Halepçe kaliaminin arka plani

Osmanli sinirlari arasinda kalan Kürdistan parçasi, Birinci Dünya Savasinda üç parçaya bölündü. Emperyasitler, Kürt diye bir halk, Kürdistan diye bir ülke varken, anavatan ve halklari olmayan, Irak, Suriye, Lübnan ve Ürdün gibi uyduruk devletler kurdular. Kürdistani da bu devletlere peskes çektiler. Bu nedenle Kürtler yüz yildan beridir, Araplara karsi ulusal kurtulus mücadelesi veriyor.
Halepçe, Güney Kürdistan’nin Iran-Irak sinirinda yer alan Süleymaniye vilayetine bagli, küçücük bir sehirdir. Baas fasist rejiminin bu sehri kimyasal silahlarla yerle bir etmesi sonucunda, tüm dünya bu küçücük Kürt sehrini tanimis oldu.
Iranla Irak devletleri aralarinda var olan bazi sorunlarin diyalog yoluyla çözülmemesi nedeniyle, 8 yil süren bir savas yasandi. Kürt pêsmergeleri bu savasta Iran’a destek oldular. Buna karsilik Iran da Amerika’dan gelen yardimlarin Kürtlerin eline geçmesine aracilik yapti.
Irak fasist Baas rejimi, Iran’in Kürtlere verdigi bu destegi kirmak için, Iranla antlasma yoluna gitti. Mart 1975 tarihinde imzalanan Cezayir antlasmasina göre Iran Kürtlere verdigi destegi kesmeyi, Irak da Sattülarap’in (Basra Körfezi’nin) bir bölümünü Iran’a devretmeyi kabul ettiler.
Bu önemli antlasma sonucunda Iran, Kürtlere verdigi destegi durdurdu. Bunun sonucunda Barzani 1975 yilinda, eliyle örgütleyip yürüttügü Kürt ulusal mücadelesini durdurmak zorunda kaldi.
Abdulkerim Kasim 1958 yilinda Irak’daki Hasimi hanedaninin devirdi. Sonra Abdulkerim Arif, daha sonra da Saddam Hüseyin Irak’in yönetimi ele geçirdiler.
Saddam, iktidara gelir gelmez, Kürt ulusal muhalefetini yumusatmak için, Barzaniyle diyaloga girdi. 1970 yilinda yeni bir anayasa hazirlandi.
Bu anayasaya göre, Arapça ve Kürtçe devletin resmi dili kabul edildi. Ayrica Irak yurttaslarinin Arap ve Kürtlerden olustugu, milli gelirin Kürdistan’a düsen payinin buranin kalkindirilmasinda kullanilacagi gibi önemli konular, bu yeni anayasada yer aldi. Kisacasi Irak’in yeni anayasasi Kürtlere otonomi hakki taniniyordu.
Ama Saddam bu anayasayi yürürlüge koymadi. Bunun üzerine Kürt ulusal mücadelesi yeniden basladi. Saddam bu direnisi kirip yok etmek için, bir imha projesi hazirlayip yürürlüge koydu. Bu projeye En Enfal adini verdi.
El Enfal, Kuran’daki bir surenin adidir. HZ. Muhammed döneminde, eger karsi taraf müslümanlarla yapilan bir sözlesmeyi ihlal ederse, ihlal edenlerin öldürülmesi ve mallarinin talan edilmesi, yurtlarinin yakilip yikilmasi mesru kabul ediliyordu.
Saddam, Kürtlere yönelik imha projesini, iste bu kutsal metin üzerine oturtmustu. Ne var ki Irak’da yapilan sözlesmeyi bozan taraf Kürtler degil Araplardi. Ama bu durum, dindar bir Müslüman olan Saddam’in umurunda degildi.
El Enfal Projesi, 1986 yilinda yürürlüge konuldu. Kürdistan bölgesi genel komutani olan Ali Hasan El Tigriti, Kürdistan Genel Valiligine atandi.
Irak fasist rejimi bu genel katliam projesinin detaylarini içeren, 4008 sayili yasayi kabul edip yürürlüge koydu. Bu yasaya göre Kürdistan Valisine, Kürdistan’da yasayan 15-70 yas arasinhdaki her insani tutuklama, sorgulama, sürgüne yollama ve öldürme yetkisi taniniyordu.
