Makale

HAK-PAR’i bekleyen görevler

Geçtigimiz bir kaç yilda Orta Doguda ciddi gelismelere tanik olduk. Hayal bile edilemeyecek bir hizla önemli degisimler yasandi. Bölgedeki kadim diktatörlerin saraylari yerle bir oldu, bir çok ülkede rejimler degismek zorunda kaldi, despot ve zalim yönetimler yerini daha liberal ve kismen daha demokratik halk yönetimlerine birakti. Bölgedeki bu seri degisimler Tunus ‘ta baslayip Libya’ da soluklandi. Bu gelismeler ‘Arap Bahari’ adi ile tarihe geçti.

HAK-PAR bu ülkelerdeki degisim ve gelismeleri yeterli görmese de demokratiklesme adina önemli görüp desteklemektedir.

Degismesi gereken Suriye’deki baskici Baas iktidari ise Iran, Rusya ve Çin’in destegi ile hatiri sayilir bir direnç göstererek kendi halkina içte yasami zindana çevirdi. Son bir yil içinde kanli Baas rejimi Suriye’de on binlerce insani öldürdü, kentleri ve köyleri bombalar ve toplarla yerle bir ederek, rejime muhalif kesimleri acimasizca katletti.

Yeter oranda bir örgütlenmeden yoksun olan içteki muhalefet ise rejimin acimasiz saldirilari karsisinda ‘özgüç’ ile istenilen oranda bir direnç gösteremedi, dis güçlerden medet umarak tümü ile disa bagimli bir muhalefet olarak Baas rejimine karsi silahli direnise geçti.Bu muhalefet hala eklektik bir muhalefet ve kendi arasinda degisim yönünde ciddi bir birlik olusturamadi. Bu nedenle Suriye’deki kanli kapismalar hala devam ediyor. Ülke bir kan gölüne dönüsmüs durumda.

HAK-PAR Suriye’deki sorunun BM tarafindan çözülebilecegine inanmaktadir. Türkiye Suriye’deki gelismeler karsisinda yanlis ve isabetsiz bir politika güderek Suriye ile savasma noktasina gelmistir. Türkiye’nin, Suriye’deki muhalif güçlere yardim etmesini Suriye kendi iç islerine müdahale olarak algilamis, bu nedenle Suriye rejimine arka çikarak destekleyen Iran ve Irak ile de iliskilerini sarsmistir. Bölge ülkeleri ve bir takim güçlerin tahrik ve provakasyonlari sonucunda bu gün Türkiye Suriye ile savasma noktasina gelmisti. Hatta Meclisten savas için yetki bile almistir. Bu son derece hassas bir durumdur.

HAK-PAR hükümetin metin olmasini diler. Türkiye’nin asla Suriye ile bir savasa girmemesini, her türlü tahrik ve provakasyonlara ragmen serin kanli ve sorumlu bir dis politika gütmesini tavsiye eder. Çünkü savasin bölgede ciddi tahribatlara neden olacagi tahmin edilir bir gerçektir.. Türkiye demokrasiyi gelistirip güçlendirmek ve ilerletmek adina içte ve dista silahlardan siddet ve gerilimden ,askeri hareketlerden vaz geçmeli, içte ve dista barisçi ve insani bir politika izlemelidir.

Ancak bu gün ülkemizde, ne yazik ki silahlar hala susmus degil. Elinde silahla savasan erklerin akittigi kan, barutun çikardigi duman; ülkede, gözyasi ve acidan ileri gidemedi. Bir tarafta Kürt Halkini Kurtarmak adina eline silahi alip daga çikan PKK, diger taraftan PKK’yi etkisiz hale getirmek için bombalar ve toplarla ‘mukabeleyi yüz misil’ yaparak ülkeyi kursun yagmuruna tutan TSK 30 yila yakindir çarpisiyor.

Kazanani hala belli olmayan bu talihsiz kapisma sonucunda son otuz yilda, öldürülen 50 bine yakin halk çocugu genç yaslarda, hayatin taze baharinda her iki tarafin yani PKK ile TSK’nin ‘prestij’ savasina kurban gitti. Silahlar hala susmak bilmedi.

Bu süre zarfinda, binlerce, sivil-savunmasiz insan sakat kaldi ya da yaralandi. Binlerce köy yakildi-yikildi. On binlerce insan yerinden, yurdundan oldu. Sadece yurtsever olduklari için agir bedeller ödemeye mahkum birakilan Kürt halkina mensup insanlar, yillarca iki disiplin arasinda kivrandi durdu. Oysa ki halkimiz, tüm bunlari hak etmiyor. Ülkede savas ve siddette karar kilmis olan taraflardan her biri, ötekini alt edip savasi kazanacagini düslemektedir.

