Insan, çeliskili oldukça..
(Ez sima ra Tirkî vajî)
Çeliskili hallerini kendinden tasiyanlar, hep yanilticidirlar.
Sözlerinden, düsüncelerinden, îstediklerinden, istemediklerinden, amaçlarindan net degiller. Bilinç altinda, ‘zamana ve egemen akla uygun olmaya yatarlar’, gerçeklerin bu ‘uyguna olan uygunsusugundan’ korkarlar. Korkularinin esiri olanlar, ‘korkmadiklarini ispat etmeye’ çok ihtiyac duyarlar;
Bu insanlar, kendi çeliskilerinin kurbanidirlar;
‘Iyi, pozitif’ çagirisim yapan genel-geçer söylemleri, (özgürlük, demokrasi vb) genel ve soyut kulanip, somutlastirmayanlar. ‘Tabulara, diktatörlüklere’ karsi olduklarini söylerler, ama tabu yaratip, (ya da olusmus bir tabuya), kendi diktatörlerini savunular. Uygar, çagdas olduklarini, bilime inandiklarini söylerler ama, çok bahsedilen deyimle’müritlik’ yaparlar. Sosyal iliskilerde, felsefik söylemlerinde ‘insan endeksli’, bütün insanlari ‘insan’ olduklari için ‘esit görürler’, ama ‘suyu, efendi-önder-lider belirledikleri kisinin-kisilerin degirmenine tasirlar’. ‘Ya hepimim, ya hiç birimiz’ derler, bu söylemdeki erdemli-adalet çagrisimini kulanirlar ama, ‘hepimizi, sadece birimize kurban etmenin partigini sergilerler. Ortak davalari için mücadele edenleri ‘yoldas’ bilirler, bütün ‘yoldaslarin ayni derecede kiymetli-degerli’ oldugunu söylerler ama, bu ‘kiymet ve degerin’ bütün çogunluk içinde, ‘tek bir yoldasin’bütün dediklerine dinleyip-uygulayip, uygulamadiklarini ölçü belirlerler. Adaletli olduklarini, adalet ve cezai müeyideleri her kese ve esitce uygulamanin düsüncesini savunurlar ama,bunu içlerinden ‘birine-birilerine’ uygulamazlar. ‘Itirafcilara’ hakli olarak ceza verirler, ama içlerinden ‘birine-birilerine’ (ne yaparsa- ne ederse, ne kadar itirafta bulunursa bulunsun’ dokunmazlar.
Ugruna mücade edildigi söylenilen bütün (adalet, erdem, esitlik, yoldaslik, demokrasi, özgürlük, hak, hukuk) kutsal söylemlerin, bu kendisini yalanlayan çeliski duvarlarina çarpip, ‘sapka düsüp, kel görününce’, artik inandiriciligi (benim için) kalmaz. Siyaset denilen (karmakarisik) olgudan çocuk degiliz; hatalardan, yanlislardan, yanlisliklardan bahsetmiyoruz; bunlar dogal, zit yönlü, iki ayri temel anlayistan, mantiktan, iki ayri ‘dünyadan’ bahsediyoruz. Ulusal kurtulus mücadelesi de, bütün diger toplumsal kurtulus mücadeleleri gibi, (zorunlu olarak yöntemleri farkli olsa da) kurtulusun, hedeflenen özgürlügün bir adaleti vardir. Insanlar, inandiklari bu adalet özlemi için hayatlarini ortaya koyarlar; bu adalet yoksa, kirilmissa, ‘kandirilmissa’, orada artik ne bir kurtulus mücadelesi kalir, ne de onun adaleti.
Terse dönmüs-dönderilmis çeliskili insanlar, terse dönene- dönderene alkis çalabilmeyi kendilerine yakistirabilirler; insanin ‘mürit’ olma hakki da, kisiligine ‘hakaret etme ‘ haki da var. Bir sey diyemeyiz; Ama ‘müritken- aklini kiraya vermisken’ ‘demokrasiyi, adaleti, özgürlügü’ savunduklarini söyleyemezler, söyleseler de asla inandirici olmaz. Dikatinizi çekiyor mu bilemem;
Çeliskili insanlar, çeliskilerini gizlemeye siddetle ihtiyac duyarlar.
Korkaklar; ‘cesur’ olduklarini ispatlamaya çok ihtiyac duyarlar.
Diktatörler, ‘demokrat’ olduklarini, yalancilar ‘dürüst’ olduklarini, siyaset yalancilari da, yalanlarinin ‘siyasi tak-tik’ ile süslemeye,anlatmaya çok ihtiyac duyarlar. ‘Kurtariciya’ ihtiyac duyan zavali insanlar, zavaliliklarini gizlemeye, ‘çok demokrat, çok modern, çok evrensel, çok uygar’ olduklarini ispatlama oldukça ihtiyac duyarlar.
Siyasetin bir baska tarifi, kisaca ‘yalandir’. Yalanlarini ‘siyaset’ diye yapanlar, baslangiçlarda, ‘yalan siyasetlere’ karsi, ‘dogru ve adaletli siyaset’in argumanlarini kulanirlar. ‘Kulanim’ gelistikce, dürüstlügün, erdemli olmanin ‘canlari okundukca’ yaratilan imkanlara binerek, ‘devrimci ve devrim pasaliklarini’ egemen kilinca, artik ‘devrim kendi çocuklarini yemistir’. Sira; savrulan esmer ruhlu kahramanlarin kahramanliklarini, kendi ‘pasaliklari’ için kulanmaya gelir. Çünkü kahramanliklariyla topraga düsenler artik yoklar ve konusamiyorlar. Su bir tartismasiz gerçektir ki; hiç bir ulusal-toplumsal özgürlük kahramani, birilerinin ‘özgürlük pasasi’ olsun diye canlarini degil, parmagini bile kimildatmaz.
