Idam cezasi çözüm mü?
Idam cezasi, suçlari önlemek açisindan bir “çözüm” olsaydi; bu uygulamanin oldugu ülkelerde, suçlarin önü aliniyor olurdu. Su bir gerçek: Idam cezasi, daha çok, “otoriter” yönetimlerde yaygin. Bu sekilde yönetilen ülkelerin büyük kisminda, suç oraninin yüksek oldugu da, sir degil.
Özgecan Aslan’in vahsice öldürülmesi; toplumun vicdanini, agir sekilde yaraladi. Cinayet, dogal olarak, genis bir öfke seline yol açti. Insanlar, vahsetin sorumlularinin, en agir cezaya çarptirilmasi istegini, dile getiriyorlar.
Dört gün önce, TBMM’de, “kadina siddet”i konusmustuk. Erkek egemen kültürle, kadina yönelik erkek saldirganligiyla nasil bas edilebilecegini, tartismistik. Medyada, kadina yönelik siddetin nasil yeniden üretil(ebil)digini, sorgulamistik.
‘Kadinlara yönelik erkek saldirganligi’nin, geleneksel, kültürel kökleri oldugu gibi, güncel nedenlerinin oldugunu da, gözden uzak tutamayiz.
Yüzyillarin ötesinden gelen yerlesik reflekslerin düzelmesi için, uzun ve sabirli bir ‘evrim’ sürecinin gerekliligi ortada. ‘Egitim’ ve ‘dönüsüm’ çabalarinin, gerçekten bu konuda duyarli kisilerce ve elbette esas olarak kadinlarin katilim ve insiyatifiyle yürütülmesi sart.
Kadinlarin, egitim ve yönetim dahil her alanda, daha dogrudan ve daha etkin müdahalelerini saglayacak bir ortama, acilen gerek bulunuyor. Tabii, görünmeyen kadinlar ülkesinde; erkek kültürünün degisime ugramasi, simdilik, ‘hayalden öte’ bir durum gibi de algilanabilir.
Kadinin toplumsal yasama katilmasi, yönetim kademelerinde, karar mekanizmalarinda, ekonomik hayatin merkezinde yer almasi; uygar ve özgürlükçü bir toplum için, olmazsa olmaz bir durum.
KADININ TOPLUMDA VAROLMASI
Kadin, gündelik yasamda ne kadar etkili olursa; erkek egemen aliskanliklar ve siddeti ‘normal’ olarak gören refleksler, o ölçüde güç kaybediyor. Köklü çözüm, kadinlarin görünür hale gelmesinden, daha etkin bir toplumsal konuma gelmesinden geçiyor. Kadinlarin güçlü oldugu ülkeler, ayni zamanda, hak hukuk düzeninin de geçerli oldugu ülkeler olarak öne çikiyor.
Siyasetin dilinin degismesi, elbette kolay degil. Siyasete egemen olan ‘siddet söylemi’; toplumun ataerkil kültürünü, yeniden üretiyor. Kadinlari adeta farkli bir canli türü olarak gören siyasetçilerin söylemine karsi, uzun soluklu bir mücadeleye gerek bulunuyor.
‘ASALIM’ ZIHNIYETI
Toplumsal öfke anlari, mantigin zayifladigi anlardir. Özgecan’in ölümünün çaresizligi içinde; “idam cezasi” konusu, yeniden gündeme geldi. Idami, bir cezalandirma biçimi olarak savunanlar, hep varoldu. Son günlerde, bazi kesimler, bu isteklerini, daha yüksek sesle dile getiriyorlar. “Kisasa kisas”, yeniden gündemde.
Idam cezasi, suçlari önlemek açisindan bir ‘çözüm’ olsaydi; bu uygulamanin oldugu ülkelerde, suçlarin önü aliniyor olurdu. Su bir gerçek: Idam cezasi, daha çok, ‘otoriter’ yönetimlerde yaygin. Bu sekilde yönetilen ülkelerin büyük kisminda, suç oraninin yüksek oldugu da, sir degil.
Yakin tarihe baktigimizda, maalesef sunu da görüyoruz: Ülkemizde, idam, çogu zaman, siyasetçileri cezalandirmak için, yani ‘siyasi baski’ amaciyla uygulandi. Idamlarin en yaygin uygulandigi dönemler, askeri darbe dönemleri oldu. Ortadogu’daki otoriter rejimlerde, idam; siyasi muhaliflerin tasfiyesi için, yaygin olarak kullanilan bir silahtir.
Idamin bazi erkek siyasetçiler tarafindan yeniden dillendirilmesi, kaderin garip bir cilvesi. Sonuç olarak, kadina yönelik vahsi bir cinayetin acisini yasiyoruz. Siddetin, erkek egemen saldirganligin önünü alabilmek adina; yeni yaklasimlar gelistirmeye çalisiyoruz.
Erkek egemen psikolojik iklim; “asalim” formülünü, bir ‘çözüm’ olarak degerlendirebiliyor.
Önce erkek egemen kültürü bir sorgulasak, onun siyasetle olan olumsuz etkilesimini tartissak… Erkekler olarak, içimizdeki saldirganligi analiz etsek. Bir özelestiri, bir degisim çabasina girissek
Sunu unutmayalim: “Asalim” zihniyeti de, öz itibariyle, ‘erkek kültürü’dür.
——————————————-
Radikal-17 Subat
Oral Çalislar