Silah ve savasta israr edenler halklarin milliyetçi ve etnik duygularini kasiyarak ülkede bir etnik çatisma ortamina sebebiyet vermektedirler. Bu oyuna gelmemek gerekir. Basta HAK-PAR olmak üzere Türkiye’deki tüm barissever ve demokrat güçler bu denli bir ortama geçit vermemelidirler

Savas ve çatismalar yillardir sürüyor; ama bu güne kadar, ne Kürtler ‘kurtuldu’ ne de PKK bitti. Buna karsin savasan taraflar hala silahlari susturmak istemiyor.

Gelinen noktada 30 yila yakindir süren bu savas sonucunda, gerek Türk halki gerekse de Kürt halki agir bedeller ödedi. Çocuklarini kaybetti, mutluluk ve refahini huzur ve güvenini kaybetti.

Oysa ki bu talihsiz savasa ayrilan devasa bütçelerle ülke çok daha ileriye dogru hamleler yapabilir, bastan basa daha mureffeh bir ortama kavusabilirdi.

Bu kör savasta en fazla da Kürtler zarar gördü. Kürt Halki, soylu ve masum dilekleri için çok agir bedeller ödedi, ve hala da ödüyor. Bu kanli süreçte Türkiye’de Kürtlerin ne özgürlügü oldu ne de ekmegi. Halk atesin içine atildi, ülke yangin yerine döndü. Halkin zaten özgürlügü yoktu, bu sürede ekmegi de elinden alindi. Kürt halki mülteci konumuna düsürülerek batiya göç etmek zorunda birakildi, ülke bosaldi, nüfusun yariya yakin kismi bu gün bati illerinde sefil ve zorlu bir yasam sürdürmektedir. Kürtler binlerce insanini bu anlamsiz kapismaya kurban verdi. Aralarinda aydinlar gençler ve hatta çocuklar vardi.

Kuskusuz hala silahli örgütün saflarinda oldugu halde özgürlükten, bagimsizliktan yana olan, binlerce kisi var. Onlar hala silahli mücadelenin onlari kurtaracagini saniyor. Hala silahlarin Kürt halkinin kurtulusu için patladigina inaniyor.

Ne var ki, gelinen süreçte artik kan dökmek, ölmek ve öldürmek tasvip edilemez. Kurtulusu namlunun ucunda degil silahlari topyekun topraga gömdükten sonra düslemek ve tasarlamak gerekir.

Artik silahlar susmali ve kan durmalidir.

Ülkedeki bu yangina son verilmeli, analarin yürek yangini durdurulmalidir.

Barisi gerçege dönüstürmenin, özgür ve demokratik bir yasam kurmanin baskaca da bir yolu yok.

Halklar arasi dostluk ve dayanisma ancak silahlar susarsa mümkün olabilir.

HAK-PAR çatisan taraflarin silahli mücadeleden vaz geçip akan kanin durmasi ve silahlarin susmasi sorunu için görüsmeler yolu ile çözüm bulunmasini savunmaktadir. Ülkenin selameti için, barisin gelmesi ve demokratik ortama geçisin saglanmasi zorunludur. Bunun için gerekli tüm girisimlerin ivedilikle hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Bu gün Kürt halkinin oylari ile meclise giren BDP gurubunun Kürt sorunu konusunda çaresiz kaldigi ve yetkisiz oldugu, bu nedenle zaman zaman savrularak konumuna denk düsmeyen davranislar gösterdigi görülse de , BDP’nin , Kürt sorununu Mecliste çözmek için halk tarafindan yetkilendirildigini unutmamak gerekir.

BDP’nin kimi sembollere dayali yersiz ve zamansiz gösteri ve sovlarina öfkelenerek bu partinin kapatilmasi ya da kimi milletvekillerinin dokunulmazliklarinin kaldirilmasi çözüm degildir. HAK-PAR , her seye ragmen BDP mecliste kalmali ve esas görevlerini laiki ile yerine getirmelidir görüsündedir. Her ne kadar BDP ‘Biz Kürt sorununda muhatap degiliz, muhatap Öcalan’dir’ dese bile BDP mecliste kalmali ve halkin sorunlarina çözüm üretmelidir.

Hal böyle iken gerek Kandil gerekse de BDP tek muhatabin ÖCALAN oldugunu her firsatta dile getirmektedirler. Hükümet çevreleri de müzakere ve görüsmelere kapilari kapali tutmadigini dile getirmektedir. Bu müzakerelerin yeniden baslamasi için iyi bir firsattir.