Ahmet Altan bir makalesinde, ‘Kürdler de, Türkler de korkaktir’ diye belirtir. ‘Çeliskiler barindiran insanlar’ bu tespiti dogruluyor. Ben bunu bir ‘özet örnekle’ belirteyim;
1- Atatürk’ü sevmedikleri halde, ‘maaslari kesilmesin-mevkileri düsmesin’ diye, basta Erdogan, cümle benzerleri(Erdogan sanki Kemal’den ayri ve farkliymis gibi,Inönü’yü elestiyor, ama anitkabire saygi ile egiliyor. Çünkü Inönüyü elestirmek, artik zararsiz ve kolay’) böyledirler. Kendisine para akitilan Türk sahnelerinin hizmetcisi, mektepsiz’ imparator’ Tatlises,rahatlikla ve daha da ileri giderek, meshur ‘Kürd faili meçhulcusu’ Agar için ‘iki gözüm var, gerektiginde birini Mehmet Agar için veririm’ demesi, ‘gerektiginde katletmeleriyle meshur olmus birine ‘çikartacak göz’ sevmekten mi, korkudan mi?
2-Kendilerini özgürlük için daga vuranlar, nasil oluyor da, haksizlara, yalanlara, tabulara, ‘agasina-pasasina’ karsi biribirlerininin yerine ölümlere giderlerken, siyasi kaderlerini ellerinden almis, ugruna gözlerini kirpmadan ölümlere gittikleri amaç ve ideallerini ters-yüz eden ‘mevki-makam, siyaset efendilerine’ karsi ‘sus-pus, el pençe’ olabiliyorlar?
Tuhaf! Çok tufa!
Sanki çeliskiler ve çeliskililer, imkan ve imtiyazlari ellerine alabilmis cümle korkaklar, biribirlerini idare ediyorlar. ‘sankisi yok’.
Benim kederli ülkemin haline bakin ki; yillardir (göz göre-göre, kulak isite-isite) siyasette takla atanlar, devletsizligimizin üzerinde bina etmis, bütün hayatlarimizi tar û mar etmis Türk devlet sisteminin içine bizleri çekmenin ugursuz çabalariyla, rant-mevki-söhret oyunlarini, (yine gözlerimizin içine bakarak-muhaliflik oynayarak) sürdürebiliyorlar.
Insanlik; çeliskili hallerin çikar ve yalan siyasetinde kaybedilen zamanlarin karanlik tünellerini, kirarak ilerliyor ilerlemesine de; bu tuhaf ara asamalarin ‘geçiciliklerinde’, yanlisliklarin-kazalarin kursunu degil; ‘ters dönderilmeye’ alkis çalanlarin içine düstükleri haller insani asil kahrediyor.
Çeliskili insanlar, ‘kisilik çözümlemelerini’ oynaya-oynaya bu hale geldiler, getirildiler.
Ben size, cümle manipulasyonlarin, naylon gündemlerin içinde, ‘entegrasyon perdesinin’ altina ‘gömülmek istenen’ gerçegin sifresini vereyim, andini yapayim kisaca;
Bir Kürdistan yurtseveri olarak evrenselim; diyorum ki; DÜNYADA BÜTÜN DEVLETLERIN, ORDULARIN LAGVEDILMESINI ISTEMEYENLER KAHROLSUN!
Bunu eger hiç bir millet istemiyorsa, o zaman; SADECE KÜRDLER IÇIN ISTEYENLER KAHROLSUN!
Kendim için istediklerimi, dünya alem için de istiyorum.
Dünya alem için istediklerimi, kendim için de istiyorum
(Hayatin gerçeklerininin beni zorunlu kildigi ‘bir Kürdistan yurtseveri, haydi çeliskili cümle kisilerin inadina belirteyim; ‘bir Kürdistan milliyetcisi, bir ‘kürdçü’ olarak, bunlari belitiyorum. Daha ‘ilerisini’ belirtebilecek varsa, buyursun. )
‘Amerikayi yeniden kesfetmenin’ masallarina gerek yok! Iletisimin devrim yaptigi bilgi çagindayiz, Çeliskilerin, niyetlerin, planlarin, amaçlarin ‘bir müddet’ gizlenebildigi, ‘bilgi kirintilarin insafina kalmis ‘bir Dünya yok artik’
2014 yili da, böylece adina ‘süreç’ denilen bir masal ile kaybedildigini ‘bilmiyor gibi (mi) yiz?
Yapmayin, (sanmayin) yaziktir!i
Biz ne savas ‘sevdalisiyiz’ , ne de kölelik! ‘Baris’ diye bize köleligin sükünetini, statü(süzlügü)nü dayatanlar insanlasmadiklari için, istemedigimiz savasi savunduk, çünkü baska çare yoktur.
‘Dinsizin hakkinda imansizin gelme’ mecburiyetinin, ‘mecburiyetler’ olmaktan çikacagi bir ülkedir özlemimiz.
Peki bu gerçekligi bulaniklastiran, ‘anlasilmaz kilmaya çabalayan’ çeliski yumaklarina, çeliskililere ne oluyor?
Bu tuhaf durumu kendisine layik görenlere; ‘daha nicelere layik olmalarini dilerim’.
Ilhami Sertkaya