Makale

Halk destegi olmadan darbe mi olurmus?

Misir’da tam tesekküllü bir askeri darbe oldu. Misir tarihinin ilk seffaf, serbest ve halkin tamaminin katilimina açik seçimlerinde seçilen cumhurbaskani bir yil bile geçmeden asker tarafindan görevinden azledildi. Ne anayasada ne de Misir silahli kuvvetlerinin iç hizmet kanununda askerin seçilmis cumhurbaskanini azletmek gibi bir yetkisi yok ama asker bu yetkisini Tahrir meydanina toplanmis kalabaliklarin taleplerinden üretti.

Tahrir meydanina toplanan kalabaliklar aylar öncesinden beri halkin büyük bir kesiminin oy vererek basa getirdigi Cumhurbaskaninin aradan geçen süre içinde (alti, yedi ay mi, bir yil mi?) sorunlarini çözmeyi basaramadigindan hareket ediyordu. Asker Tahrir’e bu gerekçeyle toplanan halkin taleplerinin Mursi tarafindan görülmesi ve gereginin yapilmasi gerektigini söyledi. Oysa hem Misir halki Tahrir’de toplanandan ibaret degildi hem de dört yilligina seçilmis bir Cumhurbaskaninin bu kadar kisa süre içinde neyi yapip neyi yapamadigini degerlendirmek için demokrasilerde sandik diye bir yol vardi ve onun da bir zamani vardi.

Darbe 25 Ocak’tan bugüne yasananlara öyle bir nokta koymus oldu ki, bu noktadan geriye dogru ve simdiye kadar yasananlarin çok daha iyi anlasilmasini da sagladi. Mübarek’in devrilmesinden itibaren Misir’in demokrasiye geçis yolunda kat ettigi yolda kendi haline birakilmis olamayacagini aslinda tahmin ediyorduk. Bu yolda Misir askeri, idari ve yargi bürokrasisince sergilenen direnisin de bu tarihsel gidisati durdurmaya yetmeyecegi biliniyordu. Seytanin bütün gücüyle bu muhtesem devrimi engellemek için bir asamada sahneye var gücüyle dönecegi kesin gibiydi. Oysa 30 Haziran darbesi bu kötülügün kendince büyük tedbiri ve tuzagi için yola ta bastan itibaren çikmis oldugunu ve hiç bos durmadigini gösterdi. Nitekim, halkin tahrire çikmasi tamamen orduya darbe için gerekli davetiye çikarilmak üzere çok önceden ayarlanmisti.

Nihayetinde Mursi’nin bastayken neyi ne kadar dogru veya yanis yaptigini bu saatten sonra ölçüp degerlendirmenin hiç bir anlami yok. Niyet çok önceden belirlenmis. Esasen Mursi’ye bu darbe dolayisiyla yöneltilen hiçbir elestiri darbe kötülügüne ortak olmaktan kurtulamayacaktir.

Darbenin darbe oldugu bu kadar açikken, demokrasi konusunda mangalda kül birakmayan batililarin bu konuda sergiledigi ibretlik kafa karisikligini nasil yorumlamak lazim? Avrupa Parlamentosu darbeye darbe bile demedi. Ise 7 televizyon kanalini kapatarak, 400’e yakin da Hürriyet ve Adalet Partisi mensubunu tutuklayarak baslayan ve sokaklara tanklari dolduran askeri darbeyi Misir halkinin erken seçime karar vermesi olarak degerlendirdi. ‘Seçilmis bir baskanin görevinden alinmasi hos degil ama o da Misir halkinin beklentilerine karsilik veremedi’ ifadelerini ne kadar rahat sergilemis olduklarini bir kenara kaydedecegiz tabii ki. Böylece halkin taleplerini karsilayamayan bir yönetim için AB müktesebati içinde askeri darbe ile gönderilmesinin de mümkün oldugunu tuhaf bir biçimde ögrenmis olduk. Iyi de simdiye kadar bize anlattiklariniz masaldan mi ibaretti?