Bu yasaya göre iki sene içinde Irak’ta, insani hak ihlalleri doruklara tirmandi. 3 bin köy yerle bir edildi. Kürdistan’da bulunan tüm su kaynaklarinin agzi betonla kapatildi. Bir milyon Kürt Arap çöllerine sürüldü. Kadinlara tecavüz edildi. Binlerce insan mahkemeye çikarilmadan idam edildi. Ayrica bu yetmezmis gibi,öldürülen Kürtlerin ailelerinden kisi basina 300 dinar idam masrafi alindi.
Yine bunlar yetmezmis gibi Saddam Hüseyin’in verdigi emir üzerine 8 Mig uçagi, 16 mart 1988 günü Halepçe sehrine kimyasal silahlarla saldirdi. 5 bin insan öldü. 7 bin insan yaralandi. Yüz bin civarinda Kürt Türkiye ve Iran sinirlarina yigildi. Yapilan uluslararasi baski sonucunda bu iki devlet, Kürt mültecilerine sinirlarini açmak zorunda kaldilar.
Ortaçagdan beri dünyanin bir çok yerinde, savas suçu islenmektedir. Savas suçlulari ulusal mahkemeler tarafindan cezalandirilmaktadir. Ama yine de bu suçlar devam ediyor.
Bu suçlarla ilgili ilk yaptirim ilk kez, Amerika iç savasinda uygulamaya konuldu. Amerikan baskani Linkoln tarafindan 1863 yilinda Lieber’ kurallari uygulamaya koydu. Sonra 1907 de IV nolu La Haye Sözlesmesi’ daha sonra da, 1949 tarihli Cenevre Sözlesmesi ile degisik uluslararasi kanun ve yönetmenlikler yürürlüge konuldu. O günden bu yana bu suçu isleyen kisiler, Savas Suçlulari Uluslararasi Ceza Mahkemesi tarafindan yargilanip cezalandiriliyorlar.
Kisacasi günümüz dünyasinda artik, savasin da bir ahlaki ve uyulmasi gereken genel kurallari var. Savasmanin ve insan öldürmenin bir raconu var.
Bu hukuk metinlerine göre: Hastahane, okul, mabet ve hayir kurumlarina, bilim ve sanat merkezlerine saldirilmaz. Teslim olanlara, gazetecilere ve sivillere kötü muamele yapilmaz. Insanlarin kisiligine ve kutsal degerlerine hakaret edilmez. Insanlar kalkan olarak kullanilamaz. Insanlar aç birakilmaz ve ülkesinden kovulmaz. Taciz ve tecavüz yapilmaz. Düsmanin mal ve mülküne zarar verilemez. 15 yasindar küçük çocuklar askere alinamaz. Ateskes bayragi sallayana kursun sikilmaz. Esirlerin üzerinde tibbi deney yapilamaz. Vücutta parçalanan bombalar, nükler, biyolojik ve kimyasal silah kullanilmaz.
Bu konuda dikkat çekilmesi gereken bir konu da, sanayilesmis devletlerin sergiledigi iki yüzlülüktür. Bu devletler bir taraftan insan haklari ve demokrasiden bahsederken, diger taraftan savas suçu isleyenlere yardim ediyorlar, olanak sagliyorlar.
Örnegin Halepçe’de kullanilan kimyasal maddelerini Alman, Isviçre ve Hollanda sirketlerinin Saddam rejimine sattiklarini biliniyor.
Irak Baas rejiminin Kürtlere karsi yürüttügü saldirilarin çogunda, bu ve buna benzer savas kurallari çignenmistir. Halepçe’de yasananlar, bunun en somut örnegidir. Üstelik bu ilk örnek de degildir. Fasist Baas rejimi, Nisan 1987 yilindan beri Kürt halkina ve Kürdistan’a karsi sistematik bir biçimde kimyasal silah kullanmistir.
En kisa zamanda bu eylemlerdan sorumlu olanlarin, Savas Suçlulari Uluslararasi Ceza Mahkemesinde yargilanmalari gerekir.
Yilmaz Çamlibel
