Makale

Doksaninci Yildönümünde 1925 Kürt Milli Hareketi ve Sömürge Kürdistan

Osmanli imparatorlugunun son (1860-1918) yillarinda sark vilayetlerinde yani Kürdistan’da etnik kökenli iki önemli siyasal sorun ortaya çikmisti. 1860’dan sonra Kürdistan’da,Kürtler ulusal haklari için osmanli devletinden çesitli taleplerde bulunarak, Kürt milliyetçiligini öngören bir siyasal mücadeleyi yürütmeye çalisiyordular. Ermeniler ise gerek sark vilayetlerinde ve gerekse bati anadoluda etnik ve dini haklarini koruma altina almak için çesitli siyasal örgütlemelerin içine girmislerdi. Tanzimat dönemi ve sonrasinda gelisen siyasal olaylarlar Osmanli devletini olusturan cemaatler arasinda çesitli ulusal, etnik ve dini ayriliklara yolaçmisti. Sark vilayetlerinde yani Kürdistan’da yasamlarini sürdüren Kürtler arasinda da milli fikirlerin gelismesine önayak olmustu. Özellikle Kirim savasindan sonra 1856’da yapilan Paris antlasmasina bagli olarak gerçeklestirilen 1856 Islahat Fermani ile Vilayet-i Sarkiye’de yasayan gayr-i müslümlere de genis haklarin taninmasi, 1858 toprak reformu ile bazi kanuni sinirlamalara tabi olsa da osmanli devletinin bütün cemaatlerine tasinmaz mallar üzerinde mülk edinme hakkinin verilmesi, 1864 vilayet nizamnamesi ile birlikte vatandaslik kanunu çikarilarak, o tarihe kadar Sultanin birer kulu olarak görülen vatandaslara, osmanli vatandasligi ve kimliginin verilmesi gibi siyasal degisimler, Osmanli cemaatlerinin farkli düsüncelere sevketmisti. 1864 vatandaslik kanuna göre Osmanli vatandasi olan herkes din, dil, cins ve sosyal sinif farki gözetmeksizin Osmanli kimligine sahip olabilecekti. Böylece kisiler sultanin kulu olmaktan çikarak devlet vatandasi sayilma hakkini kazanacaklardi.1864 yilinda çikarilan vatandaslik kanunu ile tarihte ilk kez Osmanli ülkesinde yasayan insanlara devlet eliyle yeni bir kimlik vermekle sonuçlanmisti. Ilk bakista oldukça basit görünen vatandaslik kavrami ve oradan kaynaklanan kimlik, Osmanli cemaatleri arasinda köklü siyasal degismelere ve yeni siyasal gelisme-çatismalara neden olmustu.

1860’dan sonra sark vilayetlerinde ortaya çikan Kürt ve Ermeni meselesi, baslangicindan itibaren birbirlerinden farkli taleplerle ortaya çikmisti. Iki sorun daha sonralari bazen birbirini destekleyen ve bazen de birbirini etkileyen iki önemli siyasal hareket olarak karsimiza çikmaktadir.

1860’lardan sonra Kürtler, Kürdistan’da ulusal bir devlet kurmak için milliyetçi egilimlere yönelerek, Kürtler arasinda bu yönlü siyasal fikir hareketlerini baslatmislar idi. Örnegin Seyh Ubeydullah liderliginde 1880’de bagimsiz bir devlet kurma iddiasi ile ortaya çikan Kürt milli hareketi, Osmanli imparatorlugundan hem ulusal ve hemde siyasal ayrilmayi esas almis idi. 19.yy.’in ikinci yarisindan sonra Osmanli devletinde kimlik eksenli gelisen siyasal fikirler, Kürtler arasinda da etkili olmus ve Kürt milliyetçiliginin meydana çikmasina önayak olmustu. Örnegin milli anlamda ilk Kürt siyasal örgütlenmesinin (Kürdistan Azmi Kavmi Cemiyeti-1900) ve ilk Kürt basininin (Kürdistan Gazetesi-1898) ortaya çikmasina yolaçmisti. Yaklasik 1520’den sonra Kürtler arasinda etkin siyasal bir role sahip olan Kürt mirlerinin ve Kürt beylerinin siyasal gücü 19.yüyzyilin ikinci yarisindan sonra halk üzerindeki etkinligi ortadan kalkmisti. 1860’dan sonra Kürdistan’da ‘Seyhlerin ve Seyitlerin’ liderliginde yeni bir siyasal gücün ortaya çiktigini ve Kürtler arasinda milli fikirlerin yayilmasinda öncülük ettiklerini görmekteyiz. 1880’de Seyh Ubeydullah Kürt milli hareketi ile bagimsiz bir Kürdistan devleti kurmak istediklerini dünya kamuoyuna duyurdular. Kürdistan’da yeni bir siyasal güç olarak ortaya çikan ‘Seyhler ve Seyitler siyasi,ekonomik ve dini nüfuzlarini kullanarak Kürtlerin ulusal birligini saglamak için çalismalar yapiyordular. Kürdistan’daki bu yeni siyasal liderligin ilk faaliyetlerini 1880’de Seyh Ubeydullah, 1913’de Mela Selim,1925’te Seyh Sait ve 1938’de Seyit Riza liderliginde gelisen ve bedelli çok agir olan siyasi tepkilerde görmek mümkündür. 1860’dan sonra siyasi bir liderlik olarak ortaya çikan ‘Seyhlik ve Seyitlik’ 1940’a kadar Kürtler arasinda etkin rol oynamisti. Türkiye cumhuriyetinin Kürtlere yönelik gerçeklestirdigi soykirim, siddet ve zulüm politikalari sonucunda ‘Seyhlik ve Seyitlik’ 1940’dan sonra ismi bile okunmayan ve tamamiyle inkar edilen Kürtler arasinda gücünü yitirmisti.

