Makale

Insanlar ve tarih 4. Bölüm OSMANLI GIDINCE NE DEGISTI?

Osmanli imparatorlugunun çöküsünü getiren ise Sovyet benzeri bir devrim degil, Balkan halklarinin bagimsizlik savaslari ve asil olarak da 1. Dünya Savasi sirasinda emperyalist ülkelerin Osmanli egemenligi altindaki ülkeleri isgal edip bölüsmeleri oldu

Imparatorluk çökerken Türk milliyetçilerinin son bir hamlesi ile Anadolu tümden parçalanmaktan kurtuldu, yerine Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Ama Anadolu o dönemde de farkli milliyetleri (Ermeni, Rum, Kürt, Laz, Çerkez, Arap) ve farkli inançlari (Sünni Müslüman, Alevi, Hristiyan, Êzidi) barindirdigi halde yeni sistem Sovyet benzeri adil ve esitlikçi bir sistem degildi. Ermeni Halki zaten daha önce kirim ve sürgüne tabi tutulmustu. Rumlar da ‘Istanbul’daki bir bölümü hariç, sürüldü. Kürtlere ve diger halklara, diger inançlara karsi ise ‘Türk-Islam sentezi’ anlayisi ile bir asimilasyon politikasi izlendi, ülkede yasayan her kes zorla Türk ve Sünni Islam yapilmak istendi.

Kürtler, Ortadogu cografyasinda, kendi ülkeleri Kürdistan üzerinde yasayan, kendilerine özgü dilleri ve tarihleri olan kadim bir halkti. Ülkeleri daha önce Osmanli ve Iran arasinda bölünmüstü; 1. Dünya Savasi’nin ardindan ise bölgede yeni olusan üç devlet (Türkiye, Irak, Suriye) arasinda bir kez daha bölündü ve tüm bu devletlerde kendilerine esitlik temelinde bir statü taninmadi. Savas sirasinda isgalci güçlere karsi direniste büyük pay sahibi olmalarina ragmen yok sayildilar.

Bu politika elbet yanlisti, milliyetler sorununu çözemezdi ve bir dizi soruna, özellikle birbirini izleyen Kürt ayaklanmalarina yol açti.

Milli meselenin çözümü bir ülkenin çagdasliginin, demokratiklesme düzeyinin de bir göstergesidir. Besbelli Isviçre, Kanada, Belçika çagdas ölçülere göre ileri derecede demokratik ülkelerdir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulusuna öncülük edilen Kemalistlerin ‘devrim’i ise milli meseleyi çözemedigi gibi tek partili sistemiyle emekçilerin ve farkli görüslerin örgütlenmesine de firsat vermedi ve bu haliyle kaçinilmaz olarak bir baski rejimine dönüstü. Kürt dili yasaklandi. Baskilara karsi Kürt toplumunda olusan tepkiler kiyim ve sürgünlerle karsilandi.

Çok partili sisteme geçildikten sonra da durum degismedi. Sol partiler ve dernekler 1990’li yillara kadar yasakliydi. Kürt sorununun çözümünü gündemine alacak parti ve derneklerin kurulmasi bir yana, sorunun tartisilmasi bile son yillara kadar mümkün degildi..

Özetle söylersek, Cumhuriyetin kurulusuyla birlikte Türkiye’de olusan sistem çagdaslarinin bir bölümüne göre çok geriydi, demokratik degildi. Yönetim, sorunlari dogru biçimde tespit edip çözümü yönünde adim atacak bir ileri görüslülüge sahip degildi. Baski ve siddeti baslica ve genelgeçer yöntem saydi.

Bu nedenledir ki bu ülkede sorunlar çözülemedi, giderek agirlasti ve yeni sorunlara yol açti. Ülke baris yüzü görmedi. Devlet, özellikle Kürt sorunu nedeniyle sinirlarinin içinde nerdeyse sürekli olarak savasti, köy ve kentleri bombaladi, kiyim ve sürgünlere basvurdu, zaman zaman da komsulariyla karsi karsiya geldi. Sinirlarina tel örgü ve duvarlar ördü; buna ragmen zaman zaman bu sinirlari asip komsu ülkelerdeki olaylara bulasti. Son dönemde Irak ve Suriye sinirlarinda oldugu gibi… Ordu ve polis gücü durmadan büyür, militarizm güçlenirken, ülke gelirinin önemli bir bölümü bu ise gitti.

