Makale

FETÖ, Adana’daki TIR’lar ve Selâm Tevhid

Selâm Tevhid Kudüs Ordusu dosyasi, Türkiye’deki Iran ajanlarindan ve onlarin bürokrasideki baglantilarindan söz ediyordu. Içinde çok ciddi deliller vardi. Bu dosya, mahkemeye gitmeden takipsizlikle neticelendirildi. Tipki 17 ve 25 Aralik yolsuzluk iddialari gibi. Ama tabii hukukun askiya alindigi bir dönemde üzeri kapatilan suçlamalar, bir gün mutlaka açilacak. Delillerin kaybolmasi mümkün degil. Zira bu hususta birçok kitap da yayinlaniyor.

Selâm Tevhid dosyasiyla ilgili eserlerden biri gazeteci Emre Ercis’e ait. Adi ‘Kara Kutu.’ Dosyadaki bütün iddialari birbiriyle baglantili ve anlasilir bir sekilde kitapta görmek mümkün.

Selâm Tevhid dosyasi Adana’daki askerlerin gözaltina alinmasi vesilesiyle yeniden güncel hale geldi. MIT’in yurtdisina gönderdigi silâh ve mühimmatla, Iran ajanlarindan söz eden casusluk dosyasi arasinda nasil bir irtibat kuruldu, bunu anlamak mümkün degil.

TIR operasyonunu yöneten Adana Savcisi Aziz Takçi, ölüm tehditleri aldigini belirtti. Der Spiegel’e verdigi beyanatta ‘Güvendigim yerden neredeyse hiç çikmiyorum’ dedi. Der Spiegel’e silâh dolu TIR’a niçin arama emri verdigini de açikladi: ‘Her sey 19 Ocak 2014’te basladi. O gün Jandarma’dan silâh yüklü kamyona dair bir haber aldim. 3 silâh dolusu kamyon yolda idi. Plakalarina kadar bana bildirdiler. Arama emri vermek zorundaydim. Çünkü yasa disi eyleme dair bir süphe mevcuttu. Adana Valisi müdahale etti. Tayyip Erdogan’in talimatini iletti. Bu yüzden TIR’larin yola devam etmesine izin verdik.’

Tayyip Erdogan, Aziz Takçi’ya ulu orta ‘Paralel savci, casus ve alçak’ diye hakaret etmisti. Ondan sonra Takçi hedef tahtasina konuldu. Ve iste hayatindan endise eder hale geldi. Oysa amaci bir terör eylemini engellemekti. Konuyu gazeteci Ahmet Sik’a da bütün teferruatiyla anlatmisti: ’19 Ocak 2014 tarihinde Jandarma Istihbarat’ta çalisan üstegmen veya tegmen rütbesindeki bir görevli, sabah erken saatlerde beni aradi; evime geldi. Bir haber elemanindan bilgi aldigini, patlayici yüklü araçtan söz edildigini, Reyhanli benzeri bir eylemden korktuklarini, çok sayida Hyundai marka Starex model aracin çalindigini, bu araçlarla bombali eylem yapilacagina dair istihbari bilgiler bulundugunu söyledi. Ben adliyeye geçtim. Kisa bir süre sonra Jandarma’dan bir görevli adliyeye gelerek, mühimmat tasidigi ileri sürülen 3 ayri TIR’in plakalarini bana iletti. Arama izni verdim. Daha sonra evime döndüm. Çocuklarimla birlikte kahvalti ettik. Öglen, oglumun okudugu Bahçesehir Koleji’nde bir piknik etkinligi vardi. Oraya gitmeye hazirlandim. Bu arada bana TIR’larin durduruldugu, içerisinde çok miktarda ihbara konu malzeme bulundugu bildirildi. Jandarma Alay Komutani birçok kez beni aradi. TIR’larin aranmasinda sorun yasandigini, benim mutlaka olay yerine gelmem gerektigini söyledi. Araçtaki kisiler MIT görevlisi oldugunu iddia ediyor ama kimlik göstermiyorlarmis. O zamana kadar TIR’larin MIT’e ait olduguna dair bir bilgi mevcut degildi. Ben olay yerine gitmedim; gene adliyeye geçtim. Jandarma Alay Komutani tekrar aradi. ‘Zor durumda kaliyorum. Hiçbir islem yapilmadan araçlarin serbest birakilmasi isteniyor’ dedi. Ben talimatim dogrultusunda hareket etmelerini söyledim. Bu esnada Bassavci Vekili olan Ahmet Karaca ile bir görüsme yaptim. Benim, olay yerine gitmemin daha dogru olacagi kanaatine vardik. Kendi aracim ve korumamla oraya gittim. Bu esnada Adana Valisi Hüseyin Avni Cos ve Emniyet Müdürü, yaklasik 300-400 kisilik Özel Harekât ve polis ekibiyle geldiler. Adana Valisi söyle konustu: ‘Bu araçlar MIT’e ait. Onlarin serbest birakilmasi için ölümüne her seyi yaparim. Basbakan beni aradi. Bu konuda yasa çikaracagiz. Savci bunlari biraksin dedi. Içisleri Bakani da aradi.’ Ben kendisine, araçlarin ve malzemelerin MIT’e ait olduguna dair bir yazi vermeleri halinde serbest birakabilecegimizi söyledim. MIT Bölge Baskani da olay yerine geldi ama kimlikleri ve belgeleri veremeyecegini söyledi. Ancak Vali Bey araya girdi. Bunun üzerine, elemanlarin sicillerini bize takdim ettiler. Bir de valilige hitaben yazi yazdilar. Bunun üzerine araçlari serbest biraktik.’