1908’de Temmuz darbesi ile Sultan II. Abdulhamit’i tahtan indiren Ittihat ve Terakki Cemiyeti, 1909’dan sonra Kürtler ile olan bütün siyasal baglarini kopararak, Kürtler üzerinde baski olusturarak, Kürdistan’a yönelik niyetlerini açikça ifade etmisler idi. ITC’nin, Kürtlere yönelik siyasal baskici niyetlerini 1913-1918 yillari arasinda Kürdistan da gerçeklestirilen soykirim ve tehcir faaliyetlerinde görmekteyiz. 1913’e kadar Kürtlerin siyasi faaliyetlerini engellemeye çalisan ITC üyeleri, diger siyasi partileri de yasaklayarak ‘tek parti yönetimini’ 1913’te yapilan ikinci bir darbe ile kurmuslar idi. Siyasal amaçlari ise Türk unsurunu, Türk-Turan ideolojisiyle osmanli devletinin tek hakim gücü yani ‘millet-i hakime’ seviyesine getirmek idi.

Bu siyasal anlayis 1913’ten itibaren Kürtleri rahatsiz etmis ve bunun üzerine Bitlis Kürt milli hareketi, Türkçülük ideolojisine karsi bir tepki olarak ortaya çikmisti. Hareketin lideri Mela Selim, vilayet-i sarkiye’de bulunan Ermeni cemaatleriyle isbirligi yapma düsüncesiyle, Mus, Erzurum, Varto, Bitlis ve Van Ermeni dinadamlari ile görüsmeler yapmisti.Fakat o tarihe kadar büyük oranda Ittihat ve Terraki Cemiyet ile iyi iliskiler içerisinde bulunan Ermeni temsilcileri, Bitlis Kürt milli hareketini yöneten Kürt yöneticilerin ortak tepki gösterme teklifini kabul etmeyerek, reddetmislerdi. Büyük ihtimalle Ermeni temsilcileri Ingiltere, Fransa, Almanya ve Rusya tarafindan kendileri için 1914’de hazirlanarak, Ittihatçi rejime kabul ettirilmeye çalisilan ‘Sark Islahat Projesine’ büyük umut bagladiklarindan dolayi kürtlerin teklifine yanasmayi tercih etmemisler idi.

13 Mayis 1913’te ‘iskan-i Muhacirin Nizamnamesi’ ile „Iskan-i Asair müdürüyeti ve Iskan-i Asair ve Muhacirin Müdüriyeti Umumiyesi’ Dahiliye Nezareti tarafindan kabul edilerek, faaliyete geçirilmisti. Ilk faaliyet alanlarindan biri Kürdistan idi. Bitlis Kürt milli hareketini bastiran Ittihatçilar, Vilayet-i sarkiye’de Kürtlere yönelik soykirim provasi yaparak, ilk zorunlu göçertme icraatlerini da 1913-1914’de Kürtler üzerinde denediklerini söylemek mümkündür. Ayrica Bitlis Kürt milli hareketinde yeralan Kürtlerin talan edilen tasinir ve tasinmaz mülk/mallarina el konularak,Ittihat ve Terraki cemiyetinin hazinesine aktarilarak, buradan da o tarihlerde daha yeni olusturulmaya çalisilan Türk milli iktisati adina Türk unsura devri saglanmisti.1913 Bitlis Kürt milli hareketine öncülük eden Mela Selim, hem Bitlis Seyhleri ve hem de Seyh sait ve çevresi ile yakin dostluk-siyasal iliskileri olan biri idi.

Almanya, ingiltere, Fransa ve Rusya Kürtlerin devlet kurma egilimlerini sinirlamak için 1913’te Yesilköy Konferasi’nda adi geçen devletlerin elçileri bir araya gelerek, Kürdistan’daki siyasi paylasim uygulamalari ile islahatlar konusunda anlasmislardi. Rusya’nin temsilcisi Mandelstam’in diger ülkelerin de görüsünü alarak hazirladigi rapora bagli kalinarak, 8 Subat 1914’te Rusya elçisi Goulkevitsch ile Osmanli Sadrazami Said Halim pasa gayr-i müslüm yani Ermenilerin siyasi haklarini garanti altina alan Sark Islahat Projesi biçiminde ortaya çikan antlasmayi imzaladilar.

Daha sonralari Ingiltere 1915’te küçük asya ve Kürdistan’i da içine alan bir arastirma komisyonu olusturarak, Kürtlerin zenginlik kaynaklarina sahip olmayi hedefliyordular. Bütün bu siyasi çabalarin akabinde 1916’da Fransa, Rusya ve Ingiltere (daha sonralari Italya’da bu antlasmaya dahil olmustu) Sykes-Picot gizli antlasmasi ile Ortadogu ve buna bagli Kürdistan topraklarini aralarinda paylasmislar idi.

