Makale

Ekonomik, siyasal kriz ve HAK-PAR

Türkiye’de ekonomik krizin derinleserek sürmesi, issizligin, yoksullugun büyümesi ile demokratik degerlerden, evrensel hukuktan uzaklasilmasi arasinda dogrudan bir iliski oldugu ortada.

Bu gün asiri zamlar ve yüksek enflasyonla her gün biraz daha alim gücü eriyen, temel gida madddelerine dahi erisimi zolastirilan toplumun genis kesimleri açlik sinirinda yasamaya zorlaniyor.

Gelir dagilimindaki adaletsizlik her geçen gün daha da büyüyor.

Ekonomik krizin agir yükünün emegiyle yasayanlara fatura edilemesi, ancak, toplumun militarist, irkçi, söven atmosfer altinda tutulmasiyla, demokratik itiraz kurumlarinin etkisizlestirilmesiyle saglanabiliyor.

Demokrasi ve özgürlük alanlari daraldikça yoksulluk artiyor.

Türkiye’de gerçek anlamda bir demokrasi de hukuk düzeni de var olmadi.

Muhalefetteyken demokrat olanlarin iktidara gelince birer diktatöre dönüsmelerine neden olan nedir?

Sürekli olarak darbeler, siki yönetimler, olaganüstü hal rejimleri ve her türden otoriter, demokratik olmayan, keyfi yönetimlere, hukuksuzluklara kaynaklik eden kosullar nedir?

Elbette bu durumun nedeni Kürt sorunu, Alevi sorunu gibi temel yapisal sorunlarin adil çözüme kavusturulmamasidir. Bu konularda izlenen çözümsüzlük politikasi, ancak ülke kaynaklarini yutan militarist çarkin sürekli büyütülmesi ile, adeletsizligin, hukuksuzlugun, keyfiligin, otoriter anlayisin egemen kilinmasiyla sürdürülebilmekte. Bu durum demokratiklesmenin önü sürekli olarak tikamakta, otoriter ve hukuksuz, keyfi yönetimlere zemin hazirlamaktadir.

Dünden bu güne Kürt sorununda izlenen militarist baski politikalari, irkçiligi, sövenizmi, hukuk tanimamazligi büyütürken, giderek tüm alanlarin da çürümesine, enfekte olmasina neden olmaktadir.

Kürt kentlerine yönelik insan haklari ihlalleriyle, huuksuzluklarla sürdürülen olaganüstü rejim uygulamalari, keyfi yönetimler bir süre sonra tüm Türkiye’yi kapsama alanina almasi bundandir.

Kürt halkinin en temel ve mesru haklarinin dahi baski altinda tutulmasini, siyasetçilerine, aydinlarina, kurumlarina, belediyelerine, vekillerine yönelik gerçeklestirilen keyfi, hukuk disi uygulamalari görmemezlikten gelenlerin, rutinden kabul edenlerin bir süre sonra ayni hukuksuzluklarla karsilasmasi, magdura dönüsmesi gecikmemektedir.

Pek çok olay gibi, son günler de CHP li Istanbul Belediye Baskani Imamoglu’nun da bu hukuk tanimazligin magdurlari arasina katilmasi tam da bu türden bir gelismedir.

Elbetteki, elestiri nedeniyle hakkinda dava açilan Imamoglu’na verilen ceza keyfi ve hukuk disidir. Bu hukuksuzlugun Istinaf veya Yargitay asamasinda bir an önce düzeltimesini diliyoruz.

Ve bir kez daha hukuksuzluk karsisinda sadece kendisine veya kendi yandaslarina dokunuldugunda ‘ah’ demenin çogu zaman geç olacaginin artik görülmesi gerektiginin altini çizmekle yetinelim.

HAK-PAR’a gelince;

2002 yilinda sosyalist, milliyetci, liberel, muhafazakar ve diger egilimlerden samimi yurtseverlerin Kürt halkina dayatilan teslimiyetçi politikalari reddederek , halkimizin temel istemlerine sahip çikan güçlü bir seçenek yaratmak amaciyla bir birlik projesi olarak kurduklari HAK-PAR önemli mesafeler kat etse de henüz istenilen, hak ettigi yerde degil.

Sadece HAK-PAR degil Kürt hareketi de bir bütün olarak istenilen yerde degil.

Elbette bu olumsuz durumun pek çok nedeni var.

Bunun en basta gelen nedeni; Kürt halkinin hakli ve mesru taleplerini kararlica savunan kadrolar eliyle legal, barisçil demokratik bir kanalda yürürtülecek mücadeleyi risk olarak gören ve Kürt birligini engelemek için elinden geleni yapan sömürgecilerdir.