Hatirlanacagi üzere Öcalan yakalandigi sirada ‘firsat verilirse görev üstlenirim’ demisti. Öcalan en son kardesi araciligi ile kamuoyuna yaptigi açiklamada da ‘göreve hazir oldugunu’ ifade etmektedir.

Buradan hareketle bu firsati degerlendirmek gerekir. Devletin ilgili kurumlari, ülkede devam eden yangini söndürmek için gerekirse Öcalan’la görüsmelidir.

Dilerim ve umarim ki Öcalan, KANDIL ve KCK’ya ragmen silahlarin susmasina ve akan kanin durmasina yardimci olur.

Ancak her kosulda silahlarin susmasi Kürt sorununun çözümünü beraberinde getirmeyebilir. Lakin Kürt sorunu basli basina ülkede savasin bitmesinden ve silahlarin susmasindan ibaret degildir. Kuskusuz silahsiz bir ortam barisma kosullarini yaratabilir ve bu baris ortaminda Kürt sorunu daha rahat çözüm olanagi bulabilir.

Ne var ki olasi bir ‘Devlet Öcalan’ görüsmesinde, (OSLO görüsmeleri sonucunda oldugu gibi ) silahlar susmasa dahi Kürtlerin ulusal demokratik haklari ‘rehin’ alinmamalidir. Taraflar Kürt sorununa ipotek koymamali, müzakereler olumlu da olsa, olumsuz da olsa Kürtlerin haklari kesintisiz olarak taninmalidir.

PKK ile yapilacak olasi bir barista dahi Kürt ulusal haklari son zerresine dek kullandirilmali ve anayasal güvenceye kavusturulmalidir. Lakin Kürtlerin haklari üzerinde yapilacak bir pazarliga Kürt halki asla razi olmayacaktir. Son zamanlarda BDP, ‘silahlarin susmasi için Öcalan ile Kürt sorununun çözümü için de bizimle konusulmali’ diyerek yine kafalari bulandirmaktadir. Iki dönemdir mecliste olan BDP ve onun devami oldugu gelenek çözüm için hiç de ciddi çaba gösteremedi. Bu nedenle BDP bu konuda güven vermekten uzak bir konumdadir.

Kürt sorunu konusunda, ancak tüm Kürt örgütleri ve toplumsal kesimlerin bir araya gelerek taraf olabilecegi bir yaklasim gerçeklesirse çözüm mümkün olabilir.

Ne BDP, ne de PKK tek basina Kürt halkini temsil edemez.

Sadece silahlarin susmasi ile Kürtlerin haklarindan vazgeçecegine inanmak safliktir.

Kürt sorununu da PKK sorunu ile ayni tutup savas bitip silahlar sustugunda ‘Kürt sorunu’ da bitti demek daha büyük bir aymazlik olur.

Kürt sorunu PKK ile ortaya çikmis bir sorun degildir. O yüzyillardir sürüp gelmektedir. Kuskusuz Kürtlerin gasp edilmis tüm haklari geri verilip ‘iadeyi itibar’ edilmedigi sürece; PKK ve onun silahli savasi olsa da olmasa da Kürtlerin ulusal demokratik haklari için mücadeleleri devam edecektir. Hak ve Özgürlükler Partisi HAK-PAR Kürt haklarinin ve özgürlüklerinin sonuna dek takipçisi olacaktir.

Elbette ki silahsiz bir ortama geçis çok önemli ve degerlidir. Silahlarin konusmadigi bir ortamda insanlar konusabilecek, siyasal gelismelerin önü açilacak ve siyasetin tikanmis olan kanallari yeniden harekete geçecektir.

Diger yandan savasa ve siddete ragmen, bu gün hükümetin, geçmisten beri Kürtlerin üstüne örülmüs olan devasa duvardan küçük bir delik açmis olmasi bile çok önemlidir. Lakin o delikten bir nehrin akmasi için silahlarin konusmadigi bir ortam gereklidir. Bu nedenle tüm Kürt parti ve örgütlerinin olusan yeni olanaklardan istifade etmesi ve bu sürecin kesintiye ugramamasi için çaba göstermesi gerekir.

HAK-PAR UZUNCA BIR MÜCADELENIN ÜRÜNÜDÜR

Kürt Ulusal Demokratik Muhalefetinin en zinde ve kararli ögesi HAK-PAR uzunca bir mücadelenin ürünüdür. HAK-PAR kararli bir Özgürlük Yolu misyonudur. HAK-PAR ‘in mirasçisi oldugu anlayis 38 yildir bu amaçlardaki siyasete ve mücadeleye kapilarini kapatmadi. Onca baski ve engellemelere ragmen, o dogru yolundan sapmadi, halka gerçek özgürlük yolunu göstermekten yilmadi. Benden degilsen düsmanimdansin anlayisinin dayanilmaz baskisina karsin HAK-PAR , çatisan silahli disiplinlerle arasina sinir koydu, ‘silahli hareket nereden gelirse gelsin en fazla Kürt halkina ve Kürt ülkesine zarar verir’ dedi.

