GEÇMISE YÖNELIK KISA BIR ÖZET

Bir hafta kadar önce yayinladigim ‘Face’teki Bazi Modalar Üzerine’ baslikli yazim da onu izleyen 2. Yazim da son derece netti. Ama bazi kisiler belki okuduklarini anlamadilar, bazilari ise bile bile çarpittilar. Benim ve arkadaslarimin tüm açiklamalarina ragmen bir hezeyana dönüsen bu bilinçli çarpitmalar hala devam etmekte. Bu nedenle bu konuda yine yazmak geregini duydum.
Bunu söz konusu çarpitmaci baylari ikna etmek için yapmiyorum. Hayir, onlarin iflah olmayacaklarini biliyorum. Ama önyargili olmayan iyi niyetli insanlari bunlarin çirkin yaygarasi karsisinda aydinlatmak için yapiyorum.
20 yasimdan beri siyasal mücadelenin içindeyim ve ön saflarda mücadele ettim. Bu nedenle dostum da düsmanim da çok. Kamuoyu beni de içinde çalistigim ya da yönettigim örgütleri de bir dereceye kadar taniyor. Bugün yaslari yetmise, seksene ulasan insanlar bu dönemi bizimle birlikte yasadilar, ülkemizde ve dünyada neler yasandigini biliyorlar. Ayrica bes cilt halinde yayinladigim anilarimda son 80 yilin öyküsü ayrintili olarak var. Yine bu konularda yayinlanmis 70 dolayinda eserim, yüzlerce makalem, video halinde dolasimda olan pek çok konusmam var. Bu nedenle olup bitenleri yeniden yazmam gerekmez.
Buna ragmen önceki yazdiklarima bir seyler daha eklemeyi yararli görüyorum. Siyaset böyle bir istir. Çünkü pek çok insan, özellikle de gençler, geçmiste ne olup bittigini yeterince bilmiyorlar.
Geçmisin kisa bir özetini yapmadan önce su andaki tartisma konusuna bir kez daha degineyim: Ben neyi elestirdim? Su dönemde de bir kez daha moda olan yanlis görüsleri: Sosyalist görüsleri ve demokrasi mücadelesini Kürt halkina zararli sayan, halklarin kardesligi söylemine öfkelenen, karsi çikan görüsleri
Evet bunlar yanlis görüslerdir ve halkimizin hakli özgürlük mücadelesine zarar verir. Bu dar bir bakis açisidir. Bu tür yanlis görüslerle Kürt halkinin önüne dogru bir mücadele stratejisi konamaz, kitleler kazanilamaz, komsu halklardan ve dünya ilerici, devrimci güçlerinden destek alinamaz. Bunu yapanlar Kürt halkinin mücadelesini soyutlarlar.
Bu yanlis görüsler geçmiste de vardi, yine Kürt milliyetçiligi perdesi altinda vardi ve biz, Kürt sosyalistleri olarak onlara karsi mücadele ettik, bu yanlis görüsleri bozguna da ugrattik. Böylece Kürt halkinin hakli davasina kanimca iyi bir hizmet ettik, onun yanlisa sürüklenmesine seyirci kalmadik, firsat vermedik.
Simdi bu konuya geleyim ve geçmiste olup bitenlere iliskin özet bir bilgi vereyim:
Sosyalist hareketin tarihi Türkiye’de daha Cumhuriyet öncesine kadar gider. Ama cumhuriyeti kuran Kemalist rejim bu hareketi amansizca ezdigi, siyasi partileri sendikalari ve yayinlari yasakladigi için uzun yillar sönük kaldi. Sosyalist hareket, bir yandan uluslararasi planda Vietnam, Küba, Çin devrimlerinin etkisiyle, diger yandan 1961 Anayasasi’nin sagladigi nispi demokratik ortamda 1960’li yillarda canlandi. Türkiye Isçi Partisi kuruldu, Yön, Ant gibi sol dergiler yayinlanir oldu, sol eserleri basan yayinevleri olustu.
Iste bu ortamda Kürt ulusal hareketi de canlandi. Bu canlanis iki kanalda oldu: KDP çizgisindeki ‘Kürt milliyetçileri’ diye adlandirilan kesim ile, TIP içindeki sosyalist Kürt aydinlarinin olusturdugu egilim.
Ben daha yirmili yaslarimin basinda hem sosyalist bilinç edindim, hem Kürt ulusal bilincini. Bu ikisini bir arada yürüttüm. Bunlar birbiriyle çelismez.
Ezilen bir halkin sosyalisti halkinin üzerindeki ulusal baskiya seyirci kalamaz; kalirsa o bir sosyalist degildir. Ezilen bir halkin aydininin, yurtsever insaninin sosyalist olmasi ulusal hareket için bir kayip degildir. Tam tersine, sosyalist kisi dünyaya daha genis bir pencereden bakar, ulusal baskinin yani sira her türlü sömürü ve baskiya karsi çikar ki emekçilerin haklari, kadinlarin haklari da bunlar arasindadir.
