Erdogan-Aydin Dogan Kavgasi: Ifade Özgürlügü mü Tetikçilik mi?
Her seçim arifesi gündeme gelen Erdogan-Dogan kavgasi bu kez de seçim sonrasi unutulur mu, yoksa fakli bir boyut mu kazanir bugünden kestirmek zor görünüyor. Olaylar karsilikli atismalar, açiklamalar, yazismalar ve Hürriyet´e ve onun yazari Ahmet Hakan´a yönelik saldiriyla birlikte Türkiye´nin resmi ve gölge iktidari’ arasindaki güç ve iktidar savasindan çikip, basin, düsünce ve ifade özgürlügü’ kapsaminda tartisilmaya baslandi.
Neden ne olursa olsun, rakiplerini hedef göstermek, kiskirticilik yapmak da bir çesit tetikçiliktir ve en az siddetin kendisi kadar agir bir suçtur. Yogun tehdite ve tacize maruz kalmasina ve israrli koruma taleplerine ragmen gerekli önlemi almayan, üstelik bizzat sorumlulari ve gazeteci kimligi tasiyan taraftarlari tarafindan tehdit etmesinden ötürü, olayin arkasinda olsun ya da olmasin bu saldirinin gölgesi büyük ölçüde iktidarin üzerine düsmüstür.
Saldiriyla birlikte motif degistiren olaylar, bu iktidarin ilk yillarina kadar gider. Erdogan´in çesitli vesilelerle gündeme getirdigi olay, Aydin Dogan´in kendisini ziyaret ederek rezidans’ yapmayi planladigi Hilton´un önündeki devasa arazinin tanzimi konusunda kendisine araci olamasini istemesiyle gündeme geliyor. Bu arada elindeki medya, finans ve mali gücün sagladigi öz güvenle ‘Erdogan´in ifadesiyle- yarim agiz tehdit de savurur Aydin Dogan: ‘Öyle dönemler oldu ki biz hükümet getirdik, hükümet götürdük.’
Gerçi Aydin Dogan az buz degil, tam üç milyar dolarlik proje ile ilgili görüsmeyi de tehdit niteligindeki sözlerini de kabullenmiyor: ‘Ben Basbakana Hilton için gitmedim. Ben gidip kendisine ‘2.5 milyon dolar param var, rafineri kurmak istiyorum, ruhsat lazim. Üç yil sonra bitirecegim’ dedim. Basbakan da ‘Orayi sana veremem oraya Çalik Grubu talip’ yanitini verdi’ diyerek son günlere damgasini vuran ‘düsünce ve ifade özgürlügü’ kavgasinin ardindaki gerçegi bizzat kendisi açikliyor.
Bu olayda Dogan´in tehditlerinin tek tanigi Cumhurbaskani Erdogan… Inanip inanmamak sizin tercihiniz. Hatta kayitlara geçtigi halde Albayrak’a söyledigi ‘Refahyol sirketlerimize 60-70 kisilik teftis ekibi gönderdi. Arkadaslara sordum durumumuz ne diye, ‘Böyle giderse bizi batirirlar dediler. Çiller’e sordum, beni oyaladi. Baktim kirk yillik sirketimi batiracaklar, ben de hükümeti yiktim.’ biçimindeki ifadelerine inanip inanmamak da size bagli. Ama benim için bu basin grubunun ‘düsünce ve ifade özgürlügü’ ile ‘güç ve çikar kavgasi’ndaki yerini en iyi açiklayan sey, Hürriyet´in kurucusu Sedat Simavi´den gazeteyi devralan oglu Erol Simavi´nin 1988’de Basbakan Turgut Özal’a yazdigi mektuptaki referans niteligindeki sözleridir: ‘Türkiye’de birinci kuvvet ordu degil medyadir. Çünkü orduyu darbe yapmaya medya hazirlar.’
Sadece darbecilik degil, yazarlari tetikçilik de yapan bir kurulusunun elde etmege çalistigi ihalelere, reklam gelirlerine, kamu bankalarina, kârli devlet kuruluslarina ellerindeki en etkili güç olan medya sayesinde nasil sahip oldugunu yine bir zamanlar bu camiada ‘tetikci’ (yoksa gazeteci mi deseydim) olarak görev yapan Fatih Altayli´dan dinleyelim:
1) Dogan Grubu Petrol Ofisi’ni Is Bankasi ile birlikte satin almisti. … Vatan Gazetesi ve Aydin Dogan medyasi Is Bankasi yönetimine saldiriya geçtiler. Önce Genel Müdür, sonra Yönetim Kurulu Baskani Metin Tiryaki hedef alindi. Günler süren yayinlar yapildi. Ne oldu? Is Bankasi, elindeki Petrol Ofisi hisselerini Aydin Dogan’a satti. Aldigi günkü fiyattan. Sirketin kazandigi deger göz önüne alinmadan, üstelik 5 yil vadeli 560 milyon dolara.
Aydin Dogan 5 yil vadeli 560 milyon dolara aldigi hisselerin yüzde 34’ünü iki ay sonra Avusturyali OMV’ye satti. 1 milyar Euro’ya. Yani 1,5 milyar dolara. 2 ayda 1 milyar dolar kâr… Pekiyi o Is Bankasi kimin kontrolünde? Baykal’in. Buradaki 4 yönetim kurulu üyesini bizzat Baykal atiyor. Gördünüz mü isbirligini?