Çünkü, HAK-PAR , hala kan ve gözyasindan, siddet ve gerilimden beslenen kesimlere ragmen cesurca baris ve demokrasiyi savunuyor. Ne yazik ki HAK-PAR IN sesi, kanli çatismalarin oldugu dönemlerde, silah seslerinin üstüne çikamadi, yeter oranda kitlelere ulasamadi, ulastirilamadi.

En basindan beri HAK-PAR ‘in ve onun beslendigi mücadele geleneginin önü bilinçli olarak kesildi. Barissever Kürt demokratik muhalefeti susturuldu. Bu bilinçli bir hareketti. Lakin siddet ve kandan beslenen odaklar ülkede ‘baris insiyatiflerinin’ güçlenmesinden rahatsiz oluyorlardi.

Bir yandan son yillara kadar Türk devletinin iliklerine kadar sinmis olan terör hevesi, öte yandan, basindan beri Kürt ulusal mücadelesini rayindan saptirmak ve Kürt halkinin soylu degerlerini, geçmisini, tarihini, kültürünü ; masum ve mütevazi taleplerini yozlastirarak, muglak ve hayali projelerle halki oyalamaktan öteye gitmeyen, siddet ve gerilimden beslenen, varligini sürdürmeyi kanin akmasinda gören silahli örgüt, ülkeyi kan gölüne çevirdi.

Silahli mücadele, Kürt ulusal hareketinin içte ve dista demokratize olmasini engelledi. Kürtlerin terörist ve asi olarak lanse olunmasina neden oldu. Bu yolla Kürtler potansiyel suçlu ve kiriminal bir toplum olarak tanitildi. Içte ve dista Kürt halki hak etmedigi bir kaosun içine çekildi.

AK PARTI yönetimi iki dönem iktidari süresince ülkede devletin derinine nüfuz etmis terör odaklarinin üzerine cesaretle yürüyerek askeri vesayetin son bulmasi, devlet içindeki siddet yanlisi unsurlarin tasfiyesi yönünde cesur ve ciddi adimlar atti. Balyoz, Ergenekon ve buna benzer davalarda eli kana, kine ve siddete bulasmis darbe heveslilerinin üstüne yürüdü ve darbecilerin heveslerini kursaklarinda birakti. Hükümetin bu cesur atilimi her iki halkin da güvenini kazandi. Bu atilim ülkede demokratiklesme konusunda ciddi bir atilimdi. Bu olumlu bir tutumdu ve demokrasi çevrelerinden onay aldi. HAK-PAR , bu tür demokratik atilimlari olumlu bularak destekledi.

Ancak bu gün Ak Parti de dahil anadilde egitime bile karsi çikan tüm siyasal çevreler dolayli da olsa açikça bir halkin yok olmasina göz yummaktadirlar. Çünkü BM’nin ‘soykirim’ tanimlamasina göre bir halkin soykirimi iki türlü gerçeklesebilir. Birincisi o halki topla tüfekle yok ederek soykirimi yapabilirsiniz. Ikincisi de o halkin ana dilini yasaklayarak onun baskalasmasini ve kendine yabancilasmasina neden olabilirsiniz ki bu da açikça kültürel soykirimdir.

HAK-PAR ‘a göre anadilin özgürlesmesi, resmi dil olmasi kamusal ve egitim alaninda kullanilabilmesi bir lütuf ya da özgürlestirme girisimi degil tümü ile bir temel insan haktir. Kürt halki bu gün bu ve buna benzer temel haklarini kullanamamaktadir. Bu nedenle Kürt halki bu günkü statüsü itibari ile açikça bir kültürel erozyon ve soykirim tehdidi altindadir. HAK-PAR bu tehlikenin farkindadir .Bu nedenle anadilde egitim hakkinin kullanilmasi en önemli ulusal haktir ve bundan asla vazgeçilemez inancindadir.

Kürt dili Kürt varliginin teminatidir.