Birinci dünya savasi sonucunda Osmanli devleti yenilen devletler arasinda yeralmisti.

Ingiltere, Kürtlerin milli faaliyetlerini engellemek için Mondros Mütarekesi’nde de Kürtlere dogrudan deginen belirgin bir askeri müdahale taraftari oldugunu açikça ifade etmis idi. Nitekim Kürtlerin yasadigi Kürdistan’da, Ingiliz ordularinin ilerlemesine engel teskil eden olaylar oldugu takdirde, Mondros Mütarekesi’nin 24.Maddesinde ‘Vilayet-i sittede bir huzursuzluk oldugu takdirde müttefikler bu vilayetin bir bölümünü alma hakkini sakli tutarlar’ (bkz.Kazim Karabekir, Istiklal Harbimiz) dile getirmisler idi. Örnegin Ingiltere, Kürtleri kontrol altinda tutmak ve diktatör M.Kemal’e askeri ve siyasi destek saglamak için Albay Rawlinson’u 14 kisilik bir istihbarat ekibi ile Nisan 1919’da Karadeniz üzerinden Erzurum’a göndermisler idi. (bkz.Cevat Dursunoglu, milli mücadelede Erzurum, Ankara, 1946, A.Rawlinson,The Adventures in The Near East, London 1923, Halil Pasa, ittihat ve Terakki’den hürriyete bitmeyen savas, Peter Hopkirk, Istanbul’un dogusunda bitmeyen Oyun, K.Karabekir, istiklal harbimiz, General Harbord’un Anadolu gezisi ve Ermeni meselesine dair raporu,Gotthard Jäschke, Kurtulus savasi ile ilgili ingiliz Belgeleri). Albay Rawlinson’un Erzurum ve Sivas kongrelerinde de etkili rol oynadigi ve Ankara’da bir Türk yönetiminin kurulmasinda siyasi ve istihbarat destekler sagladigi bilinmektedir.

Ittihat ve Terraki cemiyeti kadrolari, 1918-1923 yillari arasinda Türk irkçiligi esaslarina dayanan bir Türk devletini kurabilmek için, Kürtleri islam, osmanlilik ve ümmet kardesligi temelinde oyalayarak, onlarin askeri ve siyasi desteklerini almaya çalismislardi. Ayrica bu siyasi anlayis ile Kürtleri, Kürdistan devletini kurma meselesinden uzak tutmaya da dikkat etmisler idi. Bütün Ittihatçi kadrolar diktatör M.Kemal Atatürk etrafinda hareket ederek, 1913’ten gerçeklestirmeye çalistiklari, amaçlarina ulasmaya çalisiyordular. Dis siyasal ve diplomatik boyutu ile ingiltere, Fransa ve Sovyetler Birligi de diktatör M.Kemal etrafinda hareket eden Türkçü kadrolara destekler saglayarak, Kürdistan’in Lozan antlasmasina kadar parçalanmasina ve Kürtlerin bir ulusal devlet kurmalarina engel olmuslar idi.

1925 Kürt milli hareketinin kökenleri 1860’larda seyhlerin ve seyitlerin öncülügünde baslayan siyasal liderlige ve buna bagli gelisen Kürt milliyetçiligine dayaniyordu. 1925 hareketinin milli fikirlerinin olusmasinda yeralan kadrolar ile savasçilarin çogu ‘Hamidiye alaylarinda (1891)’ yeralanlar ve ‘ Asiret mekteplerinde-1892) okuyanlardan olusuyordu. Osmanli ordusunda binlerce Kürt subayi mevcuttu. Bunlarin çok azinin 1925 Kürt milli hareketinde yeraldigini, geri kalanlar hakkinda pek bilgiye sahip degiliz. Ayrica 1918-1925 yillari arasinda Osmanli ve Türk ordusundan ayrilan ve kaçan Kürt subaylarin sayisi bir hayli çok fazladir. Fakat bunlarin akibetleri hakkinda simdiye kadar elimizde somut bir veri yoktur. 1925 Kürt milli hareketine liderlik yapan Seyh Sait, Kürdistan’da siyasal, ekonomik ve dinsel bir nüfuza sahip idi. Ayrica Seyh Ubeydullah (1880), Mela Selim (1913) ve Koçgiri milli hareketini temsil eden kadrolardan haberdardi/çogu ile yakin iliskileri-dostluklari vardi. Ayrica Seyh Sait iki dönemin yani Osmanli devleti ile Türkiye Cumhuriyeti’nin yakin taniklarindan biri idi. 19.yüzyilin son yillari ile 20.yüzyilin ilk döneminde gelisen siyasi olaylari da yakindan takip eden, bilen biri idi.

1922’de Ittihat ve Terraki kadrolarinin oyalama politikasini fark eden Kürt liderler, Kürdistan’a yönelik siyasi faaliyetlerini Erzurum’da Cibranli Halit (asiret mekteplerinden mezun), Yusuf Ziya ve seyh Sait öncülügünde kurduklari ‘Kürt Istiklal örgütü-Azadi/ Berevaniya Mafe Kurd’ adli örgüt üzerinden gizliden yürüterek, Kürt ulusunun kurtulusunu saglamaya çalisiyordular. Fakat Ingiltere ve Fransa’nin verdigi istihbarat yardimlariyla, Kürt azadi örgütü ve kadrolari hakkinda bilgi sahibi olan Ankara yönetimi, 1924’ün sonlarinda Cibranli Halit, Yusuf Ziya ve arkadaslarini tuttuklatarak, öldürürler. Seyh Sait’in tutuklanmasi için çesitli girisimlerde bulunan Ankara yönetimi, Seyh Sait’in dikkatli davranmasi, bu girisimleri engeller.

