Eski siyaset anlayisi ile sorunlar çözülemez – 2. Bölüm

MEVCUT SIYASET ORTAK VE ONURLU BIR GELECEK KURMAYI ENGELLEMEKTEDIR
Cumhuriyetin kurulmasindan sonra Türkiye’de bu güne dek çok sey degisiti. Bu degisim bu gün bas döndürücü bir hiza ulasti. Ortadogu ve bölgede taslar yerinden oynuyor, S.Picot süresini doldurdu. Lozan’in 100.yilina az bir zaman kaldi. Seksen yil önce ABD, Avrupalilarin da mutabakati ile Ortadogu’da sinirlar olusturmus ve bu bölgeyi demografik ve etnik yapisina aldirmadan sekillendirmisti. Simdi bu ‘eski’ sekil artik ABD’yi bile tatmin etmiyor. Bu nedenle bölge çare yok yeniden sekillenecek. Bu nedenle bölge üzerindeki emperyal güçlerin emelleri yeniden alevlenecek.
Dünya degisiyor, bölge degisiyor, toplum degisiyor, bilim ve teknoloji alabildigince insanliga yeni olanaklar sagliyor. Iletisim ve bilgi çaginda her sey degisiyor, yenileniyor. Toplumsal ihtiyaçlar çaga uygun çözümler gerektiriyor. Kisacasi hiçbir sey eskisi gibi olmuyor ve olma kosulu da yok. Yeni çagda eski siyasetle toplumu yönetmek olanakli degil. Bu nedenle yeni ve degisen döneme uygun yeni bir siyasete gerek var.Toplumun degisen ihtiyaçlarini karsilamak için yeni bir anlayisa ihtiyaç var.
TC’nin resmi ideolojisi, Türkiye toplumu, sosyo-federal ve heterojen bir yapida oldugu halde resmi siyaset bu yapiyi ret, inkar ve hatta zaman zaman imha etmeyi önüne koydu. Tehdit olarak algiladigi ‘Türk’ olmayanlari ‘tedip’ ve ‘tenkile’ tabi kildi. Mecburi iskâna, göçe ve sürgünlere tabi tuttu. Kemalist siyasetin niyeti teklesme ve türdes bir yapi olusturmakti. Toplumu çogulcu yapidan ve o görünümden kurtarip ‘homojenize’ etmekti. Türk siyaseti geçmisten beri iste böyle bir sabika tasiyor ve bu vebalin altinda.
100 yildan beridir bu nedenle Türkçü siyasetin basi beladan kurtulamadi.
Kemalist rejim Türk olmayan etnik kimliklerin ve dinsel topluluklarin aidiyetlerini sarsmaya, yok etmeye ve onlari ‘Türk ve Mutlu’ gibi göstermeye ciddi çabalar harcadi. Türk siyaseti esas olarak mevcut ana kimlikleri ve aidiyetleri yok edip siliklestirebilecegini saniyordu. Eski siyaset anlayisi herkese -Türk olmadiklari, olmadigi halde- Türk kimligini yapistirdi. Farkli kimliklerin Türklüge ait olduklarini ispatlamak ve dünyayi, toplumu buna inandirmak için bir dünya ‘ucube’ ve ‘komik’ tezler gelistirdi. ‘günes dil teorisi’ ‘kart-kurt’ ‘dagli Türkler’ ‘oguz ve kayi boyu kavimler’ ve bunun gibi bilime ve sosyolojiye aykiri görüsler ileri sürdü. Ama nafile. Örnegin en büyük tehdit unsuru olarak gördügü Kürt kimligi ve aidiyetini yok edemedi.
Degisimi gerçeklestiremeyen ve Statükonun korunmasinda israr eden Türkçü siyaset geçmisten beri öyle bir algi operasyonu yapti ki, farkli kimlikleri ve özellikle de Kürt kimligini ‘gereksiz’ ve ‘geçersiz’ olarak gösterdi. Ülkenin yegâne geçerli, makbul ve muteber kimligi olarak da Türk kimligini öne çikardi. Türkleri egemen ve ayricalikli bir kimlik olarak ilan etti. Türk egemenligini ‘mesru’ kilmak için elinden geleni yapti.
Farkli kimliklerin sarsilarak ret ve inkâr edilmesinin bir ayagini sürgün, katliam, yok etme ve göçertme olustururken, diger ayagini da asimilasyon olusturdu. Türkçü siyaset istedigi sonuca tam anlami ile ulasamadigini gördügünde ise bu kez de hileli yönlendirme, güdümleme, manipülasyon ve entegrasyona davetiye çikardi. Son dönemde israrla yapilmak istenen sey, entegrasyonu gerçeklestirme çabalaridir.
Kürtleri ve diger farkli kimlikleri ‘teb’a’ ‘tabi olmus, katilmis, Türklügü benimsemis’ olarak gördü. Bu görüs açisi beraberinde o kimlikleri asagi görmeyi de getirdi. Rumlarin can havli ile topraklarindan göç etmesi, Alevilerin ‘Islamlastirilmasi’, Aleviligin Islamiyet içinde bir ‘mezhep’ gibi görülmesi, safi’i mezhebinin ‘Hanefilestirilmesi’,Rumlarin göçertilerek kaçmalarinin planlanmasi, Ermenilerin tehcir ve katliaminin caiz görülmesi Türkçü siyasetin dogasindan kaynaklanmaktadir.