Onlar karanlik merkezlerinde hazirladiklari senaryolarla, ürettikleri örgütlerle, kendi mutfaklarinda büyüttükleri kadrolarla kürt hareketini dejenere etmek için çesitli oyunlar oynamaya devam etmektedirler.

70li yillarda sömürgeciler tarafindan kendi labaraturlarinda yaratilan ve Kürt hareketine asilanan Öcalan ve PKK bu türden basarili bir oyundu.

Öcalan ‘devrimin dili ve eylemi’adli kitabinda MIT ile iliskilerini, MIT’in parasiyla örgütü kurduklarini, onun entelektüel gücünden de yararlandiklarini övünerek anlatir.

Kürt hareketi bu örgüt ve kadrolar eliyle hem siddete yöneltildi, hem de etkisiz kilindi. Sömürgeciler, Öcalan’in temsil ettigi ve ‘teröristlikle’ etiketlenen bu sahte ‘radikal Kürtçü’ hareketle gerçek Kürt yurtsever hareketinin gelismesini engelledi.

Kuzey Kürdistan’da neredeyse kirk yil Kürt gençlerinin kirimi, Kürt köylerinin bosaltilmasi ve milyonlarca Kürdün topraklarindan koparilarak metrepollere sürülmesi ile devam eden bu ugursuz oyun, ayni sekilde Güney Kürdistan’da Suriye’de Bati Kürdistan’da da sömürgeci politikalara hizmet edecek sekilde devam etmektedir.

1970li yillarda sömürgecilerin yaptigi ugursuz müdahele, 1990larda Kürt yurtsever hareketinin legal alanda baslattigi mücadelede de tekrarlandigini görüyoruz.

SHP sirf Paris’te yapilan bir Kürt konferansina katildiklari için Kürt milletvekillerini partiden ihraç ettiginde basalayan, Kürtlerin kendi legal partilerini kurma arayisi Halkin Emek Partis HEP ile sonuçlanmisti. PKK disindaki tüm kürt yurtseverlerinin yani sira demokrat Türk kadrolarin da yer aldigi HEP’i PKK önce hayin ilan etmisti. Türk partilerinden kopusa neden olacak ve kitlesellesme potansiyeli olan bu girisime karsi MIT’in harekete geçmesi gecikmemisti. HEP’in kurulusu asamasinda genel baskan olmasina kesin gözüyle bakilan Aydin Güven Gürkan MIT elemanlarinin baskisiyla geri çekildi, yerine Fehmi Isiklar’in geçmesi saglandi.

Daha sonra sömürgeci rejim Kürtlerin ayri bir parti ile kendi temsiliyetlerini yaratmasini büyük bir risk olarak görerek PKK’nin HEP’e katilmasini sagladi. Sonrasi malum….

PKK’nin yaptigi ilk is HEP’i yeniden SHP ye yamamak oldu.

Fehmi Isiklar devletin kendisine verdigi görevi PKK ile birlikte yerine getirmis ve HEP’i SHP ye katmayi basarmisti. Bu durumu bir röportajinda da keyifle açiklamisti.

SHP kapatildiktan sonra da kurulan DEP, HADEP ve diger partilerde de Kürt yurtseverleri adim adim tasfiye edildi.

Legal alanda da PKK tarafindan yönetilen partilerin hakimiyeti pekistirildi.

Samimi Kürt yurtseverleri legal alanda mücadeleyi terk etmek yerine PKK ile yollarini ayirdilar. Demokrasi ve Degisim Partisi , Demokrasi ve Baris Partisi, Katilimci Demokrasi Partisi gibi legal partiler kurarak bu oyunu bozmaya çalistilar.

Öcalan yakalanip Türkiye’ye getirildikten ve ‘Anam Türktür, hizmete hazirim’ diyerek Türk devletine teslimiyetini ilan ettikten sonra, ‘bagimsiz devlet kuracagim’ diye Kürt gençlerini daga çikaran PKK de, TC ye hizmet perspektifi ile Öcalan’in ürettigi ‘ortak vatan, demokratik cumhuriyet’ tezlerine sarilinca Kürt toplumunda, hatta Kürt politik kadrolarinda baslayan moral çöküntüsü hat safhaya ulasti

Iste tam da bu süreçte ‘Hayir, Biz Kürt halkinin hakli ve mesru haklarini talep etmeye, savunmaya ve bu ugurda mücadele etmeye devam edecegiz’ diyen farkli gelenek ve egilimlerden gelen samimi yurtseverler bir araya gelerek 2002 de HAK-PAR’i kurdular.

