Hükümeti mi tutmali, Cemaat’i mi
Hani unutamadigimiz sahneler olur.
Yavrusunu elinden alan cezaevi aracinin arkasi sira segirtirken ‘durun, o daha çocuk!’ diye haykiran annenin, her animsamamda bogazimi bir yumruk gibi tikayan o mesum çigligi gitmez hiç aklimdan, bir; bir de dün tipki bir yanardag gibi patlayan Fethullah Gülen’in beddualarini izlerken ülkem adina dehsete kapildigim internetteki görüntüleri ile, öfkeyle gölgelenmis yüzüne artik günesin degmedigi ve giderek sagduyusunu yitirmeye baslayan Basbakan’in hirçin nidalari da eklenecek, sanirim simdi buna.
Olup bitenlerin, ülkenin siyasal ve toplumsal yasamini evrensel demokratik ilkelerle degil de, dinsel degerlerle biçimlendirmek isteyen iki güç odaginin tekel kavgasindan çiktigini görmemek için insanin kör olmasi lâzim.
Bu savasi hangi taraf kazanir bilemem ama halkin kaybedecegi kesin!
Biraz daha gerilir, biraz daha kutuplasir, biraz daha düsmanlasir; sonra da fiilen çatisirlar!
Islâm ülkelerinde fakirlesmeler ve yikimlar, din üzerinden gerçeklesmektedir.
Bütün Ortadogu’da böyle olmadi mi? Din savaslariyla içten içe çürüyüp, kendi kendilerini yok etmediler mi?
Böyle giderse, bizim de basimiza gelecek olan budur.
Eger olaylara Iktidar ile Cemaat ekseninden bakarsaniz, hakli ile haksizi fitratiniza göre tayin eder, siz de bu kavganin bir parçasi olursunuz.
Meseleyi böyle koyan herkes, artik her seyi kullanmaya da baslar.
Ayni vasiflar sanki her iki tarafta da yokmus gibi, meselâ hükümetten yana olanlar, Cemaat’i ‘seffafligi ve hesap verilirligi olmayan, belirsizliklerle yüklü bir dünya’ olarak görecek, ‘bir pîre bagliliklarini, örtük ve denetimi olanaksiz iliskiler’ diye elestireceklerdir.
Peki, bütün bu argümanlar, karsi taraf için de geçerli sayilmaz mi? Iktidari ülesme kavgasini bir kenara koyarsak, ikisi de ayni yolun yolcusu Islâmcilar degil mi bunlar?
Laik düzende çaresiz, biri sandiktan çikti diye, çikmayana nispetle mesru mu görülecektir?
Bizi din üzerinden yönetmek hirslisi iki grubun, girtlak girtlaga girdikleri ve ahlaki zayifliklarini göstermekten de zerrece çekinmedikleri bu kavganin demokrasiyle ne ilgisi var?
Birbirlerine bunu yapabilenlerin, size neler yapabileceklerini düsünebiliyor musunuz?
Ön almak maksadiyla, idarenin rüsvet ve yolsuzluklarini kollayarak, devlet içindeki güçlerini harekete geçiren Cemaat’in bu yaptigi oyundur da; sandiktan baska hiçbir parametresine metelik vermeyen hükümetin demokrasiye yaptigi da bir oyun degil midir?
Devlet olmak, gücün sadece bir kiside toplandigi bir siyaset yetkisi olarak algiladigi içindir ki, is iyice zivanadan çikmis; parlamento ve hattâ hükümet dahi siradanlastirilarak, Sayistay ve diger denetleme organlari dumura ugratilmis; artik ne istisare, ne müzakere ve ne de murakabe kalmistir.
Adli Kolluk Yönetmeligi, eger bir kisinin iradesiyle hisimla, hem de yasalar hiçe sayilarak bir gecede degistiriliyorsa, önderlik anlayisindan bir türlü vazgeçemeyen bu toplum için, demokrasi ahlâki asla gelisemeyecek demektir.
Oysa ne bir köprü, ne bir metro ne de bir baska maddi vaat, daha degerlidir demokrasiden.
O yüzden Basbakan’a da, Cemaat’e de ayni mesafede durarak, onlarin bizi götürmek istedikleri sonu hüsran bir düzene karsi çikmak, demokrat bir yurttaslik görevi sayilmalidir.
Iyi ki oldu da fiilen gördük!
Demek ki neymis, dincilerle de olmuyormus!
—————————————-
Taraf-23 Aralik
Namik Çinar