Makale

Insancil hukuk ve Kürt çocuklari

Savaslarin nedenleri, kapsami, niteligi, statüsü ve hatta tanimi konusunda herhangi bir konsensüs beklentisi olmaksizin sayisiz görüsler öne sürebiliriz. Hangi durumlarin savas, hangilerinin silahli çatisma, dolayli çatisma, düsük yogunluklu çatisma, hangi hallerin mesru müdafaa kapsaminda sahip olunan ‘hak’ oldugu gibi konularda da ayri ayri fikirlere sahip olabiliriz. Ancak savaslarin neden oldugu tahribatlar ve bu tahribatlarin en aza indirilmesi için evrensel tedbirler alma, tedbirleri hayata geçirme ihtiyacina itiraz edecek kimse yoktur kanimca.

Iste bu ihtiyaçladir ki önceleri ahlaki ve dinsel temellere dayandirilan, geldigimiz noktada insan haklarinin vaz geçilmez bir parçasi olarak kabul gören, ‘ teamülleserek’ ortak hassasiyetler gelistiren ‘tedbirlerin hukuku’, insanlik gündemine her daim gelmistir. Savasin acilarini azaltmak; taraf gözetmeksizin kadin, çocuk, yasli, hasta, yarali gibi risk altindaki gruplarin korunmasini en üst seviyeye çikarmak, kültürel mirasin tahribatini önlemek insani ve insanlik gelecegini korumakla es anlamli sayilmistir. Savasin dahi kurallari bu ihtiyaçla kodifiye edilmis, olusturulan kurallar manzumesine uyma zorunlulugu maddi hukukun dayatmasindan ziyade insan haklarina sayginin geregi etik degerler dizgesi olarak addedilmistir. Felsefesini ‘insana deger’den alir. Belki de bu yüzden hukuk ve insan haklari retorigi içinde Savas Hukuku terimi tercih edilmeyerek, ‘Insancil Hukuk’ terimi daha çok itibar görür.

Insan Haklari Hukuku temel olarak savas disi dönemlerde devlet ile birey, grup, halk arasindaki iliskileri düzenler. Savas kosullarinda bile askiya alinamayacak degerleri formüle eder. Ancak , uluslararasi silahli çatismalarda ve uluslararasi olmayan silahli çatismalarda yerini kendisinin temel ve evrensel prensipleriyle çelismeyen ‘Insancil Hukuk’a birakir.

‘Insancil Hukuk’ savastan, çatismalardan kaynakli eylem ve sonuçlarin mekanizmalarini formel hale getirirken, Insan Haklari Hukukuna dayanir. Dolayisi ile iki hukuk alani bir biriyle baglantili ve birbirlerini bütünleyen niteliktedir. Ancak sunu söylemek mümkün: Insancil hukuk, bir bakima savasin hukukunu insaa eder. ‘Taraflar savasirken bile temel insan haklarini nasil koruyabilir? Evrensel insanlik degerleri ile savasin dinamikleri arasinda nasil bir uzlasi kurgulanabilir veya kurgulamak mümkün müdür? Insanlik ortak bir aile ise bu aileye mensup savasan, çatisan taraflar bu büyük aileye karsi görevlerini hangi mekanizmalarla yerine getirir? Taraflar savasirken sonsuz hareket kabiliyetine sahip midir? Haklari sahip olduklari güçlerle mi orantilidir? Savasin yöntemlerine, biçimlerine tek baslarina karar verme hakkina sahipler midir? Savasin formellesen bu etik ve moral kurallarina kimler uymakla yükümlüdür? ‘ gibi onlarca sorunun cevabini arar. Bu sorulara verilecek cevaplarin karsisina da yükümlülükleri konumlandirir, savasan tüm taraflarin riayet etmekle yükümlendirdigi standartlar olusturur. Standartlara aykiriligi ise ‘savas suçlari’ kapsaminda yaptirimlara baglar. En önemlisi de yükümlülükler; bir devletin bütününde veya bir kisminda silahli çatisma oldugunda, uluslarin kendi kaderini tayin hakki çerçevesinde rejime karsi çatismasinda da uygulama alani bulur. Devletler ve ordular, parali askerler, silahli güçler ve hatta silahli güçlerdeki her bir birey insancil hukukla baglidir.

Insancil Hukukun hassasiyetle odaklandigi konulardan biri de çocuklarin silahli kuvvetlere veya silahli gruplara alinmasiyla ilgilidir. Cenevre Sözlesmeleri ile Ek I ve II. Protokolde çocuklarin silah altina alinmasi açikça yasaklanmaktadir. Bu yasak ayrica Çocuk Haklarina Dair Sözlesme’ de, Afrika Çocuk Haklari ve Sagligi Sartinda ve Çocuk Isçiliginin En Kötü Biçimlerine Iliskin Sözlesme’de de yer alir. Uluslararasi Ceza Mahkemesi Statüsü uyarinca silahli kuvvetlere veya gruplara’çocuklarin yazdirilmasi veya silah altina alinmasi’ hem uluslararasi hem de uluslararasi olmayan silahli çatismalarda savas suçu teskil eder. Uluslararasi Kizilhaç ve Kizilay’in 1986 ve 1995 yillarinda aldigi kararlarin da bu yönde oldugunu belirtelim.