Diger yandan bu günkü AK Parti iktidari ciddi bir kitlesel destege sahiptir. Bu nedenle bu kitle destegi ile iktidar istese Türkiye’de kangren olmus tüm sorunlari çözebilir. Basta Kürt sorunu olmak üzere ülkenin tüm önemli sorunlarini çözmeye muktedir olan hükümetin her ne olursa olsun demokratiklesme konusunda, Kürt sorununun çözümü konusunda cesaretini yitirmemeli ve demokratiklesme sürecini kesintiye ugratmadan sürdürmelidir. Hükümetin bu meyanda kararli ve cesur adimlari sonuca dogru giderse, basta Kürt halki olmak üzere toplumun genis kesimleri tarafindan destek bulacaktir.

PKK, yillardir onca kana ve gözyasina ragmen Kürt Halkina en ufak bir özgür ortam saglayamadi. Halkin taleplerinin gerisine düstü. Halki oyaladi. Halka verdigi sözleri tutmadi. Parlak vaadlerden muglak projelere yöneldi. Dahasi son dönemlerde ülkedeki demokratik degisim ve dönüsümlere de karsi gelerek hükümete savas açti.

PKK bu tutumuyla Hükümetin iyi niyet adimlarinin yavaslamasina ve devletin yeniden siddete yönelmesine adeta davetiye çikardi.

Özgürlük ve demokrasiden dem vuran, BDP ve PKK , ülkede demokratiklesme konusunda atilan ciddi adimlari görmezden geldi. Kürt halki üzerindeki baskilarin, asimilasyon ve irkçiligin kismen geriletilmesi alanindaki gelismeleri dahi tek basina kendi varlik ve mücadele sonucuna baglayarak bu günkü hükümete cihat açti. Gereksiz ve anlamsiz bir kavgaya girdi. Bu tutum hükümetin daha ileri adimlar atmasini önledi.

Basindan beri bilinçli olarak PKK ve BDP Kürtleri tek basina ‘temsil’ ettigini ayni dili kullanarak savundular. Abdullah Öcalan’i ‘Kürt Halk Önderi’ olarak lanse ettiler. PKK temsiliyeti eldeki silahin kibiri ile topluma empoze ettirdi. Bu baglamda rejime ve kendi anlayisina muhalif bir çok aydin ve yurtseveri sindirmeye yöneldi. Kendi disindaki Kürt yurtsever parti ve örgütleri ‘hain’ ya da ‘isbirlikçi’ ilan ederek onlarin halkla bulusmasini önledi. Adi geçen yurtsever örgütlere sempati duyan kisileri tehdit etti, onlari silahin kibiri de dahil olmak üzere bin bir santajla siyaset yapmaktan alikoydu.

Oysa ki özgürlükten ve demokrasiden yana olan örgütler kim tarafindan gelirse gelsin demokratik degisim ve dönüsümlere arka çikarak destek verirler. Bu sürece katki sunmak sureti ile degisim dalgasinin genislemesine yardimci olurlar.

Ama henüz kendi içindeki demokrasiye bile tehamülü olmayan silahli hareket ülkede çok sesli siyasetin gelismesine engel oldu, kimseye yasam hakki vermedi.

Kürt Halkini temsil ettigini savlayan PKK demokratik dönüsümleri de sindirmedi. Savasin Kürtlerin zararina oldugunu bile bile savasi tirmandirdi, siddeti arttirdi. Ülke bir matem alanina döndü.

Türk devleti de artan eylemler karsisinda öfkelenerek yeniden askeri yöntemlere ve güvenlikçi politikalara yöneldi. Bu kapismada iki ates arasinda kalan mazlum Kürt halki yeniden ates çemberine atildi.

Ancak her iki tarafin patlattigi bombalar bir etnik öfke patlamasina dogru ortam olusturmaya basladi.

Bu gün dünyada ‘demokratik özerklik, demokratik cumhuriyet’ gibi henüz içi bile doldurulamamis bir proje ugruna silahli mücadelede israr eden tek örgüt PKK’dir. Ayri devlet ya da bagimsiz devlet kurmak bir yana federasyonu bile savunmayan PKK, siddetli bir silahli mücadele sürdürmekte ve yüzlerce Kürt gencini ölmeye ve öldürmeye göndermektedir.

O bu silahli mücadeleyi besbelli ki Kürt halki için yürütmüyor. Bu çok açik. Örgütün hangi amaç ve hedefler dogrultusunda silahli mücadele verdigi belli degil. Bunca kan ve gözyasina mal olan silahli mücadelenin kime ve neye hizmet ettigi belli degil.

Belli ki bu gün artik PKK kendi savasini veriyor, kaybolan prestijini yeniden toplamak istiyor. Yaptigi eylemlerin sonuçlari üzerinden siyasetini sürdürmek istiyor. Halkin baris çagrilarini ciddiye almiyor. Korku salarak ülkede panik yaratmaya çalisiyor. Kürt halki ise artik her seyin farkinda. Dahasi, halk bu gün hiç bir ‘kutsal’ amaç ugruna silahli mücadelenin gerekli ve zorunlu olduguna artik inanmiyor. Gelinen bu düzey PKK’yi giderek yalnizlastiriyor.