1924’te sadece Türk irkçiligi esaslari dikkate alinarak ilan edilen ilk Türkiye anayasasi, Kürtleri tümden inkar ediyor ve Kürt diye bir ulusun kesinlikle mutlak bir sekilde dünya da varolmadigi kamuoyuna duyrulmustu. Kürtlere yakistirilan ‘geri kalmis dag Türkü’ tezi 1924 anayasasinin ilan edildigi tarihlere denk gelmektedir. Ankara yönetiminin kurucu fasist partilerinden olan Cumhuriyet Halk Partisi ve bu fasist partinin birer yan kolu olarak çalisan ‘basin yayin komitesine bagli matbuat umum müdürlügünün bir subesi olarak kurulan ‘nesriyat ve yayin komitesi’ tarafindan denetlenen gazete ve dergiler üzerinden ‘gerici dag Türkleri’ propagandasi ile Kürtlerin inkar ve yokedilmesi hedeflenmisti.

Subat 1925’te Kürdistan’da zamansiz bes cephede baslayan 1925 Kürt milli hareketi, kisa sürede yani Mart ayinin sonuna kadar 14 Kürt vilayetinin özgürlesmesine yolaçmisti.’Emirül Mücahidin’ ünvani ile Diyarbakir cephesine komutanlik yapan seyh Sait ve komutasindaki Kürt askerler, istenilen hedef olan Diyarbakir’i ele geçirememislerdi. Kürt tarafi açisindan bu siyasal durumun ortaya çikmasinda Diyarbakir ‘azadi’ örgüt üyelerinin görevlerini yerine getirmediklerine isaret etmektedir. Seyh serif komutanliginda Elazig cephesi, Seyh Abdurrahim komutasinda Siverek cephesi, Seyh Abdullah komutasinda Mus cephesi ve Seyh Mustafa komutasinda Kigi, Erzurum cephelerinde 1925 Mart ayinin sonlarina kadar önemli basarilar elde edilmisti. Nisan ayinin baslarindan itibaren Fransa ve Ingiltere’nin Mardin üzerinden Ankara yönetimine güney demiryollarini açmasi ve Türk ordusuna savas uçagi dahil askeri yardimlari yapmalarindan dolayi, Türk ordusunun Diyarbakir’a gelmesinde kolayliklar saglamisti.Yaklasik 20 bin savasçidan olusan Kürt birlikleri, 250 bin kisiden olusan Türk ordusuna karsi savasiyordular. Ayrica Ingiltere ve Fransa’nin yardimlariyla elde edilen savas uçaklari Mardin ve Diyarbakir üzerinden Kürt birliklerini, Kürt sehirlerini ve köylerini bombalamislardi. Seyh Sait ve arkadaslari 15 Nisan 1925’te Varto/Mus taraflarinda yakalanarak Diyarbakir’a getirilerek, sembolik olarak olusturulan Sark Istiklal Mahkemelerinde yargilanarak, idam edildiler.

Kürdistan’da 1925’te kurulan „Sark Istiklal Mahkemesi temsilcilerinin ve görevlilerinin Diyarbakir’da yayinladiklari bir beyanname ile Kürtleri tehdit etmisler idi. Örnegin bu beyannemede verilen bilgilere göre ‘..Türk inkilap meskunundan dogan Türk hayati Cumhuriyetinin en milli meselesi olan büyük millet meclisinin teskilat-i esasiye kanunuyla haiz oldugu salahiyet ile Ergani, Elazig, Diyarbakir, Urfa, Bitlis, Hakkari, Dersim, Siverek, Mardin, Malatya, Mus, Genç ve Van vilayetleri ile Erzurum vilayetinin Kigi ve Hinis kazalarini ihtiva eden mintikada vazife görecek sark istiklal mahkemesi kendi idare-i kazasi dahilinde bulunan halka bervecih ayni hususani beyan eder. Istiklal mahkemesi devletin kanun-u esasiyesi ve ahkam-i umumiyesi ile Türk Cumhuriyetinin ve Türk milletinin emniyet ve refahini ihlal edecek veya Cumhuriyet ve inkilabin revcine zafiyet ibraz edecek en küçük hareketi her ne suret ile olursa olsun istiraki vatan ve millet muvasalasinda cinayet ad eder..'(bkz.Vakit gazetesi, 14 Nisan 1925, Ahmet Süreyya Örgeevren, Seyh Sait isyani ve sark istiklal mahkemesi). Kürdistan’da, Türk milletinin huzur ve refahini bozan bütün Kürtler, Türkleri rahatsiz etme gerekçesiyle katil sayilarak, idam edilmislerdi. Istiklal mahkemelerinin Kürdistan’da onbinlerce Kürdü idam etmeleri ve zorunlu sürgüne yollamalari gibi uygulamalar, kamuoyunu Türk irkçiligi yönünde hazirlayan ve yönlendiren CHP fasizminin talimatlariyle yayinlar yapan Türk sol/sag basininda çok olumlu bir gelisme olarak yansitilmisti.