20. Yüzyildaki pek çok deneyim gösterdi ki bagimli ve sömürge uluslarin sosyalistleri, kosullarin uygun düstügü her yerde ulusal kurtulus mücadelesinin basini çektiler. Ho Si Minh liderligindeki Vietnam Komünist Partisi bunu yapti, Mao liderligindeki Çin Komünist Partisi de, Castro ve yoldaslari da.
Ben de kendi payima 60 yili askin süreden beri hem emekçiler üzerindeki sömürüye karsi çiktim, hem de agir bir ulusal baski altindaki halkimin özgürlügü için yürütülen mücadelenin ön saflarinda oldum. Yönetiminde yer aldigim örgütler de ayni seyi yaptilar.
Biz Kürt sosyalistleri, daha 1960’li yillarda Türkiye Isçi Partisi (TIP) içindeyken bir yandan emekçileri sinif bilinciyle donatip örgütlemeye çalisirken diger yandan Kürt halkini ulusal hak ve istemler konusunda bilinçlendirmeye çalistik.
1967 yilinda Silvan, Diyarbakir, Siverek, Dersim ve Agri’da yapilan ‘Dogu Mitingleri’ bunlar arasindadir. Bunlari sosyalist olmayan diger yurtsever kesimle, KDP’li dostlarla birlikte yaptik.
1966 yilinda çikardigimiz Yeni Akis dergisinde, ilk kez uzun zamandir kimsenin kullanmaya cesaret edemedigi ‘Kürt Halki’ tabirini kullandik. Yeni Akis’ta yazdigim ‘Her sey Açikça’ baslikli makalede, o güne kadar halkimizin yasadigi cografyadan ancak ‘Dogu’ diye söz edilirken, ilk kez Kürdistan adini kullandim. Bu nedenle TIP’li diger iki Kürt arkadasla birlikte (Mehmet Ali Aslan ve Abbas Izol) tutuklandik, 6 ay Ankara’da Ulucanlar Cezaevi’nde kaldik, sonra tahliye edilip beraat ettik.
Türkiye Isçi Partisi, 1970 yilinda yaptigi 4. Kongresinde, biz Kürt sosyalistlerinin girisimiyle Kürt sorunu hakkinda ileri bir karar aldi ve 12 Mart darbesinin ardindan bu karar nedeniyle kapatildi.
12 Mart döneminde yasadigim ilk sürgünlük dönemimde (1972-74), Almanya’da yazdigim ‘Türkiye Sartlarinda Kürt Halkinin Kurtulus Mücadelesi’ ve ‘Milli Demokratik Devrim’ adli kitaplarim Almanya’da HEVRA Yayinlari arasinda basildi. Bu eserlerde Kürdistan’in sömürge yapisi ve milli demokratik devrim stratejisi ortaya kondu.
Bu tezlerde Kürleri bir ulus, Kürdistani bir sömürge olarak niteliyor, devrim stratejisini de iki asamali olarak belirliyordum: Birinci asamada ulusal demokratik devrim, ikinci asamada sosyalist devrim. Yani Kürt halkinin önündeki tarihi adim birinci asamada ulusal baskidan kurtulmak, kendi kendisini yönetmek ve demokratik bir toplum olusturmakti. Daha sonra ise kosullar olusunca sosyalizme geçmekti.
Ulusal demokratik devrimin basarisi için ulusal bakiya karsi olan, demokrasi isteyen tüm yurtsever güçlerin birligini, yani ulusal cepheyi, bunun yani sira yan yana yasadigimiz halklarin ilerici, demokratik, devrimci güçleriyle dayanismayi gerekli görüyordum. Uluslararasi planda da sosyalist sistem ile diger ülkelerdeki sosyalizm ve demokrasi güçlerini dost güçler olarak niteliyor ve onlarla dayanismayi gerekli buluyordum
Milli demokratik devrim, yani ilk asama, Kürt halkinin kendi kaderini tayin hakki anlamina geliyordu. Bu iki biçimde olabilirdi: Bagimsiz devlet, ya da komsu Türk halkiyla esitlik temelinde bir federasyon…
Bu görüsler, ülkeye dönüsümün ardindan 1974 yili sonunda yurt içinde bir grup arkadasla birlikte kurdugumuz Kürdistan Sosyalist Partisi’nin de stratejisini olusturdu, tüzük ve programinda yer aldi.
Bugün de ayni görüsteyim.
8 Eylül 2021
Devam edecek (Gelecek yazimda daha 1970’li yillarda ortaya çikan yanlis görüslere ve o dönemdeki tartisma ve gelismelere deginecegim.)
Kemal Burkay