Makale

Eyvah! ‘Zerdüstlük’ Sefkat Tepesi’nde

Samanyolu televizyonunda Sefkat Tepesi adiyla bir dizi yayinlandigini duymustum, fakat dizinin içerigi hakkinda ilk bilgilerimi, Özlem Yagiz’in 23 Subat 2011’de bana gönderdigi bir e-mektubu okuduktan sonra edinebilmistim.
Özlem Yagiz, Derin Düsünce adli internet sitesinde (derindusunce.org) yayinlanan, diziyi elestirdigi bir yazisini da ekledigi mektubunda söyle diyordu:

‘Yazili medya elestirisi yaparken bence görsel medyayi atliyoruz sanki. Orada bambaska, çok daha kitleleri etkileyici ve manipüle edici bir dünya oldugunu düsünüyorum. Mutlaka Tek Türkiye dizisi ile ilgili tartismalari duymussunuzdur zamaninda. Ben ayni yayin kanalinin beni bir bölümünü tamamlamadan kurdesen eden bir baska savaskan militarist dizisine dikkat çekmek istedim asagidaki yazimda. (…) Diziye rastlarsaniz mutlaka bir göz atmanizi ve böyle bir dizinin Kürt cografyasinda insanlari nasil etkileyebilecegini tahmin etmenizi dilerim.’
Özlem Yagiz’in uzun yazisini okuduktan sonra, konuyla ilgilenecegimi yazdim cevap olarak, günler sonra da internete girip dizinin çesitli bölümlerinden bazi parçalar izledim.
Gördüklerime inanamadim. Karsimda biçimsel olarak, televizyon standartlariyla degerlendirildiginde dahi bir karikatür; içerik olarak ise medeni bir ülkede kesinlikle ‘nefret söylemi’ çerçevesinde degerlendirilip defteri dürülecek bir dizi vardi. (Mesela bir bölümde, erlerden biri, komutaninin ‘dag faresi’ dedigi birkaç PKK’liyla ilgili olarak ‘Komutanim, bu hamsileri yagda mi kizartayim, yoksa bugulama mi yapayim’ diye soruyordu.)
Özlem Yagiz, yazdiklarinda yerden göge kadar hakliydi:
‘Ne kadar ironiktir ki yillardir Ortadogulu, Arap, Afgan vs. insanlari bir nevi böceklestirip, kötü kalpli birtakim terörist yaratiklar olarak sunan Hollywood dizilerinden nefret etmis ‘dindar’ bir kitleye hitap eden bir televizyon, israrla ve israrla kendi ülkesinin insanlarini böylesine seylestirip insan hüviyetinden çikararak yapilmis dizilere konu ediyor. Ve o kitle de bunu hazmediyor olmali ki reyting durumlari saglam.’
Bu dizinin bilhassa dindarlarin teveccühüne mazhar olmasi gerçekten de hüzün vericiydi. Bu hüznü benim açimdan bir parça azaltan sey, diziye karsi yazilan en sert elestirinin, kendisi de basörtülü bir dindar olan ve seçimlerden önce yürütülen ‘Basörtülü aday yoksa oy da yok’ kampanyasinin öncüleri arasinda yer alan Özlem Yagiz tarafindan kaleme alinmis olmasiydi. Yine, yazinin yayinlandigi siteye gelen okur mektuplarindan çogunun ona hak verdigini görmek de ilave bir teselli kaynagi olmustu benim için.

‘Ermeni dölü bunlar’in yeni versiyonu
O günlerden bu günlere yedi-sekiz ay geçti ve ben Özlem Yagiz’in ‘mutlaka yazmalisiniz’ çagrisina bir türlü icabet edemedim; arada bana gönderdigi kiskirtici Sefkat Tepesi linklerine ragmen, bir türlü giremedim konuya. Nihayet yeni yayin döneminin ilk bölümünün linkiyle beni yüz yüze biraktiginda bu yaziyi daha fazla erteleyemeyecegimi anladim. Çünkü Sefkat Tepesi, Basbakan Erdogan’in sevdigi konularindan biri olan Zerdüstlük mevzuuna bir nevi ‘Ermeni dölü bunlar’ tadinda dalivermis, bir anlamda bizi ‘1990’lara’ döndürmüstü!
Dizinin son bölümüne ve Zerdüstlük mevzuuna birazdan gelecegim, fakat ondan önce, size diziyle ve bilhassa karakterlerle ilgili birkaç sey daha söylemeliyim ki, yukarida kullandigim ‘karikatür’ sifati yerli yerine otursun.

Kizim Olmadan Asla filmini hatirliyor musunuz?
Amerikali bir kadin, onun ABD’de çalisan Iranli doktor kocasi ve sekiz-dokuz yaslarindaki kizlari 1979’daki Islam Devrimi’nden sonra Iran’a yerlesirler. Ondan sonrasi anne ve kizi için tam bir cehennemdir. Çünkü Iran’da herkes kötü, herkes vicdansiz, herkes vahsidir! Bir süre sonra o iyi koca da canavarlasir; ne de olsa Iranlidir… Neyse, sonra kadin bir yolunu bulup kiziyla birlikte yurtdisina kaçar, kurtulur.
Iste bu dizide de, ‘kandirildigi için’ daga çikan dizinin bas kadin oyuncusu Zilan hariç (ki o da zaten ‘komutan’a gönül verecektir), dagdaki bütün Kürtler, Halil Berktay’in birkaç gün önce Taraf’ta baslattigi ‘kötülük’ yazilarinin ilkinde tarif ettigi gibi ‘nedensiz ve mutlak olarak’ kötüdürler!
Buna karsilik onlarla savasan Türk askerleri ise mutlak olarak ve ayrimsiz olarak ‘iyi’dirler. Ölümden korkmamakta, hatta bazen ölemedikleri için üzülmektedirler. Bunu, Özlem Yagiz’in mektubundan, benim görmedigim bir sahneyi anlattigi bölümden ögrendim:

‘(…) Ot çignerken çok çirkin gözüküyor bu adamlar. Bazen gerçek hayatta olmaz ama dizi icabi ‘bizim’ askerler rehin aliniyor. O zaman bütün mavi yesil gözlü tabur erkâni bir agizdan komutanlarina yalvarmaya basliyor. ‘Komutanim ne olur çarpisalim, ölelim, sehit olalim. Ölüm bize en güzel hediyedir, bizi bundan mahrum etme’ diye. Bir ara gerillalardan biri bir askeri vuracak gibi oluyor, birden asker nihahaha diye kahkahalar atmaya basliyor. ‘Ölüm bana hediyedur da!’ (buradaki orijinallige dikkatinizi çekerim; kendisi bir Laz Türk’ü oluyor bu askerin, kimlikse kimlik, çogulculuksa çogulculuk). Tabii bir seyler oluyor, öldürülemiyor. Bütün dizi boyunca Türk askerleri ölmek için yalvardiklari halde bir seyler olup öldürülemedikleri için çok neseliler.’

‘Hazirlan Zilan, Mazdek inancina göre kiyilacak nikâhimiz’
Sefkat Tepesi’nin son bölümü, Zilan’la, onu kendisiyle ‘Zerdüst nikâhi’ kiymasi için zorlayan PKK komutani Baran üzerine kuruluydu.
Sahne su diyalogla açiliyordu:
‘Baran: (…) Ben de Kürtlerin asil dini olan Zerdüstlüge göre nikâh kiyarim.
Zilan: Ne dersin sen Baran? Ben bir Müslüman’im; bütün Kürtler gibi. Inancima asla ihanet etmem. Ölürüm de sana he demem.
Baran: Hazirlan Zilan. Sen ne dersen de, Mazdek inancina göre kiyilacak nikâhimiz. Mazdek inanci neyi gerektiriyorsa, o yapilacak. Hem de hepsi. Tek tek. Bizim esas dinimiz Zerdüstlük’tür Zilan. Bizi silah zoruyla, kiliç zoruyla Müslüman yapmislar. Bizim millet olarak asil dinimiz Zerdüstlük’tür. Bugün senin en güzel günündür Zilan. Ölecegin degil yeniden dogacagin gündür. Bugün gerçek özgürlügü tadacaksin, Yüce Zerdüst’le tanisacaksin.’
Bu ‘Zerdüst’le tanisma’ hikâyesi, birkaç sahne sonra, Baran’in kizkardesi Sevim tarafindan Zilan’a söyle izah edilecektir:
‘Zerdüst dinine göre gelin, nikâhtan önce kutsal suya sokulur. Kutsal suda yikanirken eger Zerdüst seni es yaparsa, ………..’nin kemikleri (buradaki bir kelimeyi anlayamadim ‘A.G.) yeniden hayat bulacaktir. Bin yilin beklenen bakire anasi sen olacaksin. Abim degil, artik herkes seni ana bilir, dokunamaz. Her Mazdek kizi bu anne olmak için hayal kurar.’
Sevim’in, ‘Zerdüst’le bulusma’nin Zerdüst’ün esi olmak anlamina geldigini izah ettigi bölümde, dizinin dindar izleyicilerinin tüylerinin tam da senaristlerin arzuladigi biçimde diken diken oldugunu kolayca tahmin edebiliriz.
Peki, anlattiklari, Zerdüst inancinin ilgili bölümünü dogru bir biçimde yansitmakta midir? Sorunun cevabini bulmak üzere yaptigim okumalarin en ciddilerinden birinde, dizide anlatilana en yakin olan satirlar sunlardi:
‘Zedüstlük’te kadin, Zerdüst’ün annesi Dexo sahsinda aklanir. Daha sonra Hiristiyanliga Isa ve Meryem biçiminde geçecek olan Zerdüst inancina göre, Zerdüst’ün annesi günahsiz bir bakiredir. Dexo, bir din adamiyla evlenme hazirligi yaparken, göksel bir isiktan hamile kalir ve Zerdüst’ü dogurur.’
Benim anladigim kadariyla, dizinin senaristleri, Zerdüst inancindaki ‘bakire anne’ anlatisinin sonradan düsmanca duygularla üretilmis yozlastirilmis versiyonlariyla çalismanin daha ‘islevsel’ oldugunu düsünüp kalemlerini bu çerçevede oynatmislar…
Dizi, Basbakan’in, TBMM’de basörtüsü özgürlügü için önerge veren Baris ve Demokrasi Partisi milletvekillerini, ‘Dini Zerdüstlük olanin basörtüyle isi ne?’ diye paylamasindan iki gün sonra yayimlandi… Dolayisiyla, o bölüm, ‘ne güzel konustunuz sayin basbakan, alin bizden size okkali bir destek’ faslindan üretilmis olamaz.
Fakat ‘Zerdüstlük’ vurgusunun, birbirinden habersiz iki kanaldan pes pese tepemize boca edilmesinde insani düsündüren, biraz da huylandiran bir seyler yok mu?
Umalim ki bu tesadüf sadece bir tesadüftür!
————————————-
Taraf-25 Ekim

Alper Görmüs

Back to top button