Savas esnasinda Kürtlerin askeri gücünü parçalamak için bir çok siyasal manevraya basvuran Türk yönetimi, bir yandan Kürdistan’da soykirim planlamalarini adim adim gerçeklestirirken, diger taraftan Kürt savasçilarina ve Kürt halkina yönelik degisik propaganda yöntemlerine basvuruyordu. Örnegin 1925’in ilkbaharindan itibaren baslayarak Kürdistan’in bütün vilayet, kasaba, nahiye ve köylerinde Osmanlica ve Arapça bildiriler dagitilmisti. Dagitilan bildirilerde ise su bilgiler dikkat çekmekte idi:’..Isyan sahasina gelen kirk birinci firkamiz Genç daglarinda mühim çarpismalar yaparak Genç üzerine dogru yürüyüsüne devam eder..,ordu kumanligi asiler ile beraber daglara kaçan ahaliye bir beyanname dagitir. Bu beyannamede halka; ‘Ey ahali. Basiniza geçerek sizi daima yalan sözlerle haftalardan beri bir çok zarara felakete sokan Seyh Sait ve avenesini gördünüz mü? Bugün hükümetin ordusu hainleri her taraftan tart etti artik bunlar dag baslarinda kaya deliklerinde kendilerini gizleyecek yerler ariyorlar. Düsman propagandasiyla hükümete karsi hainlik edenlerin iste hali budur. Bunun için size tekrar ihtar ediyorum: Daha büyük zarara, perisanliga düsmemek için herkes köyüne ocagina dönsün. Rahat rahat hayatini sürsün, tarlasini eksin. Hainlerin kimler ve nerede olduklarini haber versin. Ordu daima mazlum halkin basina felaketler getiren bu hainleri ariyor. Sizler de bundan sonra köylerinizde evlerinizde çoluk çocuklarinizla rahat yasayabilirsiniz. Sayet yine hainlerin sözlerine uyar ve köylerinize dönmez, hükümetimize dehalet etmez iseniz sonra köylerinizi, evlerinizi yanmis bulacaksiniz. Bu size son ihtarimdir..'(bkz.Vatan gazetesi, 10 ve 13 Nisan 1925, Vakit gazetesi, 13 Nisan 1925). Tabiki bahsi geçen köyler ve köylüler Mayis 1925’ten itibaren soykirima tabi tutularak evleriyle birlikte yakildilar. Kürt sehirleri,kasabalari ve köyleri insansizlastirildi.

Kürdistan’da gerçeklestirilen zulümlerin dönemin Türk basinina yansimalari, baska bir insanlik felaketini karsimiza çikardigi gibi, Türkçülügün çikarlarindan baska bir sey görmek istemeyen devrin irkçi muhafazakar Türk aydinlarinin ve gazetecilerinin Kürtlere reva görülen bu zulümler karsisindaki tavir-davranislarina dair zihniyetlerini tek sef ve tek partinin verdigi talimatlarla belirleyen düsünsel dünyalarini karsimiza çikarmaktadir. 1925’te Ankara yönetimi tarafindan Mayis 1925’ten sonra yapilan bütün resmi açiklamalarda „hükümetin kararli tutumu, milletin ve basinin destegi sayesinde isyan bastirilmistir’ biçiminde dile getiriliyordu. Örnegin: Kürdistan’da yapilacak basin faaliyetleri,3 Mayis 1925’te çikarilan ‘havale-i sarkiyede idare-i örfiye mintikasinda tatbik edilecek sansür talimatnamesinin’ belirlenen sinirlar çerçevesinde yapiliyordu. Bu talimatnamenin bir baska özelligi de Kürt basin ve yayin organlarinin hiç bir faaliyet yapamayacagini, yapanlarin ölüm ile cezalandirilacagi hükmünü içeriyordu.

Kürdistan’da bu talimatnamenin siyasal ve sosyal tesirlerini 1960’lara kadar görmek mümkündür. Ayrica bu talimatnameye dayanarak, 5 mart 1925’te Istanbul’da çikan Tevhid-i Efkar, son Telgraf, Istiklal, Sebilürresat, Aydinlik, Orak Çekiç, Ikaz ve Dogrusöz gibi bazi gazete ve mecmualar kapatilmisti (bkz.Ergun Aybars,Yakin tarihimizde Anadolu ayaklanmalari, Behçet Cemal, Seyh Sait isyani). Bu gazete ve mecmualarin hepsi yaptiklari bütün haberler Kürtlere hakaret etme yönünde idi. Kapatilmalarinin asil sebebi ise, Osmanli devletinden gelen aliskanliktan dolayi ‘Kürt ve Kürdistan’ kavramlarini „gerici, irticaci ve feodal Kürt/Kürdistan beyleri, seyhleri’ biçiminde haberlerde kullanmis olmalari idi. Örnegin:Orak Çekiç gazetesinin 5 Mart 1925’te çikan son sayisinda Seyh Sait isyani hakkinda su görüslere yer verilmisti: ‘..Yobazlarin sariklari ve yobaz zümresine kefen olmali..yobazlariyle, agalariyla, seyhleriyle, halifeleriyle, sultanlariyla birlikte kahrolsun derebeylik..,irtica ve derebeylige karsi mücadele için, köylüler, ameleler etrafinda teskilatlanmalidirlar.., Ingilizlerin oynattigi irtica kuklasi.., ekalliyet milletlerinin sergerdelerini ayaklandirmanin, eski bir Ingiliz ve Rus oyunu oldugunu.., Seyh Sait ne biçim eskiyadir..,Genç’teki ayaklanmanin gerisinde Kürdistan derebeyleri vardir.., Cumhuriyet hükümeti derebeyligi tasfiye edecektir.. (bkz. Orak Çekiç gazetesi 5 Mart 1925, Mete Tunçay Türkiye’de sol akimlar-I-1908-1925-). Dönemin Türk yönetimi, buna benzer haber ve yayinlar yapan Ahmet Sükrü Esmer, Velid Ebuzziya, Abdulkadir Kemali, Fevzi Lütfi, Ilhami Safa, Ahmet Emin Yalman, Suphi Nuri Ileri Esref Edip, Sadri Ethem, ve Ismail Müstak vs. gibi gazetecileri ve gazete sahiplerini bile „zararli ve yikici yayin’ yapmak ile suçlayarak, cezalandirmisti (bkz.Avni Dogan, Kurtulus ve kurulus sonrasi-1964).