2) Pekiyi Aydin Dogan Disbank’i kimden satin almisti? Bildiniz, Is Bankasi’ndan. Ama Aydin Dogan’dan bes kurus para çikmadi. Çünkü satin almasi için gerekli parayi da yine Is Bankasi verdi. Frankfurt Subesi üzerinden Aydin Dogan’a kredi açarak. Aydin Dogan Is Bankasi’nin parasiyla, Is Bankasi’nin bankasini aldi. 17 milyon dolara aldi, 1,5 milyar dolara satti… Her biri birer etik, ahlâk timsali olan Deniz Baykal veya Aydin Dogan ya da Is Bankasi içindeki CHP’li üyeler bu islerin arkasindaki sirri açiklar mi acaba? Simdi Baykal’a soruyorum, sizin tepkinizin gerekçesi gerçekten basin özgürlügü mü, yoksa Aydin Dogan’la aranizdaki iliskiler agi mi?
Iste günlerdir tartistigimiz ‘basin ve ifade özgürlügüne’ yönelik saldirinin arkasindaki gerçek nedenler…
Baska bir ifadeyle ‘basin ve ifade özgürlügü’nün Türkçesi…
Sadece kagit masrafinin, gazetenin satis fiyatindan daha fazla oldugu bir yerde yapilan is gazetecilikten bambaska birseydir!
Elde ettigi güce dayanarak bütün iktidarlarin ‘gölge hükümeti’ olan devasa bir gücün, bu iktidar döneminde bile ‘1’e 5 kazanmasina ragmen devlet mali denilen ‘deniz’ suyunun kendi arklarinda istedikleri gibi akitamamanin kavgasini medya üzerinden izliyoruz.
Bir devlet baskani gibi degil, hatta bir basbakan gibi bile degil, bir parti baskani gibi davranarak toplumu kutuplastiran, muhaliflerini susturmaya çalisan iktidar da sözkonusu olsa, çikar iliskisi üzerinden yürüyen bu hesaplasmadan ‘basin ve ifade özürlügü’ ile ilgili bir hikaye çikarmaya kalkmak en hafif ifadeyle aklimizi ve vicdanimizi ‘Amiral Gemisi’ kaptanlarinin çizdigi sinira hapsetmek olur.
Bu ülkede basinin gerçek anlamda ‘düsünce ve ifade özgürlügü’ diye bir sorunu dün de olmadi bugün de yok; çünkü bu ülkede basin yok!
Düsünce özgürlügünün gerçek tarihi, bizzat bu basin tarafindan kovulan, aç birakilan, ihbar edilen, hedef gösterilen aydinlarin, yazarlarin, sairlerin kisisel tarihlerinde aranmalidir. Düsünce ve basin özgürlügünün tarihi bir yönüyle de bu insanlarin bir taraftan iktidarlara, diger taraftan medya patronlarina karsi vedigi kavganin tarihidir.
Türkiye’de birinci kuvvet olup orduyu darbe yapmaya hazirlayan Hürriyet´in yayin hayati boyunca yaptigi tek sey kiskirticiliktir. Bunu 6-7 Eylül olaylarinda da yapmakla kalmayip ertesi gün attigi “Nümayis gecesi tahrikat yapan otuzdan fazla komünist yakalandi” mansetiyle, bu toplumun tarihinde hâlâ kapkara bir leke gibi duran 6-7 Eylül olaylarinin suçunu Aziz Nesin, Kemal Tahir, Hasan Izzettin Dinamo, Dr. Müeyyet ve Can Boratav, Dr. Hulusi Dosdogru, Dr. Nihat Sargin, Asim Bezirci, Faik Muzaffer Amaç, Aslan Kaynardag, Ilhan Berktay gibi aydinlara yüklemeye kalkmistir. (http://bianet.org/bianet/medya/149698-6-7-eylul-1955-i-basin-nasil-gordu)
Ahmet Kaya´nin ‘serefsiz’leri hâlâ bu ülkenin en muteber ‘gazetecileri’ olarak suratimiza tükürmeye devam ediyor! Bu ülkede ‘öteki’ durumuna sokulan tüm siyasi-etnik-inanç-kültürel gruplar bu medya grubunun yayin hayati boyunca baslica hedefi olmustur.
Kiskirttiklari kitleler ise bugün ‘ufacik bir hedef sasirmasiyla’ Hürriyet´in camlarini indirmeye kalkarken, hiç beklemedigi olay karsisinda soka giren Sedat Ergin, ’40 yillik gazetecilik hayatimda ilk defa korktum’ diyerek herkesi kendilerine yapilan saldiriya karsi duyarli olmaya çagiriyordu.
Sedat Ergin çok hakli, ama bu ülkede sesini çikarabilecek pek kimse kalmadi. ‘Çingeneler’ i onlar susturdu. ‘Yahudiler’ simdi toplama kamplarinda, ‘sosyal demokratlar’ i kendilerine benzettiler, artik bu ülkede vicdan sahibi din adami yetismiyor. Geriye kalan birkaç kisi ise kendi yaralariyla mesgul.
Hep söylenir: ‘Adalet herkesin hakkidir’ diye.
Ama demokrasi ve onun sagladigi huzur sadece onu hakedenlerin…
Ziya Laçin