Sistem kendisini laik diye sunmaya çalistigi halde, bu alanda da gerçek bir laiklikten çok uzak kaldi. Hristiyan azinliklara karsi tutum, özellikle de ülke nüfusunun önemli bir bölümünü olusturan Alevilere yönelik baskilar bunun somut örnegi.

Yeni rejim farkli halklara ve inançlara karsi Osmanli’dan bile daha baskici idi. Osmanli hiçbir halkin adini, dilini, inancini yasaklamamisti. Osmanli döneminde Kürt beylikleri görece bir özerklige sahiptiler ve Kürdistan’daki medreselerde Kürtçe egitim yapilmakta idi.

Tüm bu nedenlerle ülke Cumhuriyet döneminde de demokrasiden ve baristan yoksun kaldi.

Su anda da ne iktidarin ne muhalefetin Kürt sorununun çözümüne ve gerçek bir laiklige, yani inanç özgürlügüne yönelik bir projesi yoktur.

AK Parti iktidari 2010’lu yillarda baslattigi diyalog ve baris sürecinden geriye döndü, Bahçeli ve Perinçek gibileriyle yan yana düstü.. Zaten o zaman da derli toplu bir çözüm projesi yoktu. Ana muhalefet CHP’ye gelince, onun bu konuda hiçbir projesi yok. Su irkçi ‘Andimiz’in kaldirilmasina bile karsi çiktilar.

CHP tek parti döneminin kamburunu sirtindan atamiyor. AK Parti’nin yanlislarinin daha da birikip kendisini iktidara tasimasini bekliyor.

Örnegin su ‘128 milyar dolar’ meselesi… Elbet bu basit bir olay degil, 128 milyar dolar da az para degil. Ona ne oldugunu sormak muhalefetin görevidir. Öte yandan sistem bakimindan bundan çok daha önemli seyler de var. Örnegin Kürt sorununda izlenen yanlis politikanin, ve bunun yol açtigi kirli savasin, daha öncesi bir yana , su son 40 yilda yol açtigi dev kayiplar… Resmi agizlarda bile bu trilyonlarca dolar olarak ifade ediliyor. Yani 128 milyar dolarin belki on, belki 20 kat daha fazlasi… Bu savas nedeniyle Kürdistan’in yanip yikilmasi, milyonlarin sürgünü, tarim ve hayvanciligin ugradigi büyük kayiplar bir yana, iki taraftan da toplam 60-70 bin dolayinda genç insanimizin kaybi parayla ölçülebilecek sey degil.

Bu savas nedeniyle ülkenin ekonomik dengelerinin bozulmasinin yani sira, toplumun içine düstügü savas sendromunu; siddet furyasinin sokagi, aileyi sarmasini, insanlarin her an patlamaya hazir hale dönüsmesini de unutmamak gerek.

Demek ki Kürt halkina yönelik söz konusu baski politikasi Türk halkina da çok büyük zararlar veriyor. O ayni zamanda Türk halkinin ayaginda bir pranga.

Marks, ‘baska bir ulusu ezen ulus kendisi de özgür olamaz’, demisti. Türkler ve Kürtler bakimdan yasanan tam da budur.

Bu kirli savas ne ugruna? Ülke nüfusunun üçte birini olusturan Kürt halkina mesru haklari taninsa, ülke gerçeklerine uygun federal bir sistem olusturulsa bu gerginlik, bu çekisme, bu kirli savas olur muydu? Bunca servet bosa harcanir miydi? Bunca ölüm, yikim olur muydu? Türkiye demokrasi ve insan haklari alaninda çagdaslarindan bu derece geri kalir miydi?

Ama iktidar geçmisin yanlislarini tekrarliyor ve üstelik de sosyal demokrat geçinen sevgili ana muhalefet partisi bu konuda agzini açmiyor. ‘Yahu kardesim, gelin bu kirli, bu manasiz savasi durduralim, soruna esitlik temelinde adil bir çözüm bulalim; öyle ki gençlerimiz ölmesin, ülkemiz yanip yikilmasin, bunca servet heba olmasin; ülkeye baris ve demokrasi gelsin,’ demiyor.

Demiyor, çünkü bu ülkede sovenizm akillari esir almis.

12 Agustos 2021

Kemal Burkay

Back to top button