Lakin demokratiklesme ve özgürlesme bilinci gelistikçe, degisim ve dönüsümler sürdükçe, siyasal diyalog ve tartisma olanaklari genisledikçe silah ve siddete dayali siyaset de gerilemektedir.

Kürt halki baris dilinin kullanilmasi ve diyalog yolu ile sorunlarina çözüm bulmasi için PKK’nin isaret ettigi kisilere oy vererek onlarin meclise girmesini sagladi. bagimsiz olarak seçilen vekiller daha sonra BDP çatisi altinda bir araya gelerek bir meclis gurubu olusturdu. Ancak kisa bir zamanda görüldü ki BDP, belkemigi olmayan ve sergiledigi durus itibari ile konu mankeni olmaktan kurtulamayan, bagimsiz siyaset üretemeyen, icazetli bir parti olmaktan kurtulamadi. BDP yerinden yönetilmedi, PKK’nin askeri vesayeti ve icazeti altinda mücadele etmek zorunda kaldi.. Bu nedenle kamuoyunda itibarini kaybetti ve devletçe siyaseten ciddiye alinamaz oldu.

Kürtlerin akan kanindan nemalanan ve siddet politikalarina arka çikarak parsa toplamaya çalisan, varliklarinin tek idame yolu olarak PKK kuyrukçulugu yapmaktan baska bir yol bilmeyen, siyaset üretmekten aciz, zavalli ve çaresiz kimi sözüm ona ‘sol’ hareketler, de besbelli bu tutum ve davranislari ile Kürt halkinin özgürlesmesine katki sunamazlar. Bu nedenle Kürt halki onlarin samimiyetine inanmamaktadir.

HAK-PAR bu yaban otlarinin maskelerini düsürmeli ve onlari teshir etmelidir.

Diger yandan Türkiye bölgede kimi komsulari ile ciddi sorunlar yasarken ve bu sorunlar neredeyse savas boyutuna tirmanmisken, o askeri operasyonlarla Kürt cografyasini sözde ‘terörle mücadele’ adi altinda kasip kavuruyor. Hükümet, Kürt sorunu konusunda güvenlikçi ve militarist politikalardan medet umuyor, sorunu poligonlarin içinde çözmeye çalisiyor.

Ne yazik ki günümüzde kimi Türk siyasetçiler de hala Kürt sorununu PKK sorunu ile es görüyor ve böylelikle irkçi kesimlerin degirmenine su tasiyor. Kürt sorununun terörize bir sorun olmasina çanak tutuyor.

Basbakan dahi gelinen noktada ne yazik ki, Kürtlerin hakli taleplerini, ulusal ve demokratik haklarini kullanmasini tanimak ve mesru görmek yerine ‘Kürt sorunu kalmamistir’ gibisinden yavan tespitler yapiyor. Ardindan da sayin basbakan çikip bu yavan tespitlerle Kürtlerin kendisine yardimci olmadigindan yakiniyor. Kürt kardeslerim diyen Basbakan kardesim dedigi insanlarin hak ve özgürlüklerini tanimiyor bu anlamda samimi davranmiyor.

Kürtlerle kardes olmanin yegane yolu Kürtlere özgür, demokratik, esit ve adil bir yasam ortami saglamaktan geçer.

Bu gün Kürtlerin hala çözüm bekleyen onlarca ulusal ve demokratik sorunu var.

Kürt sorunu asimilasyonun geriletilmesi ve Kürt dili ve kültürü alanindaki serbestilerden ibaret degil.

Kuskusuz ret ve inkar politikalarindan vaz geçilmesi, Kürt kimliginin taninmasi, dil ve kültür alanindaki özgürlesmeler Türk devlet gelenegi göz önünde tutuldugunda, devrim niteliginde gelismelerdir ve Kürt halki bu gelismeleri memnuniyetle karsilamaktadir.

Ancak Kürtler bir ulustur ve bu statülerinden kaynaklanan ulusal haklari vardir. Bu haklar taninmadan ülkede Kürt sorunu bitmez.

Kürtlerin tüm ulusal haklari taninmadikça da, siddet ve gerilim bu noktalardan beslenmeye devam eder.

Bu nedenle HAK-PAR Kürt Ulus gerçekliginin savunucusu olmaya devam etmeli ve Kürt ulusal çikarlari dogrultusunda siyaset üretmeyi temel görevi bilmelidir.