1925 Mayis ayindan itibaren asimilasyon niyetiyle Kürtlerin bati anadoluya sürülmesi tanzim edilerek, bununla Kürdistan’da soykirim politikasinin güçlendirilmesi ve hizli bir sekilde sonuçlandirilmasi öngörülüyordu. Yüzbinlerce Kürt Bati Anadolu’nun degisik sehirlerine yerlestirilmeye çalisildi. Örnegin;1927’de çikarilan ‘Bazi eshasin sark menatikindan garp vilayetlerine nakillerine dair kanun’ konuya biraz daha açiklik getirmektedir. Kürtlere yönelik gerçeklestirilen zorunlu göçertme tedbirleri dönemin Ingiltere büyükelçisi Clerk’in Disisleri Bakani Chamberlain’e 12 Ocak 1927’de yazdigi raporda söyle dile getirmektedir; ‘ Ankara yönetimine baglilik göstermeyen kimseler yola getirilene kadar mahkemelere gerek duyulacak… Asiretleri parçalama, silah toplama ve liderlerin sürgün edilmesi politikasina devam ediliyor… Kürtlerin göçüyle bosalan alanlara, Dobruca’dan, Bulgaristan’dan, Kibris’tan, Kafkaslardan Müslüman göçmenlerin yerlestirilmesi umuluyor…’ Ayrica Clerk, 22 Haziran 1927 tarihli bir baska yazisinda da; „..kabul edilen yeni yasanin Türk hükümetine istedigi sayida insani dogu vilayetlerinden diger bölgelere nakletme yetkisi tanidigini, hükümetin, ayaklanma bölgelerinden özellikle Beyazit’tan 2 bin kadar aileyi batiya sürdügünü…’ raporunda belirtmektedir. (bkz.Bilal Simsir, Ingiliz belgeleriyle Türkiye’de Kürt sorunu, 1975. Politika gazetesi, Ingiliz hükümetine sunulmus gizli raporlarla Dogu, 2 Subat 1977. Naci Kökdemir, Eski ve yeni toprak, iskan hükümleri ve uygulama kilavuzu, 1952). Ayrica tehcir edilen Kürtler arasinda liderlik seviyesinde olanlar ise, general Kazim Dirik komutanliginda olusturulan suikast timleri araciligiyle öldürülmüsler idi.

1925 Kürt milli hareketinin baslamasiyle ortadogu’da ‘Kürdistan’ adinda bir devlet istemeyen batili ülkelerin (Ingiltere, Fransa, Almanya,Italya ve Rusya vs.gibi) Türk yönetimine verdikleri askeri, siyasal ve diplomatik desteklerle yirminci yüzyilin ilk çeyreginde ortaya çikan ve dünyada çok büyük bir siyasal yanki uyandiran 1925 Kürt baskaldirisini bastirilmasini saglayarak, Kürtlerin Ortadogu’da devletsiz ve tüm ulusal haklarindan yoksun birakilmalarina yolaçmisti. Yirminci yüzyilin basinda çok zayif bir sekilde sürdürülen Kürt diplomasisi, Türkiye yönetimi tarafindan ‘dis mihraklarin’ masasi olarak propaganda edilerek, uluslararasi kurumlarla diplomatik iliski kurmaya çalisan Kürt cemiyetleri zararli ve Kürt diplomasisini temsil eden sahsiyetler hain ilan edilmisti.

