Makale

DIYARBAKIR 9. KONGREDEI TAM KONUSMA METNI

Kürt halki, uygarligin besigi olan, hatta insanligin dogdugu cografya sayilan Mezopotamya’nin en eski milletidir. Binlerce yildir bu topraklarda yasam sürmektedir.ancak ülkesi kendi rizasi disinda bölüsülmüs ve Kürtler kendi cografyalarinda birbirlerine komsu olmak durumuna düsürülmüstür. Kürt ulusu yüz yili askindir özgür ve demokratik bir yasam için mücadele vermektedir. Kürtler bugüne dek özgürlük için çok agir bedeller ödedi.

Cumhuriyetin kurulmasi ile birlikte tekçi yani Türkçü bir anlayisi benimseyen kurucu ana unsur, Türk ulusunu insa ugruna, türkiyedeki tüm renkleri soldurmaya, farkliliklari farksizlastirmaya, çogulcu kültürel yapiyi teklestirmeye basladi.kürtler bu anlayisi kabullenemediler. Kürtleri tehdit olarak algilayan rejim, Kürtleri engellemek için korkunç yaptirimlara yöneldi.ret, inkar, asimilasyon, entegrasyon ve katliam ,rejimin temel politikasi haline geldi.kürtlerin varligi yok sayildi, bu nedenle sorun bir ‘iç güvenlik’ sorunu olarak ele alindi.

Cumhuriyetin kurucusu olan cumhuriyet halk partisinin 30 yillik tek parti iktidari Kürtleri engellemek ve Kürt varligini yok etmek için ne kadar zorbalik ve hukuksuzluk varsa yapti. Bu nedenle cumhuriyet halk partisi geçmisi ile yüzlesmeli,kürtlerin itibarini iade etmelidir.

Buradan sayin Kiliçdarogluna sesleniyorum:Eger helallesmek istiyorsaniz, söylemleriniz slogan düzeyinde kalmamali, adim atmalisiniz. Mesela gizli arsivlerin açilmasi için önerge verin, hala genel kurmay arsivlerinde sakli tutulan onbinlerce Kürt ezgisinin azad olmasi için çaba harcayin, Kürtçe sarkilarin’ türkülesmesine’ dur deyin. Dersimin etek alti kizlarinin kimliklerini ve hayat serüvenini açiga çikarin. Kürtlerin efsanevi atalari olan Seyh Said Seyid, Riza ve Saidê Kurdinin mezar yerlerinin ortaya çikarilarak ailelerine gösterilmesini teahüt edin. Faili meshul kalmis olaylarin açiga çikarilmasi için hukukçularinizdan bir komisyon olusturun, gerçekler ortaya çiksin. Failler taninsin, toplum aydinlansin.kürt yerlesim yerlerinin kürtçe adlarini ysaklayan kanun hükmündeki kararnamenin geri alinmasi için baski olusturun. Bu adimlari atin ki Kürtler size güvensin, sözlerinize itibar etsin.

Ne yazik ki, günümüze dek agir baski ve sindirmelere ugramis olan Kürtler 1920’ler sonundan 1960’larin basina kadarki süreçte yasadiklari, katliam, tedip, tenkil ve zorbaliklar karsisinda, yalniz birakildi. Dünyanin her iki paylasim savasi sonrasinda onlarca millet kendi devletine kavustugu halde, Kürtlere karsi olusan ‘Kürt karsiti dünya düzeni’ ninin eli ile Kürtlerin ülkesi rizasi disinda bölündü ve Türkiye, Irak, Suriye gibi yeni kurulmus ülkeler arasinda pay edildi. Bu paylasim hala da devam etmektedir. Buna karsin basta birlesmis milletler olmak üzere, uluslararasi toplum tüm bu olup bitenler karsisinda sessiz ve duyarsiz kalmayi tercih etti. Uluslarin hak esitligini gözetme görevi ile tesis edilmis olan birlesmis milletler örgütü, ne yazik ki, güvenlik konseyinin daimi temsilcilerinin vesayetine girdi.