Ne yazik ki Türk devletinin hala bir Kürt siyaseti yok. Mevcut hükümet de hala gerçekçi, güven verici anlasilir ve makul bir çözüm yolu sunmamaktadir.

Türk siyaseti hala Kürt ulus gerçegini inkar etmeyi sürdürmektedir.

Hükümet kimi adimlar atsa da sorun hala tümden çözülmüs degildir. Kürt sorununu çözmek için dogru bir taniya ve gerçekçi bir teshise ihtiyaç vardir. Hükümet böyle bir tani ve tespitten yoksun oldugu için Kürtleri de anlamakta güçlük çekmektedir. Kürt sorunu sanki sadece PKK ile konusulurmus gibi aymaz bir tutum içindedir. Elbette ki bu savas ortaminda silahin bir tarafi olarak PKK ile konusulmali ve silahlarin susmasi için, kalici bir barisin gerçeklesmesi için PKK ile görüsmeler yapilmalidir.

Ancak silahlar sussa da Kürt Ulusal haklari taninmadikça Kürt sorunu bitmez.

Hükümet , PKK politikalarini paylasmayan ve ama, Kürt sorununun barisçil yollarla çözmekten yana olan vicdani temiz Kürt parti ve sahsiyetlerine de danisma ve onlarla ortak hamleler yapmaya cesaret edemiyor.Oysa ki hükümet samimi olarak Kürt sorununun çözülmesini istiyorsa HAK-PAR gibi barissever ve demokratik partilerle daha fazla diyalog ve güç birligi içinde olmali. Ama o, sorunu kendi bildik yöntemleri ile çözmeyi tercih etmektedir.

Bu nedenle Hükümet politikalari Kürtlere güven vermekten uzaktir.

Bölgede askeri operasyonlar sürdükçe Kürt halki memnuniyetsizligini korur ve atilan demokratik adimlar bu askeri operasyonlarin enkazi altinda kaybolur.

Barisçil diyalog yolunun açilmasi ve görüsmelerin yeniden baslayabilmesi için PKK silahli mücadeleden vazgeçmeli, silahlarini kosulsuz olarak birakmalidir.

Devlet de, bölgedeki askeri kusatmayi kaldirip operasyonlara son vermelidir.

YENI DÖNEMDE FIRSATLAR DOGRU DEGERLENDIRILMELIDIR.

Yeni bir sürece giriyoruz. Bu yeni döneme yeni bir anayasa ile girmek en dogru olanidir.

Bu güne dek ülkenin yönetilmesi hep darbe anayasalari ve askeri süreçlerin anayasalari ile yönetildi. Bu gün sivil ve yeni bastan bir anayasa yapma konusunda toplumsal bir mutabakat var. HAK-PAR da yeni ve demokratik, sivil bir anayasa yapilmasindan yana.

Bize göre, yapilacak yeni anayasa insan haklarina saygili olmak bir yana, en basta insan haklarina dayali olmak zorundadir.

Tam demokratik, adil ve esitlikçi bir anayasa olmadan, Türkiye kamburlarindan kurtulamaz, bölgesel hedeflerine ulasamaz.

Türkiye ayiplarindan kurtulmak istiyorsa geçmisi ile yüzlesmeli ve iadeyi itibar yapmalidir. Bu, karanlik, baskici ve sabikali geçmisin hesabini Türkiye halklarina verilmelidir.

Dersimde, Zilan Deresende, 33 Kursun Özalp olayinda, Cizre Yesilyurt olayinda, Roboskide, Derikte, Kasaplar Deresinde ve daha benzer onlarca insanlik disi uygulamadan ötürü devlet Kürt halkindan özür dileyerek ‘iadeyi itibar’ yapmalidir.

Türk devleti, geçmiste, bu ülkenin önemli renklerinden olan Ermenilere ve Rumlara yapilmis olan soy kirici, baski ve zulümler konusunda bu kesimlerden de özür dilemelidir. Hala az da olsa ülkede varliklarini sürdürmeye çalisan bu halklarin kendi kimliklerini ve dinsel inançlarini özgürce yasayabilmeleri için gereken düzenlemeleri yapmalidir.

Keza basta Aleviler olmak üzere diger etnik ve dinsel kimliklere geçmisten bu güne yapilmis olan baskilardan ötürü devlet bu kitlelerle de barismali ve onlara inançlarini ve kimliklerini tam olarak yasayabilmeleri için olanaklar saglamalidir.

Devlet Alevilerin Müslüman olduklarini, Aleviligin bir din degil ama bir mezhep oldugu konusundaki algilarindan vaz geçmelidir. Müslüman olup olmadiklari konusuna Alevi toplumu kendisi karar vermelidir.