Misir’daki darbeye darbe dememek için ileri sürülen bir argüman, halkin bunu havai fiseklerle kutlamis oldugu, dolayisiyla halkin destegini almis olmasi.

Aslinda bunu söyleyenler simdiye kadar halkin destegi olmadan gerçeklesmis hangi darbeyi gösterebilir? Bizim darbeler gelenegimiz bu konuda yeterince ögretici degil mi? Bizdeki darbelerin hiç biri halk nezdinde kendilerine yeterli destegi gördüklerine kani olmadan harekete geçmedi. Ama halk istiyor gerekçesine siginilarak yapilmis olmasi, darbelerin ahlaksizca bir yetki gaspi, bir kötülük, bir emanete ihanet, en yüz kizartici suç oldugu gerçegini degistirmedigi gibi, eninde sonunda adalet ve vicdan nezdinde mahkum olmasina engel olamiyor.

ÇALINAN TAHRIR’DEKI OYUNU RABIATU’L ADEVIYE BOZUYOR

Tahrir meydanindaki kalabalik ve bu kalabalik tarafindan havai fisekli karsilamasi yapilanin darbe oldugu gerçegini tabii ki degistirmedi. Ancak, takdir etmek gerekir ki, darbeye böyle bir karsilama hazirlamak, darbeler tarihi için de bir yenilik ve özgünlük sayilmali. Simdiye kadar hiçbir darbe bu kadar yüzsüz bir biçimde allanip pullanmaya çalisilmamisti. Arap Bahari günlerinde sikça sözkonusu olan ‘Türkiye modeli’ bu olayda fazlasiyla asilmis görünüyor, ama tamamen olumsuz tecrübeleriyle.

Derin devlet oyunlari ve darbecilik teknikleri konusunda sergilenen model, Türkiye’nin darbecileri için de model olusturabilecek asamaya vardi. Taksim eylemcileri bastan itibaren Tahrir’den rol çalmaya çalistilarsa da, 25 Ocak’a götüren süreçte özgürlestirici rolüyle Tahrir, Taksim’e örnek olmaktan uzakti. Oysa simdi bu model tam yerine oturdu. Özgürlestirici niteligiyle Tahrir bugün geri dönüsüm kutusundan çikarilan Mübarek rejimi tarafindan çalinmis, Devrim’i rayindan saptiran, toplumun bütün kazanimlarini tekrar eski rejimin oligarklarina iade eden büyük entrikanin sahnesi oldu.

Diger yandan gerek Rabiatu’l Adeviyye meydaninda gerek Misir’in diger sehirlerinde ayni anda toplanmis milyonlarca baska halk da vardi ve bunlar bu duruslariyla darbeye meydan okudu. Basta uluslararasi medyanin görmezden gelmeye çalistigi bu meydanlar, bir gün sonra kayitsiz kalinamayacak boyutlara vardi. Tahrir’deki kalabaliklardan kesinlikle çok daha fazla ve bütün Misir sathina yayilan bu beklenmeyen direnis, esasen isin bütün rengini degistirdi ve sürecin bütün taraflarinin konumuna da isik tuttu. Darbeyi tanimayacagini açiklayan ve direnise geçen Ihvan esasen Tahrir’de kurulan oyunu da daha simdiden bozmus oldu.

Bu direnisin sergilendigi meydanda milyonlar, Tahrir çalinsa da, özgürlük ruhunun çalinamayacagini haykiriyordu.

Tahrir Ruhu’nun bugün Rabitu’l Adeviyye meydaninda, o kutlu kadinin ismiyle ifadesini yeniden bulmasi bu darbe günlerine karsi tahrir mesajinin en çarpici yani olmali.

—————————————

Yeni Safak-7 Temmuz

Yasin Aktay

Back to top button