Idlib, buyurun eseriniz!
Ucube bir hikâyenin üzerine sarmalanmis film seridi kopuyor. Hesapta Türkiye Firat Kalkani ve Zeytin Dali bölgesinden devsirdigi güçlerle Menbic’e, oradan da Firat’in dogusuna yürüyecekti. ‘Bizim asil savasimiz rejimle’ diyen cihatçilar, Türkiye’nin gündemine takilan cihatçilari hezimete ugratti.
Idlib Türkiye’nin Suriye siyasetinin ‘z raporu’dur. Sadece bir çikti ya da sonuç degil ilk basindan itibaren sürecin özüdür. Cihatçilarin Türkiye üzerinden Suriye’ye sokuldugu, kanli sahnenin açildigi, güvenlik görevlilerinin kol ve bacaklarinin kesilerek Asi Nehri’ne atildigi, katliamdan devsirilen sahte kahramanlik hikayesiyle Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) temelinin atildigi yerdir Idlib. Yine dünya aleme devrimci güç diye sunulan ÖSO’nun maskesinin düstügü, egitilip donatilan ‘ilimli muhalifler’ efsanesinin çöktügü yerdir. Uluslararasi koalisyonun cihatçi gruplarla Fetih Ordusu’nu kurup zafer elde ettigi ve en nihayetinde son iki yilda Suriye’nin geri kalan bölgelerinden 100 bini askin cihatçinin süpürüldügü yerdir.
Suriye krizinin basinda CNN Türk gibi kanallarda ‘El Kaide baglantili militanlar sürece dahil oluyor’ diye uyarilar yaptigimizda, ‘Kimmis bunlar, abartiyorsun, Esed’in agziyla konusuyorsun’ diye bizi linç edenler, yanit olarak siraladigimiz örgütlerin isimlerini bile telaffuz edemeyecek kadar Suriye’den bihaber, gerçeklerden kopuk ve bagnazdi. Hepsi de bu örgütlere ‘devrimci’ diyecek kadar kefildi. Bunu hatirlatmaktan kendimi alamiyorum çünkü canimizi çok yaktilar. ‘Rejim gitti gidecek’ denilen zamanlarda Sam’da, Humus’ta, Dera’da, ‘Bu silahli adamlar geldikleri yerden geri gidecek’ diyen Suriyelilerin öfkeli sözleri hâlâ kulaklarimda. Bunun olacagina kimse inanmiyordu.
Iktidar ve ortaklarinin bölgeyi yakan maceralari basladigi yerde bitiyor.
***
Peki ne diyor ‘z raporu’?
El Kaide uzantili Heyet Tahrir el Sam (HTS), Idlib’in büyük bölümünü zaten kontrol ediyordu. 17 Eylül’de Soçi’de Rus lider Vladimir Putin ve Cumhurbaskani RT Erdogan, Idlib’in etrafinda tampon bölge kurulmasini, bölgedeki terör örgütlerinin çikarilmasini, agir silahlarin teslim edilmesini, M-5 ve M-4 otoyollarinin açilmasini öngören bir mutabakata imza atmisti. Cihatçi örgütleri plana uydurma isi Türkiye’nindi. Erdogan, El Kaide ve sürekâsi üzerindeki etkisine güveniyor olmaliydi. Ne de olsa Türkiye bu gruplarin hamisiydi. HTS hiçbir siyasi süreci kabul etmese de Türkiye’ye minnettardi, çünkü sinirlardan besleniyordu. Nankörlük edip Türk ordusunun önüne çikacak degildi. Ayrica Soçi mutabakatinin yerine getirildigine dair bir görüntü, Suriye ordusu ve Rusya’nin yikici operasyonunu da önleyecekti. Bu herkesin çikarinaydi.
Güya mutabakata uygun olarak tampon bölgeden agir silahlar çekildi. HTS de adamlarinin bir kismini uzaklastirdi. Esasen bazi seyler görüntüden ibaretti. Rusya da anlasmanin yerine getirilmedigini biliyor ama fazla ses etmiyordu. Öngörüldügü gibi yilsonuna kadar M-5 ve M-4 de ulasima açilmadi. Yani Türkiye sözünü tutamadi. Taahhüt altina girerken yürütülen akil suydu:
Türkiye bu örgütleri zapturapt altina alir ve çatismasizlik rejimini kurar. Böylece operasyon ötelenmis olur. Bu süreçte Türkiye’nin girisimleriyle Firat Kalkani ve Zeytin Dali hareketlerine katilanlar Suriye Ulusal Ordusu, Idlib’in yani sira Hama, Halep ve Lazkiye’nin kirsalinda etkin olan Islamci örgütler de Ulusal Kurtulus Cephesi (UKC) altinda toplandi. Astana sürecini kabul edenler Türkiye’ye kalkan olacak, reddedenler de topun altina girme tehdidiyle yüzlesecekti. Türkiye’nin bir sey yapmasi gerekmiyordu. HTS içerden çözülecek, direnenler de ‘makbul’ örgütlerce tasfiye edilecekti. Mantik buydu.