1925’te Tek parti yani CHP fasizmini temsil eden kadrolar, sömürge Kürdistan’da sik sik proganda ettikleri Türk vatani, Türk yurdu, Türk bayragi, Türk milleti, Türk ülkesi, Türk kültürü, milli birlik ve bütünlük vs. gibi kavramlar da çok dikkat çekmektedir. Türk çagdas demokrasisinin ve adaletinin yani Türk irkçiliginin sömürge Kürdistan’da propganda edilmesinde Türk sol fasizmini tesmil eden Türk aydinlarinin siyasal payi çok büyüktür. Örnegin 1925-1940 yillari arasinda Hakimiyeti milliye, Cumhuriyet, Milliyet, Aksam, Son Posta, Vakit, Zaman, ulus gibi ulusal düzeyde çikan gazeteler ile Ayin Tarihi, Kadro, Fikir hareketleri, Ülkü,Yeni Adam, Çigir gibi propaganda dergileri de incelendiginde bu payin büyüklügünü görmek mümkündür. Özellikle sömürge Kürdistan’da 1925’lerden sonra Türk fasizminin temsilcisi CHP’nin telkinleriyle çagdas Türk demokrasisi ve adaleti adi altinda irkçi propaganda yapan ve „millet-i mahkure’ duygusunu unutmayan Türk aydinlarinin ruh hallerine bakildigi zaman içsellestirilmis asagilik duyguylariyla dolu olduklari görülmektedir. Bu asagilik ruh halleriyle Kürtlere hakaret ederek, asagilamaya çalisiyordular.

1925’ten sonra yapilan açiklamalar Türk irkçiliginin ulasmak istedigi siyasal boyutlari karsimiza çikarmaktadir. Örnegin, Recep Peker Türk demokrasisinin ve adaletinin sadece tek bir irk için oldugunu ve bu siyasi anlayisin disinda kalan Kürtlerin öteki olarak telaki edilecegini su sözlerle dile getirmektedir; „..Hukuki ve siyasi haklar tüm ulus fertleri için geçerlidir. Ancak etnik kökene sahip olanlar ya da olduklarini düsünenler ulusal topluluga katilamazlar. Çünkü ulusal toplulugun tek bir etnik kökeni vardir; o da Türklüktür..’. (Recep Peker Inkilap tarihi ders notlari,1933). Özellikle çagdas Türk demokrasisi ve adaleti namina 1930’lardan sonra Kürtlere hakaret eden ve Türk irkçiligini yücelten Reha Oguz Türkkan ve Nihal Atsiz’in çikardiklari „Orhun’ (1938), „Ergenekon’ (1939), „Bozkurt'(1939) ve „Gökbörü’ (1942) gibi dergilerde öteki olarak görülen Kürtleri nasil yok edebileceklerini tasarliyordular. Yukarida adi geçen dergilerin künyelerinde ise „Türk irki bütün irklardan üstündür’ yazilidir. (bkz. Nihal Atsiz, Yirminci asirda Türk meselesi I, Makaleler, c.3 ve Reha Oguz Türkkan, Türkçülüge giris, Türk milliyetçiliginin üzerinde duracagi meseleler,1940).

1925 Kürt milli hareketinin bastirilmasi ve sonrasinda Kürt kimligi yerine, hirsiz, saki, asi, isyanci, eskiya, bölücü, vatan haini, ingiliz isbirlikçileri, gerici, dünyadan habersiz olanlar,cahiller, gerici feodallere, agalara, seyhlere, seyitlere bagli olanlar vs. gibi hakaretlerle, küfürlerle dolu çesitli asagilayici sifatlarin kullanilmasi uygun görülmüstü. Kürt kimligini ifade eden Kürt ve Kürdistan kavramlarinin cezai tedbirlerle yasaklanmalari saglanarak, bu kavramlar kullanilmadan Kürtlere karsi her türlü asagilayici hakaretin yapilmasi serbest birakilmisti. Örnegin; 1925-1940 yillari arasinda Kürdistan’da ortaya çikan Kürt milli hareketlerinde „Kürt ve Kürdistan’ kavramlarinin kullanilmamasina dikkat edilerek, bunun yerine önemli Kürt sahsiyetlerinin ismi veya bölge ismi ile anilmalari öngörülmüstü. Seyh Sait isyani, Agri isyani, Dersim isyani vs. gibi isimler tercih edilmisti. Yine savasa katilan Kürt savasçilari ise „çapulcu, Hirsiz, padisahligi-seriati isteyen gericiler, asiler, sakiler ve eskiyalar gibi isimlerle kamuoyuna taktim edilerek, propaganda edilmislerdi. Ki buna benzer siyasal zihniyeti hala Ankara yönetimi tarafindan yönlendirilen Türk kamuoyunda ve Türk medyasinda görmek mümkündür.

Tamamiyla Kürt ulusal haklarini elde etme amaciyla ortaya çikan 1925 Seyh Sait Kürt milli hareketi, bagimsiz bir Kürdistan devletini kurma niyetiyle baslamisti. Örnegin Istiklal Mahkemesi’nin karar bölümünde de Kürdistan’in bagimsizligina dikkat çekilerek, sunlar dillendirilmisti; ‘..hepiniz bir noktaya yani müstakil Kürdistan teskiline dogru yürüdünüz. Senelerden beri düsündügünüz ve tertiplediginiz umumi isyani ayaklanmayi yaparak bölgeyi ates içinde biraktiniz…'(Ergün Aybars, Istiklal mahkemeleri). Kürt devletini engellemek için 1925’te Kürdistan’da kurulan Istiklal Mahkemesi bas savcilarindan Ahmet Süreyya Örgeevren ise sunlari açiklamaktadir: ‘Seyh Sait isyani denilen o köklü dalli budakli ayaklanma, bir zamanlar sanildigi ve denildigi gibi, cahil, geriye, kötüye bagli, sapik dinli ve çarpik suurlu bir insanin sahsi bir endise veya maksadiyla meydana gelmis bir isyan degildi. Fakat asil hüviyeti, iç bünyesi, ruhu ve tertipçilerinin maksat ve gayesi bakimindan ise, tastamam bir Kürt milliyetçiligi, Kürt devleti ve hükümetçiligi olmaktan baska bir sey degildi’ (bkz. A. Süreyya Örgeevren, Seyh Sait Isyani ve Sark Istiklal Mahkemesi).

