Hikaye hep ayni

Türk yöneticileri dara düsünce, halkin oyuna basvuracaklarini söylüyorlar. Bu güne kadar ülkeyi yönetenler, vatan elden gidiyor propagandasiyla, vatandaslarini savasa gönderir vurusturur. Siddet , inkar ve sehitler üzerinden ayagi kalkmaya çalisan bir anlayisin yöneticleri yine ayaklanmis.
Evine ekmek götüremeyecek, ekonomik darbogaz ve borçlari yüzünden ölümü tek seçenek olarak gören bir toplum yarattan siyasi anlayisin geçmisinde de, bugününde de degisenler sadece isimler ve liderlerdir. Ülkeyi yasanmaz halle getirenler, yine ayni inkarci anlayistir. Bu yöntem, bu sistemin, yöneticilerin var olus sebebidir.
CHP ile itifakta olanlar, seçim naralariyla yine Kürtlerin ve Alevi’lerin oylarina gözlerini dikmis görünüyor. CHP’nin neye hizmet ettigi belli de, kendi yasadiklarinin sorumlularina hayranliklarini sürdürenleredir sözüm. Bu kisiler; platonik bir asktan bir türlü kurtulmadi. Kronik hale dönüsmüs bu ask. Onlari, CHP ve diger sistem partileri kurtarmadi. Bundan sonra da kurtarmayacaktir. Bu partiye hayranlik duyanlar; unuttularsa hatirlatmakda fayda var: Dersim’de, Çorumda, Sivas’da Maras’ta… katledilenlerin kanini ellerinde tasiyanlardir. Bu acilar sizleri haklinin yaninda yer almaya itecegine, yine bu rejimin sistematik plan ve programlariyla, bir annenin karnindaki bebege, ülkesi Kürdistan’a dahi kin duyan bir rejimin devamcilarinin cephesinde yer almak hangi inanca, hangi kitaba uyar. Ecdadinizin katlini yapanlara destek olmak hayranlik duymak, yeni katliamlarina ortak olmaktir.
Iki güzel sözle, kollari sivamakla, helalasma söylemleriyle bugüne kadar rejime muhallif olan kesimleri yanlarina almaya çalisma hamleleridir. Geçmiste, alanlara, seçim naralariyla ortaliga düsen on yillarca bu cumhuriyetin kurucusu olan anlayisin temelinde yok ve inkar yatiyor.
Yillarca, Alevi-Sunni çatismasiyla, sag-sol kavgalariyla, Kürt ve Türk diye iki halki birbirine düsman ettiren anlayisin sahibi CHP’dir.. Helallesme söylemi de, alanlara çikmakla da, çürümüs, hiçbir sekilde dikis tuturamayan, 98 yillik anlayisin tohumu yeniden yesertme çabalaridir. Kiliçlaroglu ve sistem partilerinin meydanlara çikip, çeket çikarmalari,’geliyor, gelmekte olan’ diye attiga sloganin karsilgi, bugüne kadar gelecek olan, inkar, yoksulluk, siddet, ayrimcilik, öfke ve kargasadan baska birsey olmadi. O ‘görkemli’ Mersin Mitingi sonrasinda ilk inkari da; Kürdistan kelimesine tahamülsüzlügünü, halkina oldugu öfekeyi disa vurarak gösterdi. Bunlardan devami gelirse de sasirmam.
98 yasindaki Türkiye Cumhuriyeti, 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlasmasi imzalanarak yeni Türk devletinin bagimsizligi kabul edildi. Tek irka dayali bu bagmisizlik ne kendi halkina ne de o topraklarda yasayan asil sahiplerine; kürtlere ve diger azinlik ve gayri müslüm milletlere yarar getirmedi.
Türkiye’deki bu gidisat ülkede yasayan mafyavari siyasetçilere, padisah, sultan, tek adam rejiminin, darbelerin, yeni darbeler yeni kaus ortamlarinin dogmasina firsat yaratmaya hizmet etti. Geçmiste, Çatli, Yesil, bugün Erdogancilar, Kiliçtaroglucular, isimler farkli olsa da, bir ülkenin siyasi sahiplerinin birbiriyle çatismasidir. Güçlü olan alani ele geçiren, herkes orada atini kosturur. Adalet, hukuk, insan haklari ayaklar altina alinir. Siddet toplumun tüm kesimlerine sirayet eder. Ve hangi tarafi tutsan orasi seni yakacak hale dönüsür. Türk siyasi anlayisi kendini yasatmak için her türlü günahi kendine mübah güren bir anlayistir. Görüyor ve izliyorsunuz, yeniden korku ve köseye sikistirilmis karsisinda, bir taraf çikar sokaga çikalim der. Bir taraf biz izin vermeyiz der. Ülke yeniden bir kaus ortamina sürüklenir. Siddeti uygulayan, ülkenin ekonomisini batiran, döviz kurlarinin, borsanin yükselisi, savas tantanligi savasa harcanani, sehitler de, hirsizlar da unutturulur.
Hikaye hep ayni hikaye. Dünya ayni dünya degildir. Tek parti döneminden bugüne yüzyila yaklasan bir siyasi tarihin sinifta kaldigini bu sistemin kadrolarinin kabullenmesi; hem kendi halkina, hem cumhuriyetin kurucusu atalarina yapacaklari iyilik olacaktir.
Yapilan coskulu mitingler dagilir, beklenen seçimler biter. Verilen sözler unutulur, halkin bugünü ve gelecegi için duydugu güven duygusunu zedeleyerek belirsizlik ortami yaratir ve tüm toplum kesimlerini ve bireyleri tahrip eder. Kisilerin çalisarak elde ettigi gelir ve tasarruflarin beklenen satin alma gücünü saglamadigini gören insanlarda güven duygusu azalir. Güveni sarsilmis, ekonomik sosyal olarak ezilmis toplum baski altina alinir, bilinçli propagandalarla yeniden, tek kurtulusu kendilerini bu hale getirenlerde aramaya yönlendirilir. Bu rejimin sahiplerinin en iyi yaptigi is budur.
Çikis mi? Bu ülkeye güçlü politik programi, vizyonu olan gerçek bir muhallefete ihtiyaç vardir, bu ihtiyaç hala sürüyor. Devletin kurucu anlayisina hizmet eden, ister sag ister sol anlayis, ister liberal, muhafazakar anlayis temcilci ve partileri olsun bu ülkeyi refaha, halklarina mutlu bir gelecek saglayamadi.
Kurtulus, ülke halklarinin esit haklara sahip olmasindan geçiyor. Bununun tek, çözümü; Türkiye Anayasa’sinin ilk dört maddesinin öncelikli degisimidir.
Kürdistani duygularimla, siz okuyucularimin yeni yilini kutluyor, hepinize saglikli yeni bir yil diliyorum. Hizir yar ve yardimciniz olsun.
Necla Çamlibel