MIT Kanunu’nda, bu teskilâtin görevleri siralanmistir. Aralarinda silâh ve patlayici tasima, nakletme, ihraç etme vazifesi bulunmamaktadir. Zaten, Aziz Takçi’nin sözlerinden de Basbakan Tayyip Erdogan’in Adana Valisi Cos araciligiyla ‘Bu konuda kanun çikaracagiz’ dedigi anlasiliyor. Demek, o sirada yasa disi bir olayla karsi karsiyayiz.

Bir baska çeliski daha var. Olay yerinde, MIT elemani, malzemenin kendilerine ait oldugunu, Türkiye içi birimler arasinda nakil islemi yapildigini belirtmisti. Daha sonra Erdogan ve Içisleri Bakani Efkan Ala, söz konusu malzemenin Suriye’deki Türkmenler’e gittigini söyledi. Bu durumda, Türkiye içi MIT üniteleri arasinda sevkiyat yaptigini söyleyen MIT, yalan beyanda bulunmus olmuyor mu? Ayrica, Türkmenler de kendilerine hiçbir sey gönderilmedigini açikladi.

***

Cezalandirilmasi gereken kisiler, icap ederse yasalar da çikarilmak suretiyle korunuyor; görevini yapanlar ise gözaltina aliniyor, tehdit ediliyor, bastirilip sindiriliyor.
Selâm Tevhid operasyonunda da ayni sey oldu. Ciddi deliller hasiralti edildi. Iran casuslari ve onlarla iliskili olan bürokratlar ve siyasetçiler himaye gördü. Ama iz süren polisler darbecilikten cezaevine gönderildi. Adana TIR operasyonuyla Selâm Tevhid Kudüs Ordusu tek bir dosyada birlestirildi. Terör örgütünün de adi konuldu: ‘FETÖ.’ Lideri de Fethullah Gülen. Tahsiye operasyonunu da ayni pakete koydular. Hidayet Karaca, terör örgütü üyesi oldugu gerekçesiyle cezaevinde yatiyor. Ekrem Dumanli da ayni gerekçeyle yargilaniyor.

Sifirlanan paralarin hesabini veremeyenler, ülkeyi yangin yerine çevirdi.

19 Ocak 2014’te, Adana’da MIT TIR’larin durdurulup aranmasi talimatini veren Savci Aziz Takçi, Cumhuriyet Gazetesi’nde yayinlanan röportajinda, Türkiye’nin hukuki durumunun fotografini çekmisti: ‘Bizim meslektaslarimizin ezici çogunlugu vicdan sahibi ve hukuka uygun davranan kisilerdir. Hükümet kendisini güvenceye almak ve istedigi kararlari temin etmek için kapali devre Sulh Ceza Hâkimlikleri’ni bu yüzden devreye soktu. Hükümet mevcut hâkim ve savcilarin yüzde 90’ina güvenmiyor. Ülkemizde ilk defa yargiya bu kadar yogun ve sistematik baski yapildigina sahit oluyoruz. Su anda Türkiye yargisi, sikiyönetim dönemlerinde bile görülmeyen bir baskiyla karsi karsiya. Devlet sadece yürütme erki ve muhaberat teskilâtindan ibaret degildir. Bugün yürütme erkini de muhaberat teskilâtini da hukuku tanimayan bir yapilanma esir almis; bu iki organ üzerinden de devlet esir alinmistir. Devletin hiçbir organi, yazili kurallarla veya teamüllerle çalismamaktadir. Sik sik övündügümüz bin yillik devlet gelenegi bir kenara atilmistir. Hukuku umursamayan bu olusum, emelleri dogrultusunda, her türlü hukuka aykiri islemi rahatlikla yapmaktadir.’

—————————————————

Bugün-10 Nisan

Nazli Ilicak

Balkêş e ?
Close
Back to top button