Keza Kürtler Türkçü zihniyetin agir tehditleri karsisinda kültürel ve etnik bir soykirim ile karsi karsiya olduklari bir dönemde, sosyalist sistem de kürtleri yalniz birakti. Sovyetler birligi ile Türkiye arasinda 17 aralik 1925’te bir antlasma imzalandi. Bu sayede sovyet sistemi de kürtleri yalniz birakti.

Türkiyede Kürtlerin daga ve silaha yönelmesini tasvip ve tesvik etmis olan rejim Kürt sorununu terör sorunu olarak algiladi. Kürt ulusunu da eskiya terörist, arlanmaz, uslanmaz ve asi olarak göstermek için ne gerekiyorsa yapti. Kuskusuz ki Kürtler de silahli mücadeleden umdugunu bulamadi. Bu nedenle tek partili dönemin sömürgeci uygulamalarindan Kürtler gereken dersleri çikardi. Ayni zamanda Kürt ulusal hareketinde bir merkez kaymasinin gerekliligi ortaya çikti. Yani, yeni süreç itibari ile görüldü ki silahli mücadele, artik Kürt milletine yeni bir ufuk açmiyor, tersine daha çok zarar ettiriyor.

Bugün artik Kürtlerin kolektif kimlik ve temel haklarinin geri kazanilmasi talepleri silahli mücadeleyi asmistir. Bu nedenle devlet bu durumdan bir hayli tedirgindir. Kürtlerin silahli mücadeleye bakis açilarinin degismis olmasi Kürt siyasetinde ve Kürt ulusal hareketinde yeni ufuklar açmis, Kürt ulusal hareketi sivil ve mesru alanlarda kimlik mücadelesi vermeyi benimsemistir.

Hal böyle iken 1983’te silahli mücadelenin yeniden Kürtlerin özgürlük için tek yolu olarak lanse edilmesi manidardir. Kürt ulusal hareketinin demokratik rayindan saptirilarak terörize olmasina hizmet etmis olan bu mücadele anlayisi Kürtlere çok pahaliya mal oldu. Oysaki demokratik diyalog yollari zorlanmaliydi ve sivil itaatsizlik de dahil olmak üzere mesru tüm olanaklar denenmeliydi. Bu olanak vardi. Ama firsat verilmedi. Demokrasi mücadelesine sans ve olanak taninmadi.

Kuskusuz ki demokrasi mücadelesi Kürtleri de yakindan ilgilendirmektedir. Bu nedenle biz basindan beri demokrasi mücadelesini destekledik, arka çiktik ve savunduk. Demokrasi mücadelesinin mutlaka temel insan haklarini savunan bir mücadele olmasi geregine isaret ettik. Bu mücadelenin Kürtlerin temel hak ve hürriyetlerinden ayri düsünülemeyecegini savunduk. Âmâ ne yazik ki Kürtler bu mücadelenin öznesi yapilamadi. Rejim Kürtlerin hak esitligine dayali özgürlük taleplerine karsi kati davrandi. Bu nedenle demokrasi mücadelesi de kadük kaldi. Oysaki Kürt sorunu çözülürse Türkiye de demokratiklesecekti. Bu her iki ulusun da yararina olacakti. Ama rejim çözüme yanasmayarak aslinda Kürtlerin yani sira Türklere de kötülük yapti.

Kuskusuz ki her ulus gibi Kürtlerin de, geçmis ile iliskisi hala devam etmektedir. Kürtlerin de her millet gibi bir ulusal bellegi ve hafizasi vardir. Kürtlerin Türkiye’deki yakin tarihi sürekli bir yerinden edilme tarihidir. Kürtlerin kendi cografyalarindan göçe zorlanmasi, yerinden edilmesi, mülteci durumuna düsürülmesi Türkçü sistemin bir tercihidir.