Hükümet halkin inançlarina ve düsüncelerine müdahale ederek toplumu kendine benzetme çabalarindan vaz geçmelidir.

Devlet din ve inanç islerini bu inançlara mensup cemaat ve guruplara birakmali, kim nerede ve nasil ibadet etmek istiyorsa ona o firsat ve olanagi saglamalidir.

Her vatandas kimlik cüzdaninda aidiyet ve cinsel tercihini isleyebilmeli, mensup oldugu din ve inancin adini kimlik cüzdanina özgürce yazdirabilmelidir.

Ekolojik dengenin saglanmasi ve çevrenin korunmasi, daha iyi yasanir bir çevrenin yaratilmasi, deprem ve dogal afetler için ivedilikle önlem alinmasi gibi konular toplumlarimizin en yakici yasamsal sorunlardir.

Devlet, dil, din, inanç, felsefe, toprak, bölge ve kimlik ile köken farki gözetmeksizin halkin yasamini korumak için maksimum özen göstermelidir.

Yapilacak yeni anayasada, Kürt halkinin kendi kaderini tayin hakki yer almali ve bu hakkin kullanilmasi tümü ile Kürtlere birakilmalidir..

Çünkü, kendi kaderini tayin hakki en temel insani haktir. Bu hak asla engellenemez. Ileri demokratik ülkelerin tümünde bu hakka saygi vardir ve halklar kendi geleceklerini özgür iradeleri ile belirlemektedirler.

Kürt sorununun temelli çözümü bakimindan da yeni anayasa yeni ve önemli bir firsat. Demokratik, çagdas onurlu ve esitligi temel alan adil ve özgürlükçü bir anayasa yapilabilinir.

Bilinmelidir ki, Kürt halkina ve tüm dinsel ve etnik kimliklere ve halklara tam özgürlük ve esitlik saglamayacak olan bir anayasa halkin ihtiyaçlarini karsilayan bir anayasa olmayacaktir.

Yeni anayasa aydinlik, bir anayasa olmalidir.

Türkiye halklarinin özgürlük temelinde sekillenecek olan ortak bir gelecek yaratmak konusunda pürüzsüz bir yol çizmelidir.

HAK-PAR ‘in uygun görecegi anayasa kisa ve genel hatlari ile yukarida anilan biçimde olmalidir. Ileri demokrasiye uygun düsebilecek bir anayasa, mevcut sorunlara çözüm getirecek, toplumsal barisi saglayacak, haklar ve özgürlükleri anayasal güvenceye kavusturacak, her kesimden vatandaslarini memnun edecek bu yeni anayasa vatandas ile devletin el sikisarak geçmisin karanlik olaylarini silip, baski ve entegrasyona dayanmadan gönülden bir birlik üzerinde çagdas bir yasami ve özgür bir gelecegi yeniden insa etmeye uygun olmalidir.

Bugünkü cumhuriyetin kurucu ve asli unsurlarinin tam anlami ile ‘hak esitligine’ kavusturulmasi gerekmektedir.

Kimileri hala yerlesik kanilarini sürdürüp sunu sormaktadir:

‘ Türk ve Kürt kanun önünde esit, dildeki yasak da kalkti, daha ne istiyorsunuz.’

Biz HAK-PAR olarak diyoruz ki, bu cumhuriyetin asli unsurlari olarak Kürtler, Türklerle her anlamda esit olmalidirlar. Yani özcesi bu ülkede Türke uygun görülmüs, Türke yakismis, Türkün kullanabildigi her hak ve ayricaligi eksiksiz olarak Kürtler de kullanabilmelidir.

Yani Türkiye’de Türkün neyi varsa Kürdün de olmali.

Gerçek kardeslik ve birlik ancak bu sekilde ebedilesir. Bu nedenle diyoruz ki yeni anayasa bu gerçegi gözden uzak tutmamalidir.

Türk yani agir basan bir anayasayi Kürtler sindiremezler.

Böylesi bir anayasa vatandaslik duygusunu pekistiremez ve cumhuriyete aidiyeti belleklere yerlestiremez.

Daha özgür ve daha mutlu bir yasam için, daha çok demokrasiye ihtiyaç var.

Daha çok demokrasi daha az aci demektir.

HAK-PAR , özgür ve demokratik toplumlar olusturmak üzere Kürt ve Türk halklarinin esitlik temelinde birlik ve dayanismasindan yanadir.

Unutmayalim ki Kürtler özgürlesmeden hak esitligine kavusmadan Türkiye çagdas bir yasam ortamina kavusamaz, büyüyemez ve gelisemez.

Latif Epözdemir

Back to top button