Ama HTS, 2014’te ISID’in eski ortaklarina yaptigini yapti. (HTS, eski adiyla Nusra Cephesi, henüz Irak Islam Devleti adini tasidigi dönemde ISID’in Suriye koluydu. Nusra, ISID’in kendini feshetme kararini reddedip El Kaide’ye bagli kalmisti.) 1 Ocak’ta HTS, eski bileseni Nureddin Zengi Hareketi’ni Idlib ve Halep kirsalindan söküp Afrin’e sürdü. Rezil bir sekilde tanklari, tüfekleri, araçlari yollarda birakip kaçtilar. Sonra HTS, Hama’nin kuzeydogusundaki Ahrar el Sam ve ortaklarinin isini bitirdi. Ahrar güneyde kendini feshetmek zorunda kaldi. 10 günde 90 kadar yer UKC bilesenlerinin elinden çikti. Iki taraf arasinda 10 Ocak’ta varilan anlasmayla UKC’nin elinde kalan Eriha ve Maarat el Numan dahil bütün bölgelerde idarenin Kurtulus Hükümeti’ne birakilmasi kabul edildi. Kurtulus Hükümeti, HTS’nin sivil isler yapilanmasi. Geriye Idlib’in güneybati yakasinda iki tarafta da yer almayan Ceys el Izze’nin elindeki parça ile Türkistan Islami Parti ve diger yabanci savasçilarin kontrol ettigi Cisr el Sugur gibi birkaç yer kaliyor. Bunlarin HTS’yle sorunlari yok. Bu hamleyle HTS, Idlib’in yüzde 80’ini fiilen kontrol eder hale geldi.
Özetle keskin cihatçilar yontulmus cihatçilari ezdi. (Ahrar gibi UTC bilesenleri El Kaide ile anilmaktan kesinlikle hazzetmez ama çogunun temelinde El Kaide’nin tezgâhindan geçme isimler ya da Ihvancilar var. Türkiye’nin büyük günahlarindan birisi HTS’yi gönülsüzce terör örgütü olarak kabul ettikten sonra ondan farkli olmayan cihatçi örgütleri normallestirmesi ve mesrulastirmasiydi. Idlib’in Türkiye’ye yaslanan tüm sinirlarini kontrol eden HTS, Astana ve Cenevre süreçlerini büyük bir ihanet olarak görüyor. (Yenilen taraf ise oportünist bir tavirla bu süreçlere ‘evet’ diyor ama kerhen. HTS demokratik çözümleri Islam’a küfür addediyor. Zeytin Dali ve Firat Kalkani Harekâti’na katilanlari tuzaga düsmekle suçluyor. Afrin, Menbic ve Firat’in dogusunda Kürtlere karsi müdahaleleri, ‘Laik devlet ile ateist parti arasinda bir savas’ olarak niteleyip Müslümanlarin bu kavgada yer alamayacagini savunuyor.)
ISID’inRakka’da yaptigini, HTS benzer bir anlayisla Idlib’de tekrarlamis oldu. ABD’nin TOW füzeleri verdigi sözde ilimli gruplari ezerek basladigi tasfiye sürecini, Islamci ortaklarla sürdürdü.
***
Idlib’i çeviren 12 gözetim noktasindaki Türk ordusu gelismeleri gözetlemekle yetindi. Türkiye’nin Idlib oyununda kefil olmakla kalmayip donattigi ortaklarinin hezimetine sessiz kalmasi büyük bir hayalkirikligi yaratti. Haliyle bu cenahta derin bir kusku var. Acaba Türkiye, Menbic ve Firat’in dogusuna yönelik operasyonlara yesil isik almak için Idlib’i Rusya’nin insafina mi birakti? Yoksa ABD’nin çekildigi, ÖSO’nun eski finansörlerinin de Sam’in yolunu tuttugu yeni dönemde Idlib’de kaçinilmaz sonu gören Türkiye, Rusya, Iran ve Suriye’nin operasyon planlarinin önünü mü açiyor?
Ne olursa olsun bölge tamamen El Kaide çizgisindeki örgütlerin kontrolüne geçerken Türkiye’nin Idlib’e kalkan pozisyonunu sürdürmesi mümkün degil. Geçen yil Idlib’e yönelik operasyon planlari, kimyasal komplolara bagli olarak ABD’nin müdahale edecegine dair sinyaller üzerine askiya alinmis, Soçi mutabakati da bir ara çözüm olarak gelistirilmisti. Isin bu noktaya varacagini Ruslarin öngörmüs olmamasi mümkün degil. Putin, Türkiye’nin elindeki kozlari, Türk-Rus ortakligini muhafaza ederek almayi basardi.
***
Ucube bir hikâyenin üzerine sarmalanmis film seridi kopuyor. Hesapta Türkiye Firat Kalkani ve Zeytin Dali bölgesinden devsirdigi güçlerle Menbic’e, oradan da Firat’in dogusuna yürüyecekti. ‘Bizim asil savasimiz rejimle’ diyen cihatçilar, Türkiye’nin gündemine takilan cihatçilari hezimete ugratti. Bu ayni zamanda Türkiye’yi yönetenlerin hezimeti!
Ve maceranin son çiktisi: Süpürme sirasi Suriye ordusunda. Selamet kapisi, dönüyor felaket kapisina. Ve kapinin bu tarafinda biz variz, Türkiye var!
—————————————————–
Gazete Duvar-13-1-2019
Fehim Tastekin