Basbakan’a bile bagli degil, sadece Basbakan’a karsi sorumlu, 16 Nisan referandumunda evet çikarsa Cumhurbaskani’na da baglanmayacak, Cumhurbaskanina sorumlu olacak, anayasal anlamda terfi ediyor ve bu kurumsal-anayasal ortamda, birileri askeri vesayeti sona erdirdik diyebiliyor.
MGK da tas gibi yerinde duruyor ama ayni AKP’li bazi saskinlar askeri vesayetle mücadelelerinde (!!!) basarili olduklarini söyleyebiliyorlar.
Devletin dili anayasa dilidir ve bu dile göre de ‘herkes türktür’; birileri de böyle bir anlayis ortaminda ülkemizde kürt meselesi yoktur diyebiliyor.
Resmi egitim ideolojisi çocuklari öyle bir egitiyor yani egip büküyor ki, okul disi çok önemli bir destek gelmez ise bir daha toparlanmalari, dik durmalari imkansiz hale geliyor.
Diyanet Isleri Baskanligi gibi anti-demokrasi, anti-hukuk devleti bir kurum anayasal pozisyonunu koruyor ve AKP’liler yine demokrasiye çag atlattiklarini söyleyebiliyorlar.
Einstein çok hakli, uzayin bile bir sonu var muhtemelen ama cehaletin olmayabiliyor.
AKP’liler laikligi ‘din ve vicdan özgürlügünün saglanmasi’ diye tanimlamak istiyorlar ama hiç alakasi yok.
‘Din ve vicdan özgürlügü’ konusu çok temel, çok önemli, üzerine, ifade özgürlügü gibi titrenmesi gereken bir alan ama bu alan laiklikle alakali bir alan degil, temel hak ve özgürlüklerle ilgili bir alan.
Laiklik demek, ciddi bir çerçeve çizmek istiyorsak, kamu parasinin yani vergi ve benzeri mükellefiyet gelirlerinin bir kurusunun dahi bir inanç dogrultusunda kullanilmamasi, harcanmamasi demek ve sadece de bu demek.
Türkiye’de ise, Anayasa 136 ile anayasal-kurumsal kimlik kazandirilmis Diyanet Isleri Baskanligi kamu kaynaklariyla yani vergilerle faaliyet gösteren muazzam bir merkezi bütçeli kurulustur, bu muazzam kamu kaynagini ise sadece bir inanç grubu, bir mezheb için kullanmaktadir ve ayni anayasal maddede bu kurum laikligin geregi (!!!) olarak gösterilebilmektedir, zaten 21. yüzyil dünyasinda bir kamu kurulusunun tüm inançlara ve felsefi görüslere hizmet götürmesi de tanimsiz bir faaliyettir.
Ve siyasetçiler, 2017 senesinde Hazreti Ali’nin dogum günü kutlamalarini gerçeklestireceklerini söyleyerek Türkiye’de laiklik ve alevi inançlari dogrultusunda adim attiklarini iddia edebilmektedirler.
Yukarida sadece bir örnek olarak sundugum bes temel kurumsal-anayasal-yasal mesele, baskalarini da ilave edebiliriz, çözülmeden Türkiye’nin günlük-konjonktürel meselelerini de kalici olarak çözemeyecegiz kanisindayim.
Ancak, bu dört temel kurumsal-anayasal-yasal meselenin çözümünün önündeki en temel engel, bu kurumsal-anayasal meselelere Türkiye’nin iki temel siyasi akiminin, siyasi islam ve milliyetçi-kemalist geleneklerin beraberce ve ayni siddetle arka çikmalari.
Siyasi islam da artik MGK’ci, Genelkurmay’in anayasal statüsünün normallesmesine karsi; CHP çizgisi de zaten hep öyle idi.
AKP de, CHP de Diyanet Isleri Baskanligi’nin, en azindan finansman yöntemlerinin, normallesmesine, statüsünün degistirilmesine siddetle karsilar.
Hem AKP, hem CHP seksen milyon vatandasin anayasal-hukuki vatandaslik taniminin çogunluk etnik grubun sifati olmasindan rahatsizlik duymuyor.
AKP ve CHP’nin egitim süreçlerinin çiktilarindan beklentileri farkli olabilir, olabilir degil öyle zaten ama amaçlarina yönelik kullanmak istedikleri yöntemler sasirtici biçimde ayni ve egitim süreçlerinde de temel olan yöntemdir zaten.
Hem AKP hem CHP, ideolojik beklentileri farkli olabilir ama ideolojisiz, sadece insan haklari ve insan onuru kavramlarina dayali bir devlet yapilanmasina karsilar.
Geçen hafta da, bu iki siyasi gelenegin AA ve TRT gibi kurumlarin arkasinda nasil beraberce durduklarini hatirlatmak istemis idim.
Türkiye için gerçek, bati türü bir demokratik hukuk devleti isteyenlerin isi çok zor galiba.
Ama, yine de, özellikle gençlerin ve daima genç kalanlarin bu idealden vazgeçmemeleri lazim muhtemelen.
—————————————-
Marmara Yerel Haber-11 Mart
Eser Karakas