Pêçar tenkil harekâti, Zilan katliami ve dersim tedip ve tenkil hareketi, Halepçe katliami, Özalp 33 kursun, Yesilyurt diski yedirme olayi, Balveren katliami,Roboski ve buna benzer onlarca daramatik olay hayat durdukça kürtlerin milli hafizasindan silinemeyecektir. Ama geçmisin en utanç verici olayi Kürtlerin dilinin yasaklanmasi olayidir.

1925 sark islahat plani kararnamesi ve bu kararname çerçevesinde çikarilan ‘tevhidi tedrisat kanunu’ile Kürtlerin ana dilinde egitim yapma hakki elinden alindi. Keza,yine ayni yillarda, ‘vatandas türkçe konus’ ve ‘türkçe konus, çok konus’ kampanyasi ve 1983 tarihli 2932 sayili kanun fasizan ve kolonyal kanunlardir. Bu yasalar Kürt dilinin egitim ve ticaret dili olmasini yasakladi. Bugün yapilmasi gereken Türk devletinin, en azindan 1973 tarih ve 1739 sayili milli egitim temel kanunu’nda yer alan ‘egitimde firsat ve olanak esitligi’ ilkesi isiginda hak esitligi çerçevesindeki edimlerini yerine getirmesidir.

Kuskusuz ki,biz Kürtler yapilmis kimi reformlara da sirtimizi dönmedik. Olumlu bulduk. Zira 2012 yilinda Kürt diline devlet okullarinda, üniversite ve basinda alan açilmis olmasini destekledik. Keza TRT kanalinda 24 saat Kürtçe yayin yapilmasini olumlu, arka çiktik, yasatilmasi için yardimci olduk. Görüldü ki açilmis olan o alanda bu güne dek, bir daralma olmadi. Tersine Kürtler bu alanla dikkatle ilgilenmis,itibar etmis, korumaya ve güçlendirilmeye çalismistir.biz bu girisimleri uygun gördük,ve baslangiç için iyi bir adim olarak degerlendirdik. Ne yazik ki bu iyilestirmelerin arkasi gelmedi. Oysa ki,geçmiste yok edilmek istenen Kürtçe anadilimiz ve sevdamizdir.

Gelinen noktada bu gün artik esitlik ve özgürlüklerin alani diller ve kolektif haklar alanidir.Türkiyede Kürt dili, Türk dili ile tam bir hakesitligine kavusturulmali ve özgürlesmelidir.Kürtçe resmi dil olmali ve egitim dili olmalidir. Agir asimilasyon karsisinda yok olma tehditi altindaki Kürt dilinin yeniden Kürdistanda yaygin kamusal ve egitim dili olmasi için Kürtçe egitim ve ögretim zorunlu hale getirilmelidir. Zaza lehçesi zorunlu ve gerekli olarak Kurmancinin yaninda esitlik temelinde egitim dili haline getirilmelidir.

Hepimiz biliyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti baslangiçta kendisini ulus-devlet olarak kurgulamis tekçiligi yani Türkçülügü esas almistir. Türk ve Sünni olmayanlara dair esitlik fikrini yabana atmistir. Bu nedenle Türkiye eger geçmisiyle yüzlesecekse bu ancak üniter yapisindan kaynaklanan ‘tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek din’ anlayisina dayali imtiyazlari terk etmeli Türk ve Sünni kimlikleri makbul saymaktan vaz geçmelidir. Türk siyaset kurumu yillarca hiçbir alanda verimli olamamis olan bu tekçi zihniyetten vaz geçmelidir.

Türkiye’de geçmisle hesaplasma olacaksa geçmisteki sayfalari açarak gerçeklerle yüzlesmelidir. Ermeni tehciri, Koçgirî hareketi, Zîlan, Dersim, 6’7 Eylül Rum kiyimi, Alevileri kirmaya yönelik Sivas, Maras ve Çorum olaylari arastirilmali ve bu olaylarin gerçek yüzü konusunda toplum aydinlatilmalidir.