Ancak HAK-PAR bir yandan rejimin fiili baskilari ile öte yandan yasaklar ve engelemelerle dolu mevcut yasal mevzuatin kiskacinda siyaset yapmak zorunda kaldi.

HAK-PAR, hakkinda açilan kapatma davasini kil payi ile kazandi.

Ilk kez legal alanda bir parti, programina federasyonu koyma hakkini bu hukuk mücadelesiyle elde etti.

Ancak ve sadece, iyi bir program, demokratik isleyisi ön gören tüzük ve samimi kadrolarin varligi tek basina yetmeyecegi de ortada. Bu büyük bir davadir ve sabirla ustalikla ilmek ilmek örülmesi zorunludur.

Öncelikle Kürt toplumuna egemen kilinan kendi ulusal kurumlarina yabancilasma, uzak durma, destek olmama kültürünü asmak, sömürgeci kurumlarda var olma, hatta basi çekme anlayisini tersine çevirmek çok uzunca bir çaba gerektirir.

Sömürgecilerin legal alana müdahalesinin yani sira Kürt yurtsever kadrolari arasinda birlikte çalisma kültürünün zayifligi, kendini ve kendi kisisel çikarlarini her seyin üstünde gören bireylerin yararttigi güvensizlik, binbir emekle insa edilen politik yapilari vekillik karsiligi pazarlama egilimi, zaten varolan olumsuz kosullari daha da agirlastirdi.

HAK-PAR kadrolari bir dava partisi olarak ve sabirla yoluna devam etmek gerektiginin bilinciyle hareket etti.

Devlet legal alani da kendi istedigi gibi dizayn etme çabasindan vaz geçmemektedir.

Eski devlet balani Besir Atalay ‘HDP yi Imarli’da Öcalan ve MIT ile birlikte kurduk’ diyerek legal alana da nasil müdahale ettiklerini itiraf etti. HDP de kimin, nerede, hangi pozisyonda görev alacagini , izleyecegi temel siyaseti ki kamuoyuna ‘Türkiyelilesmecilik’ olarak yansitildi, MIT’in belirlemesi ilginç degil mi?

HDP parlatilarak çekim merkezine dönüstürüldü. Ve kisisel ikbal pesinde kosanlar açisindan parlak, kestirme bir odak olarak görevini layikiyle yapti.

Selahattin Demirtas mahkeme de “MIT Müstesari Hakan Fidan’in kendisiyle görüsmek istedigi”ni hatirlatarak ‘Bana Öcalan’in yerine geçme teklifi yapildi. Reddettim. Biz biziz, Öcalan Öcalan’dir. Öcalan’in Ortadogu siyasetini etkileyecek gücü ve misyonu var. Biz de parlamentoda çözüm aktörüyüz’ diye konusurken bir gerçegi ifade etmektedir. O da Milli Istihbarat Teskilati MIT’in nasil Kürt siyasetine müdahale ettigidir.

MIT, Öcalan’la birlikte zaten o dönem HDP nin basinda olan Demirtas’i PKK nin etkiledigi legal- illegal tüm yapilanmalarin üst kurumu olan KCK yapilanmasinin da basina geçirmek istemektedir.

Bu ugursuz iliskilerin elbet agir sonuçlari da oldu, olacak;

80 milletvekili, 6 milyon oy, yüzü askin belediyeye ragmen HDP nin oylarini aldigi Kürtlerin, ulusal istemleri paralelinde siyaset yapmak yerine Kemalist fasist kesimlerle, Islamci fasist kesimler arasindaki iktidar mücadelesinin bir aparatina dönüsmesinin nedenini tam da bu ugursuz iliskide aramak gerekir

Demirtas’in 2016 da Baskanlik sistemiyle ilgili olarak ilkelerinden vazgeçmediklerini ve büyük bir faciayi önlediklerini belirttikten sonra , ‘Baskanlik sistemine evet deseydik, AKP’li Kürtlerin sorunlari çözülürdü ancak halkin sorunu çözülemezdi’ , ‘Ver baskanligi al özerkligi diyenler kusura bakmasin, biz demokrasi için mücadele ediyoruz. Sadece Kürde demokrasi olamaz’ diye konusmasinin sifrelerini de bu iliskide aramak yanlis olmaz.

Kürt yurtseverleri MIT’in Kürtlere örgüt ve lider atama çabalari üzerinde daha ciddiyetle düsünmeli ve daha dikkatli siyaset üretmelidir.

Anlasilan o ki devlet legal mesru, barisçil, demokratik Kürt temsiliyetini bu türden müdahalalerle, proje yapi ve kadrolar eliyle engelleme siyasetini sürdürecektir.

