Ihtiyarlamak
7 Haziran seçimlerinden bu yana sadece bir yil geçmis ama ben dahil bir çok insan sanki seneler geçmis gibi hissediyoruz. 7 Haziran seçimlerine giderken tüm Türkiye’nin partisi olacagini vadeden bir HDP vardi ve bu partinin seçimlerde gösterdigi basariyla, epey bir badire atlattiktan sonra, artik düzlüge çikiyoruz duygusunu yasamaya baslamistik.
Artik savas durmustu. Tek tük olaylar olsa da, ‘analar aglamasin’ diyenlere karsi, ‘hadi canim, analar aglamadan olur mu hiç?’ diyenleri hep beraber duygusuz ve vicdansiz olmakla asagiliyorduk.
Üstelik ’70 milyon adim’ altinda, laik ve dindar, Sünni ve Alevi, Türk ve Kürd gibi çok farkli kesimlerin barissever ve demokrat insanlari ‘Darbelere dur de! Bir daha asla!’ diyerek sokaklarda bir araya gelmis; olgunlasan bir toplum olmustuk.
Yani epey bir zamandir memlekette artik darbe olmayacagini, barisin da artik neredeyse yerlestigini düsünüyorduk.
Biz bunu ‘zannederken’, o siralarda dehset tezgâhlari hazirlayanlar varmis.
Ve seçimlere iki gün kala Diyarbakir’da patlatilan bombanin anons ettigi bir cehennem basladi; seçimler bittigi andan itibaren her sey hizla alabora oldu.
‘Çözüm Süreci zaten yok ki’ diyenlere, ‘biz de zaten Çözüm Süreci’ni bitirdik’ diyenlerin sempati ve dayanisma mesajlari cevap verdi.
Suruç’ta 20 Temmuz’da gencecik insanlar havaya uçuruldu ve iki gün sonra Ceylanpinar’da iki polis gayet organize ve karanlik bir usulle sehit edildi.
7 Haziran seçimlerinin gecesinde ‘istikrarsizlik gelir’ diyenler, terörün patlattigi bombalarin gürültüsü arasinda, ‘iste bakin, istikrarsizlik geldi iste’ diyerek ve de ‘koalisyon kurmaya çalisiyormus ama ne yazik ki bir türlü basarilamiyormus’ gibi yaparak, 1 Kasim seçimlerinden ‘istikrar için gerekli’tek parti yönetimini çikardilar.
Nedense su büyülü kelime ‘istikrar’ bir türlü gelemedi.
Tam tersine bütün umutlar uçtu.
ISID’in terörü memleketi kan gölüne çevirdi. Onunla yarisamasa da, varligi ‘bir dava ugruna’ oldugu söylenen PKK/TAK adli örgüt de insanlari ‘terörize etmek’ konusunda gereken ihtimami gösterdi.
Hendekler kazip, özerklik ilan edenler, Güneydogu’yu yerle bir etmek için yanip tutusanlara altin tepsi içinde firsat sundu.
En sonunda, daha önceki darbecilerin izinden giden 15 Temmuz darbecileri, bu sefer ‘hikmetinden sual olunmaz pek kutsal Fethullah Gülen Hocaefendi hazretlerinin açtigi isikli yolda’, Güneydogu’dan aldiklari ‘kahramanlik madalyalari’ esliginde, Türkiye tarihinin en travmatik sayfalarindan birine imza attilar.
Kimlerle, ne ölçüde isbirligi içinde, baska kimlerin hesaplarini da üstlenerek giristiklerini kisa vadede muhtemelen bilemeyecegiz ama ulusalci, Kemalist, ülkücü, dinci, Fethullahçi, Amerikanci gibi cemaatlere bölünmüs bir devletin ve ordusunun içindeki güç dengelerinin, ittifaklarin ve iç hesaplasmalarin ne kadar karanlik oldugunu damarlarimizda hissediyoruz bugün…
Ve böylesine karanlik dehlizler içinden ne tür komplolar çikabilecegini, ne tür manipülasyonlar üretilebilecegine ne yazik ki, aciyla sahit oluyoruz.
Osman Baydemir’in Meclis’te Ceylanpinar olayina iliskin yaptigi konusmanin da korkunç ipuçlarini verdigi gibi, o iki polisin sinsice katledilmelerindeki süphelerimizde ne kadar hakli oldugumuzu görüyoruz. Çok belli ki, Türkiye’nin su karanlik yilini tezgahlayanlar Ceylanpinar’la çok saglam bir hesap yapmislar.
Çünkü kendine güveni kirilmis bir toplumun, karmakarisik olmus bir dünya ve Türkiye’de sadece ‘inanmaya’ ihtiyaci var. Ve savas isteyenler, onun en kolay sunumlara inanmasinin ne kadar kolay oldugunu biliyorlar.
Yüzyillardir bu kadar savas, kriz ve travmayla yasayan; aglamayan ananin kalmadigi bu millet ‘tek adamlara’ tapmasin, ‘tek çözümlere’ inanmasin da ne yapsin?
Üstelik, ortalama normal bir ülkenin on yilda yasadigi olaylari bir sene içinde yasamis ve hâlâ Elazig, Diyarbakir terör saldirilarinda yasamaya devam eden bir toplumuz ve bu yüzden hizla ihtiyarlamaya devam ediyoruz.
Bas Haber-22 Agustos
Ferhat Kentel