Özcesi gerekli ve zorunlu olan Türk siyaset kurumu geçmisi ile yüzlesmeli ve sebebiyet verdigi tüm olaylarin magdurlari ile helallesmelidir. Bu olaylar neticesinde magdur olmus kisiler ve toplumsal kesimlerle helallesmelidir. Ancak öncelikli olan Türk devletinin her seyden önce kendi sistemi ile yüzlesmesidir.

Günkü iktidar sessiz sedasiz olusturdugu bir komisyon raporuna dayanarak 27 mayista magdur olan yüzlerce kisiye tazminat ödenmesine karar verdi.Zekeriya Birkan baskanliginda bir komisyon olusturuldu. Bu komisyon 27 mayis 1960 askeri darbe magdurlarinin zararlarinin tazmini amaciyla kuruldu. Komisyona bir çok kisi bas vurdu., toplam 3052 basvurudan 1457 kisi için manevi tazminat ödenmesine hükmetti.

Benzer bir komisyon Roboski, Dersim, Zilan 6-7 eylül magdurlari, varlik vergisi magdurlari, Sivas Maras ve Çorum magdurlar için de kurulabilinir.Bu durum emsal teskil etmelidir.

Bugün eger CHP helallesmek istiyorsa adimlar atmalidir. Yok eger ‘ey Kürtler bana oy verin ben iktidar olayim sonra sizinle helallesirim’ diyorsaniz bunun güvencelerini de sunmalisiniz. Aksi halde Kürtlerin size destek vermesinin ne gerekçesi olabilir.

Örnegin yüzlesme ve helallesme için çogu tek parti iktidari döneminde uygulamaya konulmus olan kanunlarin sebebiyet verdigi tüm magduriyetler kabul edilmelidir. Varlik vergisi kanunu, milli koruma kanunu, vatana ihanet kanunu , istiklal mahkemeleri kanunu, Tunceli kanunu, umum müfetislik kanuu,takriri sukün kanunu,kilik kiyafet kanunu, bayrak kanunu, türk harfleri kanunu, soyadi kanunu, Atatürk’ü koruma kanunu, Türk soyunu koruma kanunu,tevhidi tedrisat kanunu,il idare kanunu,sark islahat kanunu, mecburi iskan kanunu, iktisadi müesseselerde mecburi Türkçe kullanilmasi hakkinda kanunu, ‘milli emlak kanunu tek parti iktidarlarinin çikardigi kanunlardir. Bu kanunlarin tümü tekçiligi ve Türkçülügü egemen ideoloji yapmak için çikarilmis kanunlardir. Türk olmayanlarin kimliklerinin ve aidiyetlerinin yok edilmesini bu etnik yapilarin Türklestirilmesini amaçlamistir.

Ve devaminda Özalp katliami ’33 kursun’ olayi, Roboski ve digerleri…Olaganüstü hal bölge valiligi ihdasi hakkinda kanun hükmünde kararnameler ve digerleri,

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki bugün hala geçmiste yasananlari var eden yapisal temeller varligini korumaktadir. Bu anlayis durdukça geçmisin islenmesi ve geçmisle yüzlesme pek de kolay olmayacak, belki de hiç mümkün olamayacaktir.

Suç karnesi oldukça kabarik olan bir ülkede geçmise dair esasli bir hesaplasma ve yüzlesme için süreci tekil olaylarla sinirlandirmadan bütüncül bir hesaplasma çerçevesinde ele almak gerektigini söylüyoruz.

Dte yandan Kürtler yüzyildir bir statü bekliyor. Ülkesi rizasi disinda bölüsülmüs olan bu soylu ve mazlum millet, bundan böyle bu parçalanmisliga razi gelmemelidir. Kürtler ülkelerinin parçali durumuna itiraz etmelidir. Kürtler bulunduklari her kara parçasinda uluslararasi toplumun yakasina yapismali ve kolektif ulusal haklarini geri istemelidir. Kürtlerin mesru haklari demokratik yollarla elde edilebilir. Kürtler adina ölmeye ve öldürmeye, siddet ve gerilim sarmalinda kürt milletini bogmaya kimsenin hakki yok. Siddetin her türünü reddediyoruz. Siddet politikalarini vazgeçilmez gören anlayislari uyariyoruz. Daha fazla sömürgecilere alan açmayin. Kürt enerjisini karanlik dehlizlerde heder etmeyin. Kürt gençlerini sarf malzemesi yaparak küresel güçlerin emellerine kurban etmeyin. Kürtlerin mesru kazanimlarini, elde etmis oldugu imtiyaz ve statüleri yok edecek, zayiflatacak davranislardan vaz geçin. Kürt karsiti nizamin emir eri olmayin. Kürt ulusal çikarlarina hizmet etmeyecek her türlü iliskiden kaçinin. Güney Kürdistandaki özgürlük ve egemenlik alaninin genislemesini engellemekten vaz geçin.