Çocuk Haklarina Dair Sözlesme’ye ekli Çocuklarin Silahli Çatismaya Karismalarina dair Ihtiyari Protokol uyarinca hiçbir kosulda ne devletlerin ne de silahli guruplarin 18 yasin altindaki çocuklari silah altina almamasi gerektigine vurgu yapar. BM Genel Sekreterligi bir adim ötesine geçerek, devletlerin askerlik yasini tercihen 21 yasindan asagi tutmamasini ister.

Çocuklarin uluslararasi ve uluslararasi olmayan silahli çatismalara faal olarak katilmasi da ayni çerçevede yasaklanmis, böylece çocuklarin birakin silahli güçlere katilmasini çatismalarda faal olarak yer almasinin bile önü alinmak istenmistir.

Devletlere ve hükümetlere yüklenen özel yükümlülükten de bahsetmek gerek. BM Güvenlik Konseyi, BM Genel Kurulu ve BM Insan Haklari Komisyonu, silahli çatismada yer almis çocuklarin rehabilitasyonunun ve yeniden entegrasyonunu talep etmekte, Çocuk Haklarina Dair Sözlesme’ye ekli Çocuklarin Silahli Çatismaya Karismalarina dair Ihtiyari Protokol devletlerin ‘sabik’ çocuk askerleri dagitmak, rehabilite ve topluma entegre etmek için tedbirler almalarini özellikle sart kosar.

Tüm bu uluslararasi belge ve sözlesmeler PKK’yi de harekete geçirmis 2013 yili Ekim ayi içinde Isviçre merkezli Cenevre Çagrisi Halk Savunma Merkezi’nin ‘ Çocuklarin Silahli Çatismalarin Etkilerinden Korunmasina Dair Taahhütname’yi imzalamaya yöneltmistir. Uluslararasi hukukun geldigi noktada PKK’nin de kendisini bu ortak teamüllere uyarlama çabasi son derece önemlidir. PKK bu imza ile kendini uluslararasi yükümlülük altina da koyma cesareti göstermistir.

Çocuklari PKK’ye katilan ailelerin, yaslarinin küçük olmasi nedeniyle çocuklarinin geri gönderilmesi amaciyla Diyarbakir Büyüksehir Belediyesi önünde baslattiklari eyleme katilan aile sayisi günden güne artarken, PKK’nin çocuklarla ilgili reel politikalarini hem kendi iradesiyle imzaladigi taahhütnameye hem de tüm insanligin ortak kriterleri halini alan Insan Haklari Hukukuna ve Insancil Hukuka uyarlamak zorundadir.

Dünya ortak bir hukuk tahayyülü kurarken Kürtlerin kendilerini bundan ayrik saymasi da mümkün degil kuskusuz. Ulusal haklarini talep eder ve bu çerçevede örgütlenirken, mücadele yöntemleri gelistirirken kendisini tüm Dünyanin disinda tutarak, ortak felsefeden uzak durmasi düsünülemez. Kürt halkinin taleplerinin kendisi uluslararasi hukukun bir parçasi iken, bu haklarin gerçeklesmesinde basvurulan yol ve yöntemlerde gelistirilen pratikler de bu anlayisla formüle edilmelidir. Bir taraftan ulusal haklarin insan haklari geregi oldugundan yola çikarken, diger taraftan öncelikle kendi halkina yönelik hak ihlallerine sebebiyet vermek, dahisi uluslararasi mecrada yükümlülükleri ihmal etmek, görmezden gelmek izahtan yoksun çeliskiler yumagidir.

Kürt Ulusal Mücadelesinde agirlikli bir nicel noktaya tekabül eden PKK öncelikle uluslararasi yükümlülüklerini halkina karsi yerine getirmelidir. 18 yasin altindaki tüm savasçilarini çatisma alanlarindan geri çekerek, silahsizlandirmak yükümlülügündedir.

Devletin de uluslararasi hukuk çerçevesinde savasan/çatisan çocuklara karsi yükümlülügü de göz ardi edilemez. Savasan çocuklarin geri dönmesi için her türlü yasal tedbirleri almak devletin uluslararasi hukuktan kaynakli yükümlülügüdür. Özellikle silahlardan arinacak, çatisma alanlarindan geri dönecek tüm çocuklarin ceza almayacaklarini garanti altina almak, hukuki tedbirleri simdiden deklare etmek günlük hayatlarina güvenlik içinde devam etmenin kosullarini olusturmak durumundadir. Çocuklarin daga yönelmesinin temel nedenlerini bertaraf ederek, kürt halki üzerinde yillardir sürdürülen politikalarina son vermek, esit ve adil yeni bir yapilanmanin yolunu açmak zorundadir.

Uluslararasi yükümlülügün her iki tarafa da yükledigi hukuki sorumluluklar öncelikle bunlardir.

Hukuk üzerinde uzlasilan düzen ve yükümlülükler aracidir. Hukuk karsisinda kendini sorumlu saymamak insanlik reflekslerinin beklentilerine cevap vermemek, uluslararasi hafizada bir mesruiyet sorununa yol açacagi gibi, evrensel hukukun disinda kendini özerk saymak, yükümlülükleri yerine getirmemede gerekçeler dile getirmek, parçasi oldugumuz dünyanin disinda kendimizi konumlandirdigimiz anlamlarina da gelecektir.

Hamiyet Çelebi

Back to top button