Sonuçta Türk yönetiminin isgal ve sömürge politikalarina karsi 20.yüzyilin ilk çeyreginde çocuklarinin ve torunlarinin özgürlügü için mücadele etmis olan Kürt Seyhleri, Seyitleri yani Kürt liderleri Seyh Sait, Seyit Riza ve onlarla birlikte hareket eden binlerce Kürt 1925-1940 yillari arasinda Kürdistan adinda bir ülke, Kürdistan adinda bir vatan ve Kürtlerin özgürce kendi ülkelerinde yasamalari için verdikleri mücadelelerden dolayi, Türk yönetimi tarafindan acimasizca soykirima tabi tutularak katledildiler. Ankara yönetimi, 1925’ten itibaren sömürge Kürdistan’da olaganüstü güvenlik tedbirleriyle idari hakimiyetini asimilasyon programlari dahilinde Türkçülük ideolojisiyle yönlendirirken, diger taraftan son dönem Kürt tarihini yakindan ilgilendiren bütün olaylari ve olaylarda rol oynayan kesimleri -sahsiyetleri resmi devlet ideolojisinin yani Türk irkçiliginin çikarlarina uygun söylemlerle- dogru olmayan bilgilerle propaganda mahiyetinde kamuoyuna sunmayi gerekli görmüs veya Kürt ulusunu ve Kürtleri ilgilendiren bütün tarihi degerlerle birlikte tabu haline getirilmelerini saglamaya çalismis idi.

Kürdistan’daki soykirimlarda rol alan ve zorunlu Kürt göçertmelerini dogrudan dogruya tanzim ederek, Kürdistan’da etnik temizlik yapan kadrolar ise,Türk tarih arastirmalarinda birer kahraman olarak ilan edilmisti. Türkiye’yi kuran kadrolar, Cumhuriyetin ilk yillarindan itibaren uyguladiklari asimilasyon programlariyla, Kürdistan’da yasayan bütün Kürtlere, Türk aidiyet duygusunu vermek, Türkçülügü asilamak, ‘vatandas, Türkçe konus’ sloganiyle ortaya çikan zorunlu uygulamalarla Kürtlere, Türkçeyi ögretmek, ortak dil yoluyla (Türkçe ile) Kürtleri, Türklerle aynilestirip,Türklerle kaynastirma-Türk unsuru arasinda eritme siyaseti izlemisler idi. 20.yy.’in ilk çeyreginden itibaren Türk unsurunun çikarlari dahilinde Kürdistan’da sinirsiz bir egemenlik kurmaya çalisan Türk yönetimi, sadece Türk unsurunu esas alan misak-i milli taslaginda tanimlanan sinirlar dahilinde „tek bir ulusa ait, tek bir vatan’ yaratma ideolojisiyle, Kürdistan’i, Türklügün ve Türkiye’nin bölünmez bir parçasi haline getirme siyasetine zemin hazirlayarak, bu siyasi yaklasimlarla kamu idaresini ilgilendiren hukuki,siyasi ve sosyal anlamda Türk idari yapisinin Kürdistan’da yerelsellestirilmesine geçerlilik kazandirmaya çalisiyordu.

Türkiye yönetimi, kurulusundan itibaren, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni, Kürtleri yoketme merkezi olarak kullandigindan,Türk siyasal partilerinin birer üyesi ve Türk milletinin bir parçasi olarak seçilen Kürt kökenli mebuslar, Türklügü kabul ettikleri için/onlari Türk telaki ederek, Türk milletini temsil eden meclise mebus olarak kabul etmistir/etmektedir. Yaklasik yüzyildir ‘Türk milletinin’ çikarlari adina Kürdistan’da, Kürtleri yoketmek için soykirim, asimilasyon, iskan ve tehcir etme politikalarini Ankara merkezli Türkiye Meclisi üzerinden uygulayan Türkiye yönetimi, hala Türk siyasal partileri araciligiyla, Kürtleri, Ankara meclisine kanalize etme siyaseti izlemektedir.Türkçü kadrolar tarafindan yönlendirilen Türk basini ve Türk muhafazakar aydinlari Ankara yönetiminin 1925’te Kürdistan’da gerçeklestirdigi soykirim, tehcir, asimilasyon ve zulümleri inkar ederek, Ingilizlerle isbirligi yapan cahil ve gerici halk kavramlarini kullanmayi tercih etmisler idi.

1925 ve sonrasindaki tarihlerde sömürge Kürdistan’da acimasizca Kürt çocuklarini, yaslilarini, kadinlarini ve gençlerini tehcir, asimilasyon ve soykirima tabi tutan Ankara merkezli Türkiye yönetmi, yasamda kalan her Kürt yaslisinin, gencinin ve çocugunun arkasinda gözyaslariyla dolu felaketleri anlatan yasanmis hikayeler birakmisti/ birakmaktadir.

Ali Haydar Koç

Back to top button