Önemle belirtmek isteriz ki Kürt karsiti bölgesel nizamin Kürtleri kusatan yayilmaci ve isgalci tutumlari asla kürtleri engellemeye yetmeyecektir. Suriye ve Iraktaki Kürt özerk bölgelerindeki militarist yayilmacilik sonuç vermeyecektir. Kürtler gerek güneyde gerekse de Rojavadan kendi geleceklerini kendi iradeleri ile belirleyecek ve tüm yabanci ve istilaci güçleri sinir disi edecektir.Uluslararsi toplumun Kürtlerin mesru demokratik haklarina kavusmasi için duyarli olmasi gerekmektedir.

Kuskusuz ki Kürtler arasi baris ve diyalog da, özgürlüge giden yolda çok önemlidir. Kürt siyasetinin kurumlasmasini önemsiyoruz. Kürt siyasetinde çogulculuk ve çok sesliligi önemli ve gerekli görüyoruz. Farkliliklarimizi halkimiz adina bir zenginlik olarak görmeliyiz.

Bu nedenle içerde de yapilmasi gerekenler var. Bunlarin basinda ulusal güçlerin birligi gelmektedir. Güneyde KDP ve YNK elde edilmis statüyü ve beraberindeki ulusal kazanimlari ahenk içinde korumali ve geri adim atmamalidir. PKK Sengal ve güney Kürdistan hükümetinin egemenlik alanindaki bölgelerde silahli eylemlerden vaz geçmeli, bölge hükümetinin yasalarina riayet etmelidir.

Rojavada pyd diger Kürt güçlerine de alan açmali ve onlarla bir ulusal güç birligi içinde olmalidir. Duhok mutabakatina bagli kalinmalidir.Rojavada Kürt ulusal degerlerine karsi duyarli ve saygili olunmali, Kürtlerin ulusal çikarlarina aykiri olan hiç bir davranis içinde olmamalidir.PYD ve arka bahçesi ulusal bir çizgiye dönmeli ve demokratik ve ulusal kazanimlari diger yurtsever güçlerle ortaklastirmalidir.

Bugün Türkiye’de Kürtlerin en önemli sorunlarindan biri kaybedilmis ulusal aidiyetin geri kazanilmasidir.-yillardir devlet Kürt sorununu bir güvenlik sorunu olarak algiladi. Kürtleri tehdit algisi olarak gördü. Devletin sürdürdügü askeri ve güvenlikçi politikalar Kürtlere agir bedeller ödetirdi. Gerek devletin bu acimasiz politikalari ve gerekse son çeyrek yüzyilda esgüdümlü olarak ülkede süren silahli mücadele Kürtlerin aidiyetlerinden uzaklasmasina zemin hazirladi. Kürtler göç etmek zorunda kaldi, mülteci konumuna düstü. Bu önemli bir milli sorundur ve Kürt siyaseti bu soruna egilmeli, bozulan Kürt aidiyetini geri kazanmak için projeler üretmeli ve bu projeler etrafinda ortaklasmali ve çogalmalidir.