Öte yandan MIT tarafinda insa edilen bu yapi ile ‘Kürdistanilik’ adina flört eden, ittifak için çirpinan siyasetçilerimiz de az degil.

Bu oyunu desifre etmek ve bozmak, halkimiza güçlü br alternatif yaratmak yerine her seçim öncesi HDP ile ittifak için çirpinan bu siyasi kadrolar, HDP yi mesrulastirmaktan onlari Kürtlerin temsilcis, konumunda tutmaktan baska is yapmamaktadirlar.

HDP hiçbir zaman Kürt partisi oldugunu söylemedi. O kendini ‘Halklarin Partisi’ olarak tanimladi. Merkez yöneticilerinin, vekillerinin genelbaskanlarinin ezici çogunlugu da Kürt degil. Bu güne dek degiserek gelen 12 esgenel baskandan sadece Selahattin Demirtas Kürttür. Ne hikmetse Onu da MIT Kürtlerin basina getirmek istemektedir!

Buna ragmen her seçim sürecinde HDP yi Kürt Partisi, hatta Kürdistani Ittifakin bas aktörü olarak ilan eden bu siyasetçilerin hesaplarinin baska oldugu malum.

Iste tam da bu nedenle HAK-PAR önemlidir. Ve onu gözümüz gibi korumak, gelistirmek, halkimizla bütünlestirmek, MIT’in oyunlarini bozmak yurtseverligin geregidir ve boynumuzun borcudur.

HAK-PAR Kürt yurtsever hareketinin sigortasidir. Samimi yurtseverler açisindan birlik zeminidir. Bu güne dek izledigi bundan sonra da izleyecegi politakalarin merkezinde Kürt halkinin mesru haklarinin elde edilmesi vardir, olacaktir.

Temel mücadele yöntemi olarak barisçi siyasal yöntemleri seçen HAK-PAR Kürt halkinin temel taleplerini dile getiren, çagdas bir programa sahiptir

Program ayni zamanda Alevi halkin hakli taleplerini, kadin haklarini, emekçilerin haklarini, çevre sorunlarina çözümü, temel insan hak ve özgürlüklerini, AB standartlarinda bir demokrasiyi de içermektedir.

HAK-PAR dogru bir seçenektir ve onu büyütmek kitlesellestirmek bizim öncelikli görevimizdir.

9. Kongremizin ardindan önceliklerini iyi belirleyen Parti Meclisi 5 ay gibi kisa bir sürede partimizin seçimlere katilmasi için gerekli olan Türkiye’nin 41 ilinde ve bu illerin ilçelerinin en az üçte birinde teskilatlanma sartini yerine getirdi.

HAK-PAR bu gün itibariyle 43 ilde teskilatlanmasini bitirmistir. Teskilatlanma çabasini araliksiz sürdürmeye de devam edecektir.

Simdi de yeni bir program yaparak önceliklerimizi tespit ederek adim adim kitlesellesmek için gerekli olan diger sartlari yerine getirelim. Mali kampanyamizi sürdürelim. Kurusal yapimizi daha da güçlendirelim.

Disimizda kalan samimi yurtsever kadro ve hareketlerle bir araya gelelim. Birlikte neler yapabilecegimizi konusalim. Bir yol haritasi olusturalim. Bu konuda yapilacaklarin genel çerçevesini çizelim. Elbette bu da rastgele olmamali, kiminle hangi çerçevede ve nasil görüsecegimizi tartisip kararlastiralim ve yine bir planlama yaparak adim adim hayata geçirelim.

Biz seçimleri önemsiyoruz ancak kendimizi sadece seçimlerle sinirlamiyoruz. Atacagimiz adimlari dikkatle atmaliyiz. Perspektifimizi seçim süreçleri ve sonrasini da gözeterek olusturalim. Ve bir dava partisi olma bilinciyle bu günden yarinin güçlü temsil ve legal mücadele aracini insa etmek için hareket edelim.

Türkiye’de siyaset yapiyoruz. Kendi içimize kapanarak, siyasetten dislanmaya neden olacak tutumlardan uzak durmayi basarmaliyiz. HAK-PAR’i siliklestirecek onu yamanmaci bir pozisyona sokacak iliskilerden de özenle uzak tutmaliyiz. Kendi ilkelerimizden, durusumuzdan taviz vermeden kararli ancak ilimli, diyaloga açik bir uslupla siyaset yapmayi bir yöntem olarak benimsemeliyiz.

Sabirli olmaliyiz. Basaracagiz!

Aydin Günesli

Back to top button