Makale

EKONOMIK KRIZ ‘ NEDENI VE ÇÖZÜMÜ 1.Bölüm

1. Bölüm

Söyleye söyleye dilimizde tüy bitti: Türkiye’nin yüz yüze oldugu en büyük sorun Kürt sorunudur. Ülkeyi yönetenler bunu duymazdan, bilmezden geldikleri ve bu sorunu çözmek için gerekli sagduyulu adimlari atmadiklari için de söylemeye devam ediyoruz.

Bu sorunu yaratan Türkiye’yi dünden bugüne yöneten egemen güçlerdir. Onlar Kürt halkina haklarini tanimadilar. Baski ve siddet yöntemleriyle Kürtleri asimilasyona, yani Türklestirmeye çalistilar. Oysa bu mümkün degildi. Hem Kürt halki, salt Türkiye sinirlari içinde ülke nüfusunun üçte birini bulan nüfusuyla (günümüzde 25-30 milyon) hem de genis cografyasi, kadim dili, zengin tarihi ve kültürüyle asimile edilemezdi ve edilemedi. Ayrica bu insani bir yöntem de degildir.

Izlenen söz konusu yanlis politika sorunu giderek büyüttü ve kangren haline getirdi. Türkiye bu nedenle baris ve demokrasiden yoksun hale geldi.

Elbet tek sorun bu degil. Baski gören diger etnik gruplarin (Ermeni, Rum, Laz, Çerkez, Arap vb.) yani sira, inanç alaninda da esitsizlikten ve baskidan kaynaklanan ciddi sorunlar var (örnegin Alevi sorunu).

Su dönemde kitleleri bunaltan en büyük sorun ise ülkenin yasadigi ekonomik kriz. Diger bir deyisle pahalilik ve yoksulluk.

Peki bu nasil önlenecek?

Su günlerde yaklasan 14 Mayis seçimleri nedeniyle insanlar bunu tartisiyor. Muhalefete göre bu krizin nedeni iktidar, o gidip kendileri gelirse isler düzelecek.

Gerçekten öyle mi?

Eger öyleyse çözüm bir bakima kolay. Krizin acisini çeken, bunalan halk kitleleri, yani seçmen çogunlugu oylariyla muhalefeti destekler, iktidari düsürüp onlari iktidar yapar, böylece düze çikilir.

Bana göre de iktidar yiprandi ve bugünkü krizin olusmasinda payi çok. Yani degisimi hak ediyor. Ama bu ekonominin düze çikmasi, toplumun refaha ve demokrasiye ulasmasi için yetmez. Sorun bu kadar basit degil.

Hatirlayalim: 2000’li yillarin basinda da ülke buna benzer büyük bir kriz yasamis ve Türk Lirasi pul olmustu. Bu kriz o dönemdeki anli sanli koalisyon partilerini alasagi etti ve iktidara AKP’yi getirdi. Türk lirasindan 6 sifir atildi!

Bununla toplum bir süre nefes aldi ama ekonomi ve demokrasi için kalici çözüm olmadi. Yirmi yil sonra yine ayni noktaya geldik.

Çünkü ekonominin düzelmesini önleyen büyük kara delik kapanmadi. Bu, çözümsüz kalan Kürt sorunu ve onunla ilgili izlenen yanlis politika idi.

Sorun Cumhuriyetten önce vardi ve Cumhuriyet döneminde de devam etti. Kürtlerin haklari taninmadi ve bu Osmanli’nin son döneminden beri çesitli Kürt direnislerine yol açti. Bu direnisler kanli sekilde bastirildi ve liderleri çogu kez idam edildiler, Kürtlere yönelik kirim ve sürgünler devreye kondu.

Ama bu, yani Kürtlerin silahli kalkismasi ve devletin bastirmasi söz konusu devasa sorunu çözmedi.

1960’li yillara gelince Kürtler sorunun çözümü için barisçi yöntemlere yöneldiler. Demokratik ve sol örgütler devreye girdi. Kürt hareketi hizli biçimde gelisip kitlesellesmeye basladi.

Bu örgütlerden biri Özgürlük Yolu Hareketi (Türkiye Kürdistani Sosyalist Partisi) idi. Bu hareket Diyarbakir ve Agri gibi illerde gösterdigi bagimsiz adaylarla belediye seçimlerini kazandi.

Ayrica Kürdistan Demokrat Partisi, DDKD, Rizgari, Kava gibi örgütler vardi. Bölgede soven-fasist güçler etkisiz kilindilar.

Eger önü alinmasa, barisçi gelisen bu hareket Kürt sorununun çözümü için çok etkin bir muhalefet olabilirdi. Böylece Kürt halki özgürlesir, Türkiye de barisa ve demokrasiye ulasirdi.

Ama rejim bu gelismeden fena halde ürktü. Çünkü onun Kürtlere herhangi bir hak ve özgürlük tanimaya niyeti yoktu.

Bu nedenle ajanlari eliyle sahneye PKK gibi sahte bir Kürt örgütü çikardi. Sözde bagimsizlik isteyen ve ve silahli mücadeleyi baslica yöntem seçen PKK’nin ilk isi (görevi demek daha dogru) barisçi biçimde gelisen Kürt yurtsever örgütlerine saldirmak oldu. Öcalan bunu daha sonra itiraf etti ve söyle dedi:

‘PKK’yi kurduk, 3 yil süreyle ekmegimizi ve silahimizi devlet verdi, korumamizi devlet sagladi. Bizden istedikleri diger Kürt örgütlerine karsi savasmakti ve 3 yil süreyle ne istedilerse yaptik.’ (Daha sonra da yaptilar; hem Türk devletinin, hem Suriye, Iran ve Irak devletlerinin istediklerini…)

PKK, Suriye’nin yönlendirmesiyle 1984 yilinda Türkiye’ye karsi partizan savasi baslatti. Yani bir bakima Türkiye’nin silahi kendisine döndü. Ama o bundan yararlanarak Kürt halkina karsi bir sindirme savasi baslatti. Zaten daha önce bir göçertme plani vardi. Böylece binlerce Kürt köyü ve onlarca kasaba yandi, yikildi, yerle bir oldu.

Bu savas -bir bakima danisikli dövüs- 40 yildir süregelmekte. Bu süre içinde Kürt kesiminde barisçi yurtsever örgütler zayiflar, dagilirken Türk kesiminde de demokrasi güçleri ezildiler ve Toplum asiri derecede militarize oldu; irkçilik ve sovenizm güçlendi.

Onlarca yil boyunca ekonomik kaynaklar silaha ve savasa gitti. Bu kaynaklar trilyonlarca dolar degerindedir.

Merkezi Londra’da olan Demokratik Gelisim Enstitüsü’nün yaptigi arastirmaya göre son 40 yilda buna harcanan para 3 trilyon dolardir. (Bir dolar su günlerde 20 TL’ye ulastigina göre yaklasik 60 trilyon TL…)

Bu ne anlama geliyor düsünebiliyor musunuz?

(Devam edecek)

Kemal Burkay

Back to top button