Türkiye’de Kürtlerin bir diger ulusal ödevi demokratik ve mesru zemindeki mücadeleden ayrilmadan barisçil mücadele yolunda kalmak olmalidir. Kürtler legal demokratik zeminden daha çok istifade etmeli, Kürt siyaseti Kürt milletinin seçimlerdeki oy tercih yönünü milli adreslere çevirmelidir. Kürtler kendilerine hiçbir statü tanimayan kutuplardan ve partilerden herhangi birini tercih etmek durumundan kurtarilmali, Kürt seçmenine oyunu dogru kullanabilecegi bir zemin ve adres olusturulmali ve bunun için Kürtler adina seçime girme yeterliligi elde etmis bir ‘milli ve demokratik parti’ projesinde ortaklasmaliyiz. Esasen hak-par böyle bir proje olarak dogdu. Hak-Parin mevcut durumu da gösteriyor ki bu milli adres Hak-Par olabilir. Bu nedenle biz Kürt siyasetçiler bu konulari konusup görüsmeliyiz. Yukarida saydigimiz ve yakin dönemde yapilmasi en çok gerekli olan bu iki konuda birlikte davranabilme kabiliyeti gelistirmelidir. Kürt örgütleri arasinda olusmus olan psikolojik bariyerler asilmali, bir çok konuda toplumun beklentilerine kavusmasi için yol açilmalidir.

Kürt siyaseti kurumlasmalidir. Kürt siyasetinde çogulculuk desteklenmelidir, Kürt siyaseti çogalmali, farkliliklarini zenginlik olarak görmelidir.

Ne yazik ki bugün kürt siyaset akli ciddi bir isgal girisimi ile karsi karsiyadir.Dahada önemlisi Kürt karsiti irkçi rejim Kürt ulusal hareketinin gerçek özü ile gelisip serpilmesini istememektedir.

Kürt siyaset kurumu ulusal kanamalari uluslararasi hukuk normlari çerçevesinde dava etmeli, bu konularda ortak bir akil ve ortak bir bilinç ile bir arada olmak için israrci olmali, farkliliklara hosgörü ile bakabilmelidir.

Son yillarda Kürtler sivil toplum kuruluslarinin kendi alanlarina iliskin çalismalarini memnuniyetle karsilamaktadir.biz hak-par olarak sivil alanin her kategorisinde verilen mücadeleleri destekledik. Oralardaki çalismalari kendimize tabi kilmayi dogru görmedik. Sivil toplum örgütleri kendi konulari ve alanlari itibari ile özgür olmali ve yaptiklari çalismalari raporlayarak topluma sunmalidir. Siyaset ise bu raporlardan politik malzeme temin etmeli

Bu nedenle biz hak-par olarak sivil toplum örgütlerinin Kürtlerin temel hak ve özgürlüklerine dair gösterdikleri çabalari anlamli buluyoruz. Diyarbakir barosunun Kürtlere sahip çikma reflekslerini çok degerli buluyoruz.

Kürt meselesinin çözümünde meclisi adres gösteren aktörler var. Bir bakima haklidirlar. Lakin Kürtlere yillarca hayati zehreden tüm uygulamalar, Kürtlere reva görülen tüm baskilar geçmisten beri Türk meclisinde yapilan kanunlara dayandirildi. Meclis isterse tüm bu kanun ve kararnameleri yok hükmünde sayabilir.

Özgürlük, esitlik, ekonomik kaynaklarin paylasimi ve demokrasi konularinda daha çok ortaklasmaliyiz. Ortak yasam alanlarinda, temel hak ve özgürlükler alaninda tam bir hak esitligi saglanamazsa ortak bir gelecek fikri hayat bulmaz. Esitlik, adelet, özgürlük ve ekonomik kaynaklarin hak esitligi çerçevesinde dagilimi ve paylasilmasi ortak gelecek bakimindan gerekli ve önemlidir. Müsterekleri çogaltmanin yolu daha çok özgürlük ve daha yaygin esitlikten geçer. Aksi halde bir arada yasama talebi güçlesebilir. Türk siyaset kurumu bu konuyu tartismali ve bir karar vermelidir. Ya Kürtlere tüm kolektif haklarini iade edecek, Kürtlerin kendi geleceklerini tayin etmesine olanak verecek; ya da Kürtlere vatandasim diyemeyecek. Çünkü yeni yüzyilda hiçbir sey eskisi gibi olamayacak.