Çok kültürlü ve çok kimlikli olan Türkiye cografyasi, Türkçü siyasetin bütün çabalarina ragmen tek ses ve tek kimlige dönüsemedi. Bu Türkçü siyasete dert oldu.
Burada isaret etmekte yarar var ki, Türkiye’nin sosyo-federal yapisi içinde Kürtler topraga bagli bir dile sahiptirler ve topraga bagli dili ve aidiyeti olan kadim bir tarihe sahiptirler.
Diger ‘davet edilmis’ kimlikler ( Kafkas ve Balkan boylari) ile Araplarin, topraga bagli dil özellikleri yoktur.
Rum, Pontus ( Laz) ve Ermenilerin ise böyle bir özelligi oldugu halde bu degerlere bagli bir statü talepleri yoktur.
Bu nedenle Türkiye’de Federasyon talebi Kürtler bakimindan yerinde ve mesru bir taleptir.
Kendi ideolojisini ‘Türk Ulusu’ insa etmek üzerine bina etmis olan Kemalizm, sadece bir etnik kimligin, yani Türk kimliginin yararina olan her seyi yapti, bütün hayatini da Türk kimliginin güçlenmesine ve farkli olan kesimlerin Türklestirmesine adadi. Yani onlarin deyisi ile ‘varligini Türk varligina armagan’ etti.
Eski köhne Türk siyaseti, degismemekte israr etmekle 100 yildir yurttaslarina kötülük yapiyor.
Eski siyaset anlayisi, Türkiye’de etnik, dini ve ulusal sorunlari inkarci ve irkçi-soven anlayisindan ötürü çözemedi, hep erteledi ya da görmezden gelerek adeta ‘devekusu’ siyaseti izledi. Eskimis siyaset tüm demokratik kanallari kapali birakti. Ret ve inkar konusundaki son yillarda ‘övüne övüne’ anlatilan ve tipki bir ‘lütuf’ gibi sunulan sey aslinda gasp edilmis onlarca kolektif haktan sadece bir tanesinin fekidir. Dil ve kimligin üzerindeki inkârin kalkmis olmasi onlarin ‘özgürlesmesini’ beraberinde getirmedi.
Kürt ve Kürdistan sözcükleri hala resmi ve kamusal alanda özgür degil, yasal güvence altinda hiç degil.
Kürdistan Sosyalist Partisinin (PSK) tabelasi Manisa’da sirf ‘Kürdistan’ kelimesinden ötürü indirildi.
Kürt dili egitim-ögretim dili degil. Dil ve kültür alanindaki soykirim ve talan hala devam ediyor. Kürtçe basin yayin olanagi olsa bile mevcut yönetim kendi gibi olanlari tolere etmektedir. Kaldi ki bu basin yayin faaliyetleri dahi yasal bir güvence altinda degildir. Geçenlerde aralarinda çocuk kanali ‘Zaruk Tv”nin de oldugu ondan fazla yayin kurulusunun engellenmesi bunun en açik örnegidir.
Buradan bakildiginda eski siyaset anlayisinin tüm reformlari engelledigini, degisim ve dönüsümün önünde ciddi bir engel olusturdugunu görmek mümkün. Türkçü resmi siyaset ‘üniter’ yapidan ödün vermeyen tarzi ile çogulcu, çok kimlikli ve katilimci bir siyasal ve toplumsal yasama cevaz vermemektedir.
Bu nedenle , darbe karsiti sokak eylemlerinde zaman zaman dile getirildigi üzere,’çok renk, tek ses’ özleminin gerçeklesmesi simdilik mümkün degildir.Türkiye’de esitlik temelinde adil, demokratik ve özgür bir yasam kurulmadigi sürece de ‘tek’ ses olunamaz.
Bu durumdan daha tehlikeli olani ise yeniden ‘teklesmeye’ dogru geri adim atiliyor olmasidir. Bu günkü gidisat ‘tek devlet, tek,vatan, tek bayrak,tek millet,tek ses, tek Tv, tek gazete, tek radyo,tek parti, tek adam,tek kiyafet, tek din, tek mezhep,tek inanç, tek düsünce,tek siyaset’ özlemini deprestiren bir gidisat gibi görünüyor.
Özcesi bu gidisat dogru degil. Eski siyaset güncellenmedigi sürece duygusal kopus derinlesecek ve ortak bir gelecek kurmak güçlesecektir. Eski siyaset anlayisi ile birlik olmak, birlikte yasam sürmek güçlesecektir.
Eski ve üniterci Türk siyaseti bölünmeyi tetiklemektedir. Birlik ve beraberlik için çogulcu, demokratik, katilimci bir siyasete gerek vardir. Türkiye ancak yeni bir siyaset anlayisi ile kamburlarindan kurtulabilir, sorunlarini barisçi zeminlerde çözebilir.
Siyaset anlayisi degismeden, toplumsal degisim gerçeklesemez.
Algilarin degismesi ve olgularin hüküm sürmesi ancak yeni bir siyaset anlayisi ile olanaklidir.
Türk siyaseti degisme ihtiyaci içindedir. Bu degisim gerçeklesmez ise gelecek aydin olmaktan uzak kalacaktir.
Latif Epözdemir