Bir diger sorun da sudur; ne yazik ki, bugün Türk egemenlik sistemi Kürtlerin TBMM’sinde nispetleri oraninda temsil edilmesine olanak vermemektedir. Bu büyük bir hukuksuzluktur. Bunun giderilmesi gerekir. Bunun için öncelikle su adimlar atilmalidir.

Nispi temsili esas alan bir seçim sistemi hayata geçirilmelidir

Bugün TBMM 150 ye yakin Kürt asilli vekil vardir ancak hiç birisi Kürt ulusal haklarini temsil kabiliyetine sahip degildir

1-SPY degismeli Kürtler kendi milli partileri ile mecliste temsil edilmelidir

2- Seçim kanunu degismeli, çogulculugu esas alan yeni bir yasal düzenlemeye gidilmelidir.

3-Seçim baraji kaldirilmali, seçime girme hakki elde etmis tüm partiler mecliste temsil edilmelidir

4-Seçime girme kosulu olan 41 il kurali 20 ile indirgenmelidir

5- SPY tadil edilerek Siyasi Partiler arasinda hak esitligi saglanmali seçime girme hakki olan tüm partilere seçim zamaninda esit miktarda hazine yardimi yapilmali, daha sonra alinan oy ölçüsünde ek ödeme yapilmalidir.

Sonuç olarak Türkiye’de Kürt sorununun çözümünü bir kusak daha öteleyerek torunlara havale etmek daha çok aci demek olur. Türkleri ikna ve razi edecek; Kürtleri de memnun ve tatmin edecek bir ortak akilda bulusabiliriz. Bu hem Türkler hem de Kürtler için en makul ve en yararli yöntem olur.

Her seyden önce Kürt sorununun çözümü için niyetli ve istekli olmak gerekir. Kürtler kendilerinin temel haklarina kavusmasi konusunda samimi adimlar atan her kese dostluk elini uzatmaya hazirdir. Geçmisteki üzücü olaylari bir daha hiç kasimadan arsivlere kaldirmaya; özgürlük adalet ve hak esitligi temeline dayali ortak bir gelecek kurmak için hala bir sans varsa Türk siyaset kurumu bu sansi denemeli ve adim atmalidir.

Tekrar etmekte fayda var. Bugün Kürtlerin pay edilmis oldugu ülkelerdeki halklar ile bir sorunu yok ama Kürtlerin o milletlerin devleti ve devlet politikalari ile sorunlari var. Bu devletlerdeki sömürgeci ve Kürt karsiti politikalarina karsi mücadele ediyoruz. Çünkü eger Kürtler özgürlesirse o ülkelerdeki huzur ve mutluluk da artar, o ülkelere demokrasi gelir. Bu nedenle o ülkelerdeki halklarin Kürtlerin temel hak ve özgürlüklerine kavusmasi için gerekli dayanismayi göstermesi gereklidir. Kürt sorununun çözümsüz kalmasi durumunda Türk siyaseti çikmazlardan ve açmazlardan kurtulamaz.

Biz ne kimseye eklemlenmeyi ne de karsitlik üzerinden politika yapmayi dogru görmüyoruz. Türkiye’deki kutuplasmalari ve gerilimi tasvip etmiyoruz. Ülke kaynaklarinin dogru degerlendirilmesi, içte ve dista barisçi ve demokratik politikalarin izlenmesi durumunda halkin ekonomik yasam düzeyinin de yükselecegine inaniyoruz. Yayilmaci ve askeri politikalar, gerilim ve savas politikalari kimseye yarar saglamaz. Bu politikalar ülke kaynaklarinin heder olmasindan baska bir ise yaramaz. Bu nedenle Türkiye derhal Kürt karsiti politikalari terk etmeli Kürtlerle baris içinde diyalogla sorunlari görüsüp çözmelidir.

(12.12.2021)

Latif